İsmini dedesinden mi aldığı yoksa annesinin ölmüş ağabeyini yâd etmek amacıyla mı bu adı kendisine verdiği önemli değildir. Hatta isminin Metin olması bile tamamen tesadüfîdir. Metin bir üniversitede okumuyor da olabilirdi, ailenin ortanca çocuğu olması da farazi bir ifade. Yaşının ve kilosunun ise hiçbir önemi yok. Yakışıklılık da zaten görecelidir, o konuya hiç girmiyoruz.
Peki, neden biz burada Metin'den bahsediyoruz? Madem onun kara kaşına kara gözüne vurulmadık, onu mevzuumuzun temeline oturtmamızın amacı ne?
Çünkü Metin şu an, arkadaşları ile 1. ligde oynayan tuttuğu takımın maçını izlemeye gidiyor. Aslında Metin sevdiği bir sanatçının konserine de gidiyor olabilir ya da uzun süredir beklediği bir filme de. Hatta edebiyat ile yakından alakadar olduğunu varsayarsak beğendiği bir yazarın söyleşi gününe gidiyor olma ihtimali de var. Üniversite gençlerinin problemleri üzerine düzenlenmiş bir konferans da onun ilgisini çekmiş olabilir. Aslında Metin, hafta sonunu değerlendirip başka bir şehirde yaşayan abisini ziyarete gidiyor desek acaba sizin için bir sorun teşkil eder mi?
Burada anlatmak istediğimiz Metinin ne yaptığının bir öneminin olmadığını vurgulamak olduğu gibi bunlardan her hangi birini yapıyor olmasının bizim için yeterli olduğudur. Örneklerin uzun tutulmasındaki amaç da yazının çetrefilli ve uzunmuş gibi görünmesini sağlamak değil insanların bir araya gelerek yaptığı faaliyetleri sıralamaktır. Konumuza dönecek olursak:
Metin içinde bulunduğu kalabalık ile beraber kollektif bir eylem içinde iken (yolculuk, izlemek, dinlemek, küfürlü tezahürat atmak vb.) ikindi ezanı okunur. Metin saatine bakar. Katılmış olduğu programın akşam namazına kadar süreceğini bilmektedir. İçinde bulunduğu topluluğu süzer. Hiç biri okunmakta olan ezandan etkilenmişe benzememektedirler. Namaz vakti daraldıkça Metinin de içi daralır. O, ibadetlerinin en azında asgari düzeyde yapıp Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirmek istemektedir. İstediği tek şey abdest alabileceği bir çeşme, insanların acayip bakışlarına maruz kalmadan namaz kılabileceği bir mekân ve on dakika.
Gelin Metinin içine düştüğü zor durumu beraberce değerlendirelim…
Namaz bir Müslüman için yemek yemek, su içmek gibi zorunlu faaliyetlerden biridir. Mazeretsiz olarak terk edilemez. Bu sebeple namazı, sinema, tiyatro, konser ve futbol maçı gibi faaliyetlerle karşılaştırmaya gerek bile yoktur. Yani Metin iki şey arasında tercih yapacaksa hiç düşünmeden namazını kılmayı seçmelidir.
Arkadaşımız yukarıdaki yargının bilincindedir. Bu sebeple filmin en heyecanlı yerinde salonda ayrılır. Uzaklaşmakta olduğu yeri bir stadyum, bir konferans salonu olarak da hayal edebilirsiniz, bu size kalmış. Önemli olan Metinin bulduğu ilk camiye girip namazını vaktinde eda etmiş olmasıdır. Metin huzurlu. Yaptığı şeyin mutlak doğru olduğu konusunda bir tereddüdü yok. Ama Metinin canı sıkıldı!
Ayakkabısını giyerken maalesef Türkiye'de birçok insanın düzenli olarak namaz kılmadığını fark etti. Başta kendi arkadaşları, okulunda yüzlerce kişi, kendi akrabaları arasında da epey namaz kılmayan vardı. Onları yargılamadı ya da kınamadı. Sadece hatırladı.
Metin anladı ki İslam, müntesiplerinin bir gününü beşe taksim etmektedir. İnsanlar ise taksimsiz bir hayatın peşindedirler. Ya da taksimi yapan mesai saatleri, konserin başlama ve bitiş saati ne bileyim filmin uzunluğu vesairedir.
Metin bu tercih dayatmasını ilk defa yaşamıyordu. Son olmayacağını da biliyordu. Haftaya, Cuma namazı vaktine konmuş vize imtihanı, yine katıldığı bir etkinliğin zamansızlığı, bindiği şehirlerarası otobüsün pervasızlığı yüzünden zor durumda kalacaktı.
Metin ülkesinin Fransa, İtalya, İngiltere gibi ecnebi bir ülke olmadığını düşündü. Sonra orada burada Türkiye'deki Müslümanlar ile ilgili verilen istatistik değerler, yüzdelere, oranlar gözünün önünde uçuştu. Toplum böyle mevzularda ne kadar da kayıtsız davranıyor, neden bizim kırmızı çizgilerimiz yok neden değiştirmeye çalışmak yerine bize dikte ettirilen hayatı olduğu gibi kabul ediyoruz? Mesela sinema seansları neden namaz saatlerine göre düzenlenmiyor da sinemaya gidenler namazlarını seanslara göre ayarlıyor? Müslümanlara uygulanan bundan çok daha ağır yaptırımları bile sineye çekiyoruz İşin kötüsü zamanla onlara alışıyoruz ve sanki doğal olan buymuş gibi davranıyoruz. Hayatımızı dine göre değil, dini hayatımıza göre şekillendiriyoruz. "Ne yapalım" diyoruz, "şartlar böyle, yaptırmıyorlar, yaptırmazlar". Bu düzen böyle gelmiş böyle gider. Ama bu düzen böyle gelmedi ki!
Metin bunları ciddi ciddi ilk defa düşündüğü için karnı ağrıdı, hafif bir bulantı hissetti. Sinemadan yeni çıkmış arkadaşlarına doğru yürürken dudaklarından " biz adam olmayız" küllî kaidesi dökülüverdi. Biz adam olmayız…
Osman Ülker
İnançla geril ve saygı duy..
kalmasın el uzatmadığın ve alaka duymadığın
mahzun bir gönül... "
M.F.G
BİR HİCRET YALNIZLIĞA BÜRÜNÜR...
giderayak işlerim var bitirilecek,
düşünüyorum:
üşünmek: