Allahu Zülcelâl, ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “İman edip salih amel işleyenler ve Rablerine karşı edepli olanlar, güvenen ve itaat edenler var ya, işte bunlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar.” (Hud; 23)
Bu ayeti kerime, müminler için en büyük müjdedir. Yalnız, Allahu Zülcelâl, iman ettikten sonra, salih amel yapmamızı emrediyor. Salih amel ile de kastedilen, hem insan olarak kendi aramızda olan hukuka riayet etmek, hem de Allahu Zülcelâl’e karşı olan hukuka riayet etmektir. İşte, bu ayeti kerime, bu şekilde salih amel işleyen kimseler için büyük bir müjdedir. Çünkü bu ayeti kerimede methedilen kimseler, Allahu Zülcelâl’e karşı yaptıkları ibadetleri gönülden ve huzur içerisinde yaparlar. Yani, ibadetlerini gaflet içinde ve adet haline gelmiş olan bir iş gibi değil de dosdoğru bir şekilde yaparlar.
Bu yüzden onlar, cennet ehlidirler ve ebediyyen orada kalacaklardır. Cennette dahi Allahu Zülcelâl’in zatına âşıktırlar. Zaten onların cennete girmelerinin sebebi, dünyada iken yalnız Allahu Zülcelâl’in rızası için ve O’nun zatına âşık oldukları için ibadet yapmalarıdır. Bu kimselerin, cennette dahi Allahu Zülcelâl’in zatına âşık olmaları, Allahu Zülcelâl’in fazlı keremidir. Yine aynı şekilde imanın nasip olması, ibadetin yapılması da O’nun fazlı ve ihsanıdır. Yoksa hiç kimsenin haddi değildir. Allahu Zülcelâl bize iman verdiği için iman ettik; ibadet yapabilme kuvveti verdiği için ibadet yapabiliyoruz.
Bütün bu nimetlere karşılık olarak Allahu Zülcelâl’e daima hamd etmemiz lazımdır. İnsan, daima kendini Allahu Zülcelâl’in huzurunda hazır olarak görüp, O’na yalvarmalıdır. Eğer insan böyle olursa inşaallah, Allahu Zülcelâl’in huzuruna tertemiz bir şekilde çıkacaktır.
Kaçırdığımız fırsatlar
Eğer biraz derin olarak düşünecek olursak, Allahu Zülcelâl’in bize ne kadar çok fırsatlar verdiğini ve bu fırsatları elimizden nasıl bir bir kaçırdığımızı görürüz. Hatta elimize verilen fırsatları kullanmayışımızın, ilerde bize ne büyük zararlar vereceğini de anlayabiliriz. Örneğin; elinde keser bulunan bir marangoz düşülenim.
Elindeki keserle kapı, pencere, masa gibi hem kendisine hem de diğer insanlara faydalı olan birçok eşya yapabilir. Ama marangoz keseri kendi kafasına vurursa, o keser marangoza zarar vermiş olur. Allahu Zülcelâl de bize çok büyük bir nimet olarak dil vermiştir. Bizim için faydalı olan birçok işi dilimizle yapabiliriz. Kur’an okumak, “La ilahe illallah” veya “Subhanellah” gibi zikirleri dilimizle yapabiliriz. Marangozun keseriyle olduğu gibi biz de dilimizle hem kendimize hem de başka insanlara faydalı olabiliriz. Ama marangoz keseri ters çevirip kendi kafasına vurduğu zaman, kendini nasıl helak ederse; biz de dilimizi faydalı işleri yapmakta kullanmak yerine, başkaları hakkında koğuculukta veya boş konuşmalarda kullanırsak, aynı marangozun keseri ile kendini mahvetmesi gibi, dilimizle kendimizi mahvetmiş oluruz.
Ne dünyasına, ne ahiretine yaramayacak olan konuşmaları yapan kimse, yeryüzünde en çok günah sahibi olan kimsedir. Demek ki dil menfaatli olduğu gibi, zararlı da olmaktadır. Onun için konuştuğumuz zaman faydalı, Allahu Zülcelâl’in rızasına götürecek konuşmalar yapmamız lazımdır.