Doğruldu, önce 'sünnet'i harfiyle uygulayarak önce sol ayağını atıp yüzünü yıkamaya girdi. Çıkarken sağ ayağını atmayı da kesin surette ihmal etmedi.
Kahvaltı masasına oturdu. Eşi Süreyya hanım yumurtayı iyi haşlayamamıştı. Eşine güzel bir fırça çekti,kalbini kırdı. Şu "çifte mübarek" günde böyle yumurta yapılır mıydı?
Ne de olsa fazla sinir günahtı, diyerek sustu. Mutfak rafından zikirmatiğini aldı. Salavat sayısının 3bine ulaşması onu çok mutlu etti. Kibir ifadesinin belirtisi olan bir tebessüm etti.
Tam o esnada salon camlarından bir kırılma sesi geldi. Hızla oraya yöneldi ve camlarını bir topun kırmış olduğunu gördü. Mahalledeki çocuklar... Hızla pencereye çıktı ve çocuklara ağzına ne geldiyse söylemeye başladı. Topu maddi durumu pek iyi olmayan komşusunun çocuğunun attığını görmesine rağmen, o aileden camın maddi hasarının karşılığını istedi.
'Zaten kim zengindi ki? Herkesin maddi problemi vardı(!), İş başka, komşuluk başkaydı(!)
Büyük bir sinir harbinden sonra vicdanını dindirircesine 'Tövbe Estağfirullah.. İnsanı dininden ederler.' çekerek evden çıktı. Çıkarken ayet-el kürsi okumayı da es geçmemişti.
Kendisi hali vakti yerinde bir esnaftı. Şehrin en işlek çarşısında büyük bir mağazası vardı. Mağazasını besmele ile açtı,ilk müşterisi almak istediği ürün konusunda pazarlık yaparken 'geldiği paraya satıyoruz, zaten çok az kâr ediyoruz' diyerek yaptığı büyük kârı dili ile inkar etmişti. Kendisi 'Şaka dahi olsa yalan söylemeyin' denilen hadisi de gayet iyi biliyordu.
Daha sonra mağazasındaki bilgisayara oturdu ve lüks bir tur şirketine yaptığı 4.umre başvurusunu kontrol etti. Daha evvel iki kere de 'hacı' olmuştu Muhsin bey. Yüreğindeki iman nasıldı, tarif edemezdi ki dayanamıyordu kutsal toprakları uzun süre görmemeye.. Bu uğurda yaptığı büyük kâr'lardan büyük büyük meblağlar ayırıyordu, hiç de gözüne gelmiyordu. 'İmanlı adam üç'e, beş'e bakar mıydı?'
Sahi Muhsin bey en son ne zaman zekat vermişti? Geçen gün yolda gördüğü dilencinin cebine 10 tl koyuşu büyük hareketti. Sonuçta satılan ufak bir mendil ve Muhsin bey o adamın cebine 10 tl koydu. Bundan güzel zekat mı var? Ha bir de, geçen yılın ramazanında iftar çadırına 10 kişinin öğününü karşılamak için '50' tl bağış yapmıştı. Tabi bunda Süreyya hanımın 'büyük' bir etkisi vardı.
Cuma vakti gelmişti. Camiiye gitmek üzere yola çıktı, abdestini camiide alacaktı. Kalabalık itibari ile abdest alma bölümü çok kalabalıktı. sıraya girdi, yanlışlık ile marka ayakkabısının giyilmiş olduğu ayağına basan yaşlı bir amcayı, 'mimiğiyle' kırmıştı. Biraz da sesini yükseltti. 'Dikkat etsene amca! Görmüyor musun sağ taraf bomboş!'
Cuma vaazına kaldı. Müslüman adam vaaz'dan kaçar mıydı? Vaazda desteklediği parti/lerin övgüsü yapılıyordu. Hoşuna gitti. Ne de olsa 'hayal ettiği(!) sistem' bir gün gelecekti. Allah'ın yasalarına birebir ölçüşen devletin(!) diyanetine göre de öyleydi tabiki, o diyanetin imamına göre de..
Sonra arabasını yıkattı. Son model arabasının en parlak aynasının olduğu yere 'Bereket duası, Ayet el Kürsi' asmayı ihmal etmedi. Müslüman adam arabasından belli olurdu! Arabasını "iman'lı araba"ya çevirmek ile uğraşırken, İkindiyi kerahat vaktine bırakmıştı..
Akşama doğru evine döndü. Kızları 'marka' tesettür mağazalarından 'yeni sezon' ürünlerini almak için azımsanamayacak miktarda para istediler. Kendileri modadan geri kalmazdı, öyle kalmazdı ki, uzun kıyafetler onlara göre değildi. Muhsin beyin hiç de gözüne gelmedi, ne de olsa kızları kapalıydı. Faiz ile birikmiş (kendisine göre faiz değil 'katkı payı' idi), kabarmış ekonomisi ile kızlarının İslami kıyafetlerini karşılayacaktı.
Halbuki göremiyordu, kızları yalnızca İslam'a 'kapalıydı'(!)
Karnı acıkmıştı. bir an önce yemek yemeliydiler. kutlu doğum programına yetişmeliydiler. Masalarını süsleyen '3-4' çeşit yemek. Boykotlu,helal olduğundan emin olmadıkları et'leri afiyetle yerken Muhsin bey takımının futbol maçını izliyordu. Maç kritikti, başlamadan önce takımının maçı kazanması için Allah'a dua etmişti... Yemeğini yerken takımının futbolcularına kızıp ağır cümleler, hakaretler sarf etti. O esnada onu arayan annesini de azarlamıştı. Maçın olduğunu ve sinirli olduğunu söyledi.
Sonra takımı beklediği golü buldu. Öyle çok sevindiki,yerinden kalktı. Ve bir sevinç çığlığı attı. Sanki birinin hidayetine vesile olmuş da, mutluluğu yaşıyor gibiydi..
Her şeyin arkasından 'Tövbe Estağfirullah..' ını çekip haberleri açtı. Suriye, Filistin, Arakan temali kanalları 'özellikle'değiştirdi. İçi sıkılıyordu, hem de böyle mübarek günde!
Evden ailecek çıktılar. Kızları ve eşi çok 'şık' giyinmişlerdi. Ne de olsa kutsal bir gündü. Kendisi de öyle giyindi. Muhsin bey arabasını çalıştırmadan önce tüm aile bireylerine 'besmele' çektirdi. Kız arkadaşına mesaj atan ergenlik çağındaki oğlu besmele ikazını duymayınca, espriyle gülme karışık; 'oğlum, besmele bizim gelinden daha hayırlıdır' dedi ve yola koyuldular.
Trafiğin sıkışık olması itibariyle Muhsin bey sağında ve solundaki şoförlere sıkça 'sövdü'. Hareketleriyle çevresindeki insanları rahatsız ediyordu. Sonra aynadan sallanan ayet el kürsi'yi görünce, dinini anımsayıp, Rabbim sabır ver dedi.
Programa gittiler. 'bidat' kutlamasına başladılar. Kendilerinden geçtiler. Kur'an da vardı müzik de. Dini konuşmalar onların takvalarına takva katıyordu. kız-erkek karışık muhteşem bir programdı, tam da çağa uygun diye düşündüler. Programda efendimiz için bir mum yakılıp pasta kesilmediği kalmıştı. Hoş kesilseydi, Süreyya hanıma göre çok daha güzel bir program olacaktı.
Sonra eve döndüler. Saat iyice geç olmuştu. Muhsin bey başını yastığa koydu. Geçirdiği 'takvalı' günden vicdani huzur ile birlikte uykuya daldı...
"Hakkı batıl ile (birbirine) karıştırmayın!" Bakara/42