Bir mezarcı adam vardı.Daima zengin mezarları kazar, fakir mezarı kazılacak olursa da kazmazdı.
Bir gün bir zengin adam vefat eder. Mezarcı, gidip o kişinin mezarını kazar. Mezar tekmil olup, mevtayı beklerken ağaçların içinden bir deve çıkıp gelir.
Yükü ağır olduğundan, deve hasta gibi inler. Mezarcı bakar ki, devenin yularından tutan da yoktur.
Deve doğru mezara gelir. Deveden iki çuval indirilir. Biri yılan, biri de akreple doludur. Mezarın içine Kudretten dökerler.
Mezarcı adam, korkudan ağlamaya başlar. Cemaat, cenazeyi getirip, mezara defneder. Cemaat ayrıldıktan sonra, mezarcı; yılan ve akrep dolu mezara mevtayı defnettiniz. Tevbeler olsun, ben bir daha zengin mezarı kazmam diyerek fakir mezarları kazacağını
söyler.
Mezarcıya haber gelir. Fukaradan biri vefat etti. Mezarını kazarmısın diye.
Mezarcı, memnunen mezarı kazıp, tekmil edince; bir deve zahir olup, mezara doğru gelir. Mezarcı korkudan donup kalır.
Kudretten devenin yükünü indirirler. İki çuval, birinde beyaz gül, birinde kırmızı gül; mezarın içine dökerler.
Fukara mevtayı, dört kişi yüklenmiş gelirler. Mezarcı adam, mesruren "Rahmetullah ya abid-i muhlis" diyerek, mevtayı mezarın içine indirir. Üzerine toprak dökerken iki deve gelir.
Devenin biri, zengin adamın kabrine katran döker. Fukara mezarına gelen deve, bir tulum gül yağı döker.
Mezarcı adam, merakla bu iki kişinin hallerini öğrenmek için hanelerine giderek sual eder.
Zengin adam, iman ve inançtan yoksun, ömrünü para, nam ve şöhret için harcamış; tevbe edip, Allah'a yönelmeden ölmüştür.
Fukara ise, ilim öğrenmiş, beş vakit namazını kılan, imanlı ve inançlı olup; medrese köşesinde cüz yazarak helal yoldan geçinen biriymiş.