Tekke ve zaviyeler kapatıldığı gibi
Mevlevîhaneler de öyle
Mevlana dergahı Atatürk' ün emri ile müzeye çevrildi.
O dönem Mevlana dergahı'nda tam otuzbeş Dede bulunmaktaydı.
Ankaralı Mehmed Dede'nin gidecek bir yeri yokdu.
Onun haricindekiler de evlerinde mateme bürünüp inzivaya çekildiler.
Konya dışındaki Mevlevîliğin ikinci büyük merkezi olan İstanbul Mevlevîhanelerinde de durum aynıdır.
Bütün dedeler, canlar bir köşeye savrulur.
Kanadı kırık bir kuş gibi uçamasalar da dostluklarını devam ettirmek gül bahçesinin tadını alabilmek için tekrar evlerinde biraraya gelirlerdi.
Bahariye Mevlevîhanesinde görevini üstlenmiş olan Midhat Baharî Hazretleri bu toplantılardan birini şöyle nakleder,
"Geçen Pazar günü ihvandan Sâdeddin Bey fakîrhâneye gelmişti. Mûsikî hayatımızdan, âyinlerden, Semâ'dan bahis açtık. Zekâî Dede'nin Dîvan-ı Kebîr-inde geçen,
(Ey çeng!
İsfehan perdesini arzu etmekteyim
Ey ney!
Yakıcı bir feryat arzu etmekteyim
Ey güzel rüzgar aşk bahçesinden bahsetme bana da
Eski gül bahçesinin kokusunu arzu etmekteyim)
(şiirini) okudu.
Mevlevîhanelerde geçen eski hatıralar ve sevdiğimiz ihvan-ı safâ ile yapılan sohbet-i sâfiyyeler
birer birer hâtırımdan geçti.
O alem o iláhî ve nûrânî âlemin zevk ve feyzi gönlümü kapladı. O mânevî feyzkâr neş'e ve safâ âlemini yâd ederek şu kıt'ayı söyledim,
"Ne zaman gönlüme gelse inanın
Değişir zevke döner âlâmım
Bana en canlı birer hâtıradır
Mevlevîlikte geçen eyyâmım"