You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Meçhul bir yeniçerinin anıları

Meçhul bir yeniçerinin anıları

Cezalı Üye
Meçhul bir yeniçerinin anıları
[Resim: yeniceri.jpg]

Kemal Beydilli tarafından yayına hazırlanan Yeniçeriler ve Bir Yeniçerinin Hatıratı adlı eser, orijinal nüshası bakımından tartışmalı ve şüpheli bir kaynak olsa da Yeniçeri Ocağı’na dair önemli bilgiler sunuyor. Kitapta Osmanlı ordusunun yapısına da ışık tutan gözlemler var.

YENİÇERİLER VE BİR YENİÇERİNİN HATIRATI, HAZ.: KEMAL BEYDİLLİ, YİTİK HAZİNE YAYINLARI, 224 SAYFA, 13 TL

Yeniçeriler ve Bir Yeniçerinin Hatıratı, tarihçi Kemal Beydilli tarafından çevrilip yayına hazırlanmış bir eser. Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu, gelişimi, işleyiş usulü ve kaldırılmasına ilişkin geniş bilgi yer almakta. İkinci bölümde Beydilli, “Bir Yeniçerinin Hatıratı veya Türk Kroniği” olarak bilinen eserin bulunuşu, yazarı, değişik yazmaları ve baskıları üzerinde duruyor ve eserin gerek orijinal dilinin gerekse yazarının tartışmalı olduğuna işaret ediyor. Bu bölümde verilen bilgilerden anlaşıldığına göre, Çekçe ve Lehçe olarak yayımlanmış anıların XV. ve XVI. yüzyıllardan kalma pek çok yazması var. Kimi araştırmacılar kitabın yazarının, Sırp şehri Novo Brdo’nun 1455’te zapt edilmesi sırasında devşirildiği öne sürülen Konstantin Mihail Konstantinoviç adlı Hıristiyan yeniçeri olduğu görüşünde. Kimi araştırmacılar da eserin tek yazarlı olmadığını ileri sürmüşler. Üstelik kitabın özgün nüshası kayıp, orijinal dilinin ne olduğu da bilinmemekte. Kısacası, ilk kez 1823’te Berdiczow Manastırı Kütüphanesi’nde bulunan “Bir Yeniçerinin Hatıratı” adlı eser, yazarı, orijinal dili, orijinal nüshası bakımından tartışmalı ve hâlâ şüpheli bir kaynak. Bütün bu tartışmalara ve şüphelere karşın “Bir Yeniçerinin Hatıratı” bulunduğundan beri, özellikle Batılı tarihçiler tarafından ilgiyle karşılanmış, çeşitli dillere çevrilmiş. Çünkü eserde, Osmanlı ordusunun kuruluş ve işleyiş biçimi, savaş teknikleri, silahları, yeniçerilerin hayatları hakkında az da olsa önemli bilgiler var ve elbette bu bilgiler Türkleri, Türk ordusunu merak eden Batılılar için ilgi çekici. Gerçekten de kitap, Yeniçeri Ocağı’nı ve yeniçerilerin çalışma tarzını, ordugâhtaki hayatlarını bir yeniçerinin dilinden anlatması bakımından önemli. Ancak eserde Türkler hakkında olumsuz yargıların, bilgi yanlışlarının bulunması, her baskıda birtakım ekleme ve çıkarmaların olması bu kaynağın bir İslam ve Türk karşıtlığı düşüncesiyle kaleme alındığı izlenimini uyandırıyor. Kitap, ilk kez 1977’de Almancadan Türkçeye çevrilmiş fakat Türk tarihçiler tarafından o yıllarda pek kullanılmamış.

Meçhul yeniçeri

Beydilli’ye göre anıları kaleme alan Konstantin 1435’te doğmuş, 1455’te yani 20 yaşında Novo Brdo’da devşirilmiş bir yeniçeri. Zaten eserin 27. bölümünde Novo Brdo’nun fethi ve Konstantin’in devşirilişi anlatılıyor. Kitaptan edindiğimiz bilgilere göre, Fatih Sultan Mehmet, Sırp despotundan İstanbul’un fethinde yardımcı olmaları için 1500 atlı yollamasını istemiş, eserin yazarı da böylece 1500 atlı arasında önce İstanbul kuşatmasına katılmıştır. Bu çerçevede Konstantin’in İstanbul’un fethine ilişkin anlattıkları az olmakla beraber önemli. Fethin ardından Fatih bu kez Sırplara yönelir, yazarın yaşadığı Novo Brdo’yu kuşatır ve şehri fetheder. İşte yazar da iki kardeşiyle bu kuşatma sırasında Türkler tarafından 1455’te esir alınır, Edirne’ye götürülüp Sultan’ın hizmetine verilir. Anılardan anlaşıldığına göre yazar, esir alındıktan sonra çeşitli seferlere katılmış. Bunlar sırasıyla Belgrad kuşatması, Mora’nın ve ardından Trabzon’un fethi, Osmanlı ordusunun Uzun Hasan’ın üzerine yürümesi, Eflâk seferi, Midilli’nin ve Bosna’nın fetihleri. Anıların yazarı, bütün bu sefer ve kuşatmaları -fazla ayrıntıya girmeden- şahit olduğu bazı olayları anlatıyor. Eserin asıl bu kısımları canlı ve içerdiği bazı bilgiler bakımından önemli sayılabilir. Yazar, anılardan anlaşıldığına göre 1463’te Zveçay Kalesi’ni savunurken Kral Matyas’ın Türkleri yenmesi üzerine esaretten kurtulur. Esaretten kurtuluşunu, “Ve ben nihayet şansım yaver gidip esaretten tekrar Hıristiyanlar arasına döndüğüm için Allah’a şükrediyorum.” (s. 175) sözleriyle ifade eder.

Bir ‘misyoner eseri’ gibi

Hemen belirtmeliyim ki, eser bütünüyle bir anı kitabı değil. Bu Hıristiyan esirin, İstanbul’un fethinden (1453) başlayıp 1463’te Zveşay Kalesi’nde Kral Matyas’ın askerlerince kurtarılmasına kadar Osmanlı ordusu içinde katıldığı seferleri, kuşatmaları anlattığı 10 yıllık dilim, anı niteliğinde. Ancak gerek baştaki Osmanlı’da dini hayata, inanç ve ibadetlere, Osmanlı sultanlarına ilişkin verdiği, büyük kısmı kulaktan dolma veya kitabi bilgileri; gerekse sondaki Türk ordusunun düzeni, askerî teşkilat, savaş taktikleri hakkında verilen bilgileri anı olarak kabul etmek mümkün değil. Esas itibarıyla kitap, 15. yüzyılda Türk yayılmacılığına karşı Hıristiyanları uyarmak, bilgilendirmek amacıyla, sanki Hıristiyanlık şuuru içinde kaleme alınmış bir ‘misyoner eseri’ izlenimi uyandırıyor. Eserde bu kanaatimizi kuvvetlendirecek ifadelere rastlanıyor. Örneğin, “Bu sebepten siz, hey Hıristiyanlar, eğer birbirinizle savaşırsanız, dikkat ediniz. Zira her şey Allah’ın ve bütün evliyaların huzurunda insanların önünde tartılacak ve ölçülecektir. Ve biliniz ki, kâfirler [Müslümanları kastediyor AK] öyle kendilerinden cüretkâr ve cesur değillerdir. (…) Biz aramızda olan nefretimizle onların zaferlerine yardım etmekteyiz.” (s. 154). Hatta yer yer eserde Müslümanların Belgrad yenilgisinden duyulan sevinç, “Tanrı’nın kâfirlere Belgrad’ın fethini nasip etmemiş olması, onların en büyük üzüntüsü oldu.” gibi cümlelerle dile getiriliyor. Özellikle Bosna Kralı ile yapılan mütareke antlaşmasının sahteliğini bizzat gidip Hıristiyan elçilere söylemesi onun ne kadar inançlı bir Hıristiyan olduğunu, bu uğurda ölümü göze alarak casusluk dahi yaptığını gösteriyor. Kitapta kimi kez Osmanlı’yı aşağılayan ifadelere de rastlanıyor. Örneğin, bir yerde Fatih Sultan Mehmet hakkında, “O diğer zamanlar yeminini tutmazdı. Zira hain, ve yeminlerle veya dinle fazla ilgilenmeyen bir kişiydi.” (s. 176) deniliyor. Anlaşıldığı kadarıyla eser, ‘Türk tehlikesi’ne karşı Hıristiyanları uyarmak, birlik içinde bulunmalarını öğütlemek ve hatta Türklerin askerî zaaflarını açıklamak için yazılmış. Ancak yazar gayriihtiyarî Türklerin adaleti hakkında da bilgiler aktarıyor. Örneğin, Osmanlı ordusunun gayrimüslimlere ait ekili, dikili alanlardan geçerken ne kadar dikkatli davrandığı, “Eğer sultanın ordusu bunların toprakları üzerinden yürüyecek olursa, hiç kimse ekili tarladan geçemez ve herhangi bir zarara sebebiyet veremez.” (s. 202) diye ifade ediliyor.
ALAATTİN KARACA
7 Ocak 2014 ...ZAMAN...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.