You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

MÜ’MİN VE KAFİR

MÜ’MİN VE KAFİR

Üye
MÜ’MİN VE KAFİR
Bismillahirrahmanirrahim
İnsanlar çeşitli inanç ve sistemlere bağlıdırlar. Bunları şu şekilde sınıflandırmamız
mümkündür: Mü’minler, muttakiler ve fasıklar, kafirler, zımmîler, müahhidler ve muharipler,
muharip kafirleri de ayrıca ikiye ayırabiliriz. Ehli kitap olanlar ve ehli kitap olmayanlar. Bu
sınıflandırmanın neticesinde de, onlara karşı birbirine uyan ve uymayan tavırlar takınıyoruz.
Fakat bütün bunlar genel çerçevenin, yani iman, nifak ve küfür çerçevesinin içindedir.
Dostluk, sevgi, kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma ve beraberlik mü’minlerle, hoşlanmama,
nefret ve mücadele diğerleriyle… Bazı işlerin ayrıntılarında bizimle uyuşsalar bile bu pratikte
genel görüşümüzü etkileyemez. Resûlullah (s.a.v.) zamanında Müslümanların kalpleri, İranlılara
karşı Bizanslılarla beraberdi. Bizanslılar ehli kitap ve İranlılar ehli kitap olmadıkları için,
Bizanslıların galip gelmelerini istiyorlardı. Fakat bu, hiçbir zaman Müslümanların iki tarafı da
kafir ve Müslümanlara düşman saymalarına ve her iki tarafla savaşmalarına engel olacak
nitelikte değildi.
Durum böyle iken Müslümanlara ne oluyor da sosyalizm, demokrasi veya başka bir
düşünce veya sistem etrafında toplanarak Müslüman kardeşlerine karşı kafirlere yardımcı
oluyorlar. Bu hareketleri onları dinden çıkarır ve nifaka götürür. (İslâm Cilt:1 Sayfa:208). Bu mana
bazı Müslümanlar tarafından açıklıkla bilinmediği için bu duruma varıldı. Müslümanlar
partiler kurdular veya parti ve gruplara katıldılar. Bu grup ve partiden olanlarla kardeş oldular,
dost oldular. Hem de bu partilerin kurucuları veya liderleri, kafir oldukları halde… Bu
partileri kuran ve yönetenler çoğu kez Hıristiyan ya da Yahudi veya inkarcı kimselerdir.
Kendi partilileri olan bu kafirlere itaat ettiler. Halbuki Yüce Allah (c.c.) bütün bu davranışları
yasaklamaktadır: “Ey iman edenler, eğer kafirlere itaat edecek olursanız, sizi geriye, kendi
dinlerine çevirirler de dünya ve ahirette ziyana düşenlerin haline dönersiniz.” (Âl-i İmran:139).
“Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir topluluğa uyarsanız,
sizi imanınızdan sonra çevirirler, kafir yaparlar.” (Âl-i İmran:100). “Kafirlerin emirlerine itaat
etmeyin. Onlar o kimselerdir ki, yeryüzünü fesada verirler de düzeltemezler.” (Şûrâ:151-152).
Kur’an-ı Kerim bu şekildeki davranışları mürtedlik saymıştır: “Muhakkak ki,
kendilerine hak belli olduktan sonra arkalarına (eski küfürlerine ve batıl dinlerine)
dönenlere şeytan teşvikte bulunmuş ve kendilerini uzun boylu emellere düşürmüştür.
Bunun (dinden geri dönüşün) sebebi şu: Çünkü onlar Allah (c.c.)’ın indirdiğini hoş
görmeyenlere demişlerdi ki: Biz size bazı işlerde itaat edeceğiz.” (Muhammed:25-26). (Said Havva -
İslâm Cilt:1 Sayfa:207).
İnsanlar mü’min kafir veya münafıktır. Düşünce ve hareketlerimizin temel kaynağı
budur. İman, bir inanç ve düşüncedir. Ve buradan bir hareket tarzı ortaya çıkar. Küfür, bir
inanç düşüncesidir. Ve bundan bir hareket tarzı ortaya çıkar. Nifak, bir inanç ve düşüncedir.
Ve bundan bir hareket tarzı ortaya çıkar.
İman düşüncesi, insanın kainat ve insan bakışını, kainat ve insanın nereden gelip,
nereye gideceğini kapsar. Bu düşüncenin kaynağı Allah (c.c.)’tır. Müslümanların başka bir
kaynağı kabullenmesi mümkün değildir. Yüce Allah (c.c.), bu düşünceyi Peygamberi
vasıtasıyla bize bildirmiştir. Bu düşünce kalbe yerleşir. Kalp onunla dolar ve böylece bir inanç
haline gelir. Hareket ve ahlâkın yönünü tayin eder.
Küfür düşüncesi de, insanın kainat, insan ve hayata bakışını, insanların takip edecekleri
yolu ve çıkar kaynaklarını kapsar. Bazıları kendi hevâlarını, beşer zanlarını, sakat düşünceleri
kaynak seçerken, bazıları da hükmü kaldırılmış vahiy düşüncesine bir takım hurafeler
2
ekleyerek onu kaynak edinir. Kimisi de, kendi heva ve hevesinden başka hiçbir kaynak
tanımaz. Bütün bu düşünceler kendilerine uygun hareket tarzının çıkmasına sebep olurlar.
Diğer düşünce, yani münafıkların düşüncesi, kafirlerin düşüncesi aynıdır. Ancak
münafıklar görünüşte mü’minlerin yolunu takip ediyorlar görüntüsündedir. Bundan da
çelişkili ahlâk ve hareket şekilleri ortaya çıkar. Fakat bu kimselerin şahsiyetleriyle uyuşan
çelişkidir bu. O halde insanların düşüncelerindeki farklılıklardan, inanç ve hareket şekillerinde
de farklılıklar doğar.
İnancın hareket üzerindeki etkilerini açıklayan birkaç misal:
a) Müslüman, talimat, emir ve yasakları, helal ve haramı kendisinden alacağı yegâne
kaynağın Allah (c.c.) olduğuna kesin inanır. Bunlar da ancak Peygamber (s.a.v.) vasıtasıyla
öğrenilir. Müslüman alimlerin görevi bu meseleleri açıklamaktır. Helal oluşu apaçık olan bir
şey ebede kadar helal olarak kalır. Haramlığı apaçık olan bir şeyin haramlığı da ebede kadar
haram olarak kalır.
Kafir toplumun görüşü böyle değildir. Ona göre temsilcileri veya vekilleri vasıtasıyla
yasama (kanun koyma) hakkı kendisinindir. Helal olan bir mesele yarın yasaklanabilir. Birkaç
zaman sonra da hiçbir aklî ve ilmî bir dayanak olmaksızın sırf toplum böyle istiyor diye aynı
mesele tekrar helal kabul edilir. Meselâ; bir zamanlar Amerika’da alkol yasaklandı. İlmî
araştırmalar yasaklamanın gerekliliğini ortaya koyduğu halde, sırf nefsî arzuları başka şekilde
tatmin olmadığı için tekrar alkolü serbest bıraktılar.
Başka bir misal; Müslüman, İsmetin (Arı olma hali) sadece Peygambere ait olduğuna
inanır. Peygamberlerden başkası hata edebilir. Buna göre her insan, mevkii, derecesi ne olursa
olsun hata edebilir. Bunun neticesi olarak da Müslüman hatadan korunmuş olan Peygambere
(s.a.v.) sıkı sıkıya bağlanır. Başkasının sözü vahye yakınlığı nispetinde hakka yakındır. Diğer
dinlerde olanların bir kısmı İsmetin Peygamberlerden başkaları için de söz konusu olduğunu
söylerler. Buna göre Peygamber olmadığı halde, hatadan korunmuş olduğunu söyledikleri
insanların her sözüne tam itibar ederler. Vahiymiş gibi gereğini yerine getirirler. Ne
emrederse ona itaat ederler ve neden sakındırırsa ondan sakınırlar. Helal kıldığı helal, haram
kıldığı haram olur. Bunun neticesi olarak görürsün ki, aynı meseleyi biri helal kılmışken
diğeri haram kılmış, bir başkası gelmiş ve ikisinden de farklı şeyler söylemiştir. Onu helal
veya haram kılacak herhangi bir durum ortaya çıkmamıştır. Meselâ, önceleri kilise adamları
Lût kavminin fiilini yasakladıkları halde, bakarsın ki biri gelmiş onu serbest bırakmıştır.
Halbuki bu hareket, şehveti tatmin için insan fıtratına uygun düşmediği için yasaklanmıştı. Bir
başka misal: Müslüman inanır ki söz, fiil ve tasarruflarından sorumludur. Kıyamet günü hesap
vereceğinin şuurundadır. Affetmek veya ceza vermek yetkisine sahip olan sadece Allah
(c.c.)’tır. Her insan yaptığından sorumludur. Hiçbir kimse başkasının günahını yüklenmez.
Bunun neticesi olarak Müslüman günahtan uzak durur. Günah işlediği zaman sadece Allah
(c.c.)’a tevbe eder. Ve tevbesinin kabul edilmemesi korkusuyla yaşar. Bu durum, kişiyi kötü
işlerine karşılık iyi işler yapmaya sevk eder. Misal olarak, günümüzdeki Hıristiyan, Hz. İsâ
(a.s.)’ın günahlarını yükleneceğine inanır. Ayrıca günahlarını papa ve vekillerine itiraf ederse,
onların da kendisini affetme yetkisine sahip olduklarına inanır. Bunun neticesi olarak
günümüz Hıristiyan’ı günah konusuna pek önem vermez. Allah (c.c.)’ı unutmuş, papaya veya
papaza güvenmiştir.
Bu misallerden, düşüncenin inancı nasıl etkilediğini ve bu inancın da hareketlere nasıl
yön verdiği ortaya çıkmaktadır. Hangi hareket olursa olsun, inancın veya nefis ve hevanın
neticesi olarak yapılır.
3
MÜ’MİN VE KAFİR -IIKüfür
çeşit çeşittir. Her çeşidinin kendisine göre inancı vardır. Her inançtan da bir
hareket tarzı ortaya çıkar. Kafirlerin inançları değişik olmalarına rağmen, neticeleri olan
hareket tarzları birbirlerine yakındır.
Bazen bir Müslüman’ın kafir ve münafıkların ahlâkından bir pay aldığı görülür. Bazen
de bir kafir ve münafığın, Mü’minlerin ahlâkından bir pay aldığı görülür. Meselâ: Cömertlik,
Mü’minlerin ahlâkındandır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.), Allah (c.c.)’ın cennete şöyle
dediğini bildiriyor: “İzzetim ve Celalim hakkı için Sende, cimri bana komşu olamaz.”
Çünkü kafirin maslahat, menfaat veya başka bir maksat olmaksızın malını infak etmesi için
bir sebep yoktur. Müslüman’a gelince, onun için misafire ikramda bulunmak, infak için bir
sebeptir. Çünkü Yüce Allah (c.c.) bunu emretmiştir.
Doğruluk Mü’minin ahlâkındandır. Maslahat, menfaat ve bir garaz olmaksızın kafiri
yalan söylemekten alıkoyacak bir engel yoktur. Mü’min ise, Allah (c.c.)’ın yalana müsaadesi
olmaması ona engeldir. Her ahlâkî hareketinin durumu budur. Bazen doğru söyleyen bir kafir,
yalan söyleyen bir Mü’min veya cömert bir kafir veya cimri bir Mü’min bulunabilir. Bunun
sebebi Mü’minin açısından şudur: Ya iman tam olarak kalbine yerleşmemiştir. Ya uygun bir
terbiye imkanından mahrum kalmıştır. Veyahut imanî bir ahlâkla ahlâklanmasına çevresi
müsaade etmemiştir.
Kafire nispetle bunun sebebi: Ya sapıklıkla karışmadan önce sağlam inancının
kalıntılarından biridir. Ya komşusu bulunan iman ehlinden etkilenmesindendir. Veya pratik
tecrübelerden istifade ederek Mü’min ahlâkının, hayatı sağlama bağlamak ve istikbâli garanti
altına almak bakımından daha yararlı ve daha sağlıklı olduğunu bilmesi sebebiyledir. O
hareketin, o şahsi fıtrî özel karakterinden biri de olması mümkündür. Her ne olursa olsun
Mü’minin kötü ve kafirin iyi ahlâktan paylarının oluşu az rastlanan durumlardandır.
Şayet iki toplum ele alsak ve bunlardan biri vahiyle ilişkisini kesmiş kafir bir toplum
olsa, diğeri de İslâm’ın etkilerini üzerinde taşıyan Müslüman bir toplum olsa, ahlâkları
arasında büyük bir farkın olduğu açıkça görülecektir. O zaman, imandan bir ahlâkın ve
küfürden de başka bir ahlâkın doğduğu açıkça görülebilecektir. Meselâ: Almanya’da cömertliğin
ismine bile rastlanmaz. Bir arkadaş diğerinden bir sigara aldığında parasını ona ödemesi
normal karşılanabiliyor. Bir erkek, kız kardeşini evine davet etse, kız kardeşinin yediğinin
parasını vermesi yadırganmaz. Böyle bir duruma İslâm toplumlarında rastlanmaz. Küfrün
ahlâkı geçte olsa ortaya çıkar. Toplumun kabiliyeti olur ve imanı besleyen unsurlar mevcutsa,
orada da imanın ahlâkı mutlaka ortaya çıkar. Rabbani ahlâk gerekleri yerine getirilirse güzel
meyveler verir. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Gördün ya Allah nasıl bir temsil yaptı.
Hoş bir kelime olan tevhid ve şehadet (iman), kökü yerde sabit ve dal budağı yukarıda olan
hoş bir ağaca benzer” (İbrahim:24).
Peki, İslâm ahlâkının bazısını taşıyan kafire bu ahlâkın Allah (c.c.) yanında bir faydası
olacak mıdır? Bir de küfür ahlâkından bazısını taşıyan Müslüman’a bu ahlâkın Allah (c.c.)
yanında bir zararı olacak mıdır?
Müslüman’ın bu durumu onu küfre götürebileceği gibi, götürmeyebilir de. Götürürse,
kafirlerin akıbetine uğrar. Götürmezse, bu hareketten dolayı Allah (c.c.) onu sorguya çekecektir.
Allah (c.c.) onu dünyada da cezalandırabilir. Ayrıca Yüce Allah (c.c.) doğruluk kapısını bu
dünyada açık bırakmıştır. Doğru olmayı dilerse yaptığına pişman olur. Tekrar o kötülüğü
işlememeye ve doğru olmaya azmederse tevbe eder. Allah (c.c.)’ın kendisini bağışlamasını
4
diler ve yaptığı harekette başkalarının hakkına tecavüz etmişse, haklarını öder. Bunları yaptığı
takdirde, Allah (c.c.) dilerse günahlarını affeder ve ahirette onu cezalandırmaz.
Kafirin görünüşte İslâm’la uyuşan hareketleri, sadece dünyada kendisine fayda
sağlayabilir. Ahirette bunun herhangi bir faydası yoktur. Çünkü bu hareketler, Allah (c.c.) ve
Peygamberini (s.a.v.) kabul etmenin tesiriyle olmamıştır. Halbuki İslâmî amellerin kabulünün
şartı budur. Çünkü İslâm ve iman, tasdik etmek ve Allah (c.c.)’a teslim olmaktır. Bu
hareketlerde ise, tasdik ve Allah (c.c.)’a teslim olmak hali yoktur. Bunun içinde Allah (c.c.)’ın
yanında bu hareketlerin değeri olmayacaktır.
“Hem biz, onlar (hayır diye dünyada) ne amel işledilerse, onu kast edip saçılmış
zerreler haline getiririz (değersiz kılarız).” (Furkan:23).
“Kafirlerin amelleri ise, dümdüz engin bir arazide serap gibidir. Susayan onu bir su
zanneder. Nihayet ona vardığı zaman onu zannettiği gibi bir şey bulmaz.” (Nur:39).
Bütün bu misalleri arz ettikten sonra Müslüman’ın takip edeceği yolun bağımsız ve
diğer yollardan farklı bir yol olduğu ortaya çıkmaktadır. Yüce Allah (c.c.) Müslüman’ın
dikkatini bu noktaya çekmiştir. Fatiha Sûresinde şöyle buyuruluyor: “Bizi doğru yola ilet.
Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna. Gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna
değil.” (Fatiha:6-7). Müslüman’ın yolu bellidir. Bu yol Nebî ve Resûllerin yoludur. Müslüman ne
Hıristiyan’ın, ne Yahudi’nin ve ne de diğer yollardan birinin peşine gider. Müslüman’ın yolu,
her Nebî ve Resûl’ün davet ettikleri yoldur. Resûllerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v.)
gelerek bu yolu mükemmel bir şekilde açıklığa kavuşturmuştur. “Ey Resûlüm, Deki: İşte
benim yolum budur. Ben Allah’a bir görüş ve anlayış üzere insanları davet ediyorum. Ben
ve bana tabi olanlar böyleyiz. Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim, ben
müşriklerden değilim.” (Yusuf:108).
“Deki: Benim Rabbim şüphesiz dosdoğru bir yola hidayet buyurdu. O, öyle bir din
ki, gayet sağlam ve devamlı, İbrahim’in hakka yönelmiş tevhid dini ve O, (İbrahim) hiçbir
zaman müşriklerden olmadı.” (En’am:161).
Biri Abdullah b. Mesud’dan sordu: “Sırat-ı Müstakim nedir?” Abdullah b. Mesud (r.a.)
şöyle cevap verdi: “Hz. Muhammed (s.a.v.) bizi o yolun en yakınında bırakıp gitti. Yolun
nihayeti de cennettir. Bu yolun sağında ve solunda yollar vardır. Bu yolların başında,
oradan gelip geçenleri davet edenler bulunur. Kim o yollardan giderse, o yollar kendisini
cehenneme götürürler. Kim Sırat-ı Müstakim’den ayrılmazsa, o da onu cennete götürür.”
Abdullah b. Mesud sonra şu ayeti okudu: “Şu emrettiğim yol benim dosdoğru yolumdur.
Hep ona uyun. Başka yollara ve dinlere uymayın ki, sizi onun yolundan saptırıp
parçalamasınlar. İşte Allah, kötülükten sakınasınız diye size bunları emretti.” (En’am:153).
Bütün bu anlatılanlardan anlaşılıyor ki, gerçek Müslüman her şeyde, tamamen diğer
insanlardan farklıdır. İnançlarında, ibadetlerinde, hayat düzeninde, uzak ve yakın hedeflerinde
diğer insanlardan ayrılır.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.