RE: maide 67 ayeti tefsiri
Ehl-i Sunnet Kaynaklarında Gadir-i Hum Hadisesi :
Gadir-i Hum olayı Ahmed b. Hanbel, Muslim, İbn Mace ve Hakim en-Nisaburi gibi Sunni muhaddislerin naklettikleri hadislerde de geçmektedir.
Ahmed b. Hanbel'in naklettiği rivayete göre Hz. Peygamber bir sefer esnasında Gadir-i Hum denilen yerde konaklamış, öğle namazını kıldırdıktan sonra Hz. Ali'nin elinden tutup, "Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allahım, ona dost olana sen de dost ol, ona düşman olana sen de düşman ol!" dedikten sonra Hz. Ömer Hz. Ali ile karşılaşmış ve. "Ey Ali! Sen her muminin mevlâsı oldun" diyerek onu tebrik etmiştir(Musned, IV, 281).
Aynı konuda başka bir rivayet nakleden Ahmed b. Hanbel, hadisin sonunda "Allahım, ona dost olana sen de dost ol, düşmanlık yapana da düşmanlık yap!" şeklinde yer alan kısmın hadise sonradan ilâve edildiğini söyler (Musned, I, 152)
Muslim'in rivayetinde ise Rasul-u Ekrem'in, Mekke ile Medine arasındaki Hum adı verilen bir mevkide yaptığı konuşmada ölümünün yaklaştığına işaret ettiği, ashabına Allah'ın kitabını ve Ehl-i beytini (sekaleyn) bıraktığını belirttikten sonra Allah'ın kitabına sarılmalarını tavsiye ettiği ve Ehl-i beyti konusunda onlara Allah'ı hatırlattığı nakledilmiştir (Muslim, "Fezâ'ilu'ş-şahâbe", 36)
İbn Mâce (Mukaddime, 11) ve Hâkim en-Nîsâbûri de (el-Mustedrek, III, 109) benzer rivayetleri kaydetmişlerdir. Daha sonra Ya'kubi, İbn Kesîr ve Suyûtî gibi muteahhir dönem âlimleri bu rivayetlere eserlerinde yer vermişlerdir.
Şiî geleneğinin zengin ve geniş rivayetlerle ayrıntılı bir şekilde anlattığı Gadir-i Hum olayı İbn Hişam, İbn Sa'd, Taberi gibi ilk devir muelliflerince ya hiç zikredilmemiş, yahut da Rasûl-u Ekrem'in konuşmasına yer verilmeden sadece orada konakladığından söz edilmiştir. Ayrıca bunlann hiçbiri Rasûl-u Ekrem'in sözlerini, Şiîler'in anladığı gibi Hz. Ali'nin imameti ve hilâfeti için bir delil olarak değerlendirmemiştir.
Aslında Şiî geleneğinin bu olay munasebetiyle indirildiğini söylediği âyet (Maide 67) mufessirlerin büyük çoğunluğuna göre çok önce nazil olmuştur.
Esasen bu âyetin, içinde yer aldığı diğer âyetlerle birlikte ele alındığında müslümanlar hakkında değil yahudi ve hıristiyanlar hakkında nazil olduğu ve onların Hz. Peygamber'e bir kötülük yapamayacaklarını ifade ettiği anlaşılır.(Fahreddin er-Râzî. XII, 48-49)
Diğer taraftan Rasûl-u Ekrem'in hadisinde geçen "mevlâ" ve onunla birlikte "velî" kelimeleri "halife" veya "imam" değil; "dost, efendi, arkadaş" mânalarına gelir.
Birçok âyette Allah ve Rasulu'nun muminlere, muminlerin de Allah'a ve birbirlerine dost oldukları ifade edilirken hem velî hem de mevlâ kelimeleri kullanılmıştır. Bu durum birçok hadiste de görülmektedir.(Muhammed Fuad Abdulbâkî, el-Muccem, "velî", "mevlâ" md.leri; Wensinck, el'Mu'cem, "velî", "mevlâ" md.leri)
Bundan dolayı sekaleyn hadislerinde yer alan mevlâ kelimesi âyet ve hadisler çerçevesinde dost olarak anlaşılmalıdır.
Sunnî kaynaklarına göre bu hadis, çeşitli savaşlarda muşrik akrabalarını öldürdüğü için muslumanlar arasında Hz. Ali'ye karşı duyulan antipatiyi gidermek ve en önemlisi, Yemen seferinde (10/631-32) ganimetlerin paylaştırılması sırasında katı davranışları ve beraberindekileri küstürmesi sebebiyle kendisini Hz. Peygamber'e şikâyet edenleri teskin edip muslumanlar arasında kardeşlik ve dostluğun bozulmasını önlemek amacıyla söylenmiştir.( Meselâ Tirmizî, "Menâkıb", 20; İbn Kuteybe, s. 42; İbnu'I-Esîr, V, 228; İbn Hamza el-Huseynî, II, 230)
Hz. Ali'nin torunu Hasan el-Musennâ'ya Rasûl-u Ekrem'in, "Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır" sözünü söyleyip söylemediği sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir: "Evet söylemiştir, fakat bununla emirliği kastetmemiştir. Eğer maksadı bu olsaydı daha açık bir ifade kullanırdı, çünkü Rasûlullah muslumanların en fasihidir... Yemin ederim ki Allah ve Rasulu halifelik için Ali'yi seçip muslumanlara idareci yapsalardı ve Ali de bunu yerine getirmeseydi Allah'ın ve Rasulu'nun emirlerini ilk terkeden O olurdu"(Ebû Bekir İbnu'l-Arabî, s. 185-186, 196)
İbn Teymiye; Gadîru Hum rivayetleriyle ilgili olarak şunları söyler:
"Bu uydurmanın mutevâtir olması bir yana sahih bir isnadı bile yoktur. Bu mesele hakkında Sakîfe gününde, Hz. Ömer'in vefatında, altı kişilik şûrâ teşekkul ettiği zaman ve nihâyet Hz. Osman'ın şehâdetini muteâkib, Hz. Ali hilâfeti üzerine munakaşalar yapıldığı günlerde, sahabeden hiç değilse bir kişinin ortaya çıkıp durumu açıklaması gerekmez miydi? Görüldüğü gibi bu, Rafızilerin uydurmalarından biridir" (İbn Teymiye, Minhâcu's-Sunne, IV, 118).
İbn Kesir ise şunları aktarmıştır :
Zeyd b. Erkam (Ö. 66/689)'ın rivâyet ettiği Gadîr hadîsi şöyledir:
"Rasulullah (s.a.v.) bir gün Mekke ile Medine arasında Hum denilen su başında bize bir hutbe irad etti. Bu hutbesinde önce Allah'a hamd ve senâ etti, va'z ve nasihatta bulundu, Allah'ı zikretti. Sonra şöyle buyurdu: "Ey insanlar, dikkat ediniz. Ben ancak bir beşerim, Rabbimin elçisi ölüm meleği(a.s.)'nin gelmesi yakındır, ben ona icabet edeceğim. Size iki ağırlık (sekaleyn) bırakıyorum. Birincisi, kendisinde hidayet ve nur olan Allah'ın kitabıdır. Allah'ın kitabını alınız ve ona sımsıkı sarılınız."
Böylece O Allah'ın kitabına teşvik etti ve ona rağbet ettirdi. Sonra şöyle dedi: "İkincisi, ehl-i beytimdir. Size ehl-i beytim hakkında Allah'ı hatırlatırım." Bu son sözü üç defa tekrar etti. (Nesâi, Hasâis, 15; Ahmed b. Hanbel, Musned, II,114, IV, 367; Dîrimî, Fezâilu's-Kur'an,1).
İbn Kesîr, Hum hadîsinin hemen bütün rivâyetlerini zikretmiş, râvîlerin güvenilir ve zayıf olanlarına işaret etmiştir (İbn Kesîr, es-Sîretu'n-Nebeviyye, IV, 414).
Ehl-i sünnet âlimlerinin. "Ben kimin mevlâsı isem..." hadisinden çıkardığı nihaî sonuç, “Hz. Ali'yi sevmenin veya ona düşman olmanın Rasulullahı (s.a.v.) sevmeye veya ona düşman olmaya yakın bir hüküm taşıdığı yönündedir.”(Mahmud Şukrî el-Âlûsî, s. 161)
Hz. Ali'nin hilâfete başkalarından daha fazla hak sahibi olduğunun delili olarak öne sürülen Gadîr hadîsinin Hulefâ-i Râşidîn döneminde bir tek râvî tarafından bile nakledilmemiş olması, bunun varlığı üzerinde ciddî şüpheler doğurmaktadır. Anlaşılıyor ki, Şiîler daha sonraları Gadîr hadîsi diye yaydıkları bu hadîse bir vurûd sebebi icat etmişlerdir. Bizzat Hz. Ali bile en çok ihtiyaç olan zamanda böyle bir rivâyetten söz etmemiş, aksine beyanları olmuştur.
Meselâ Hz. Peygamber'in hastalığında Ali b. Ebî Tâlib onu ziyaretten çıktıktan sonra halk, "Ey Ebû Hasan, Rasulullah nasıl oldu?" diye sordular. "Elhamdulillah iyidir" diye cevap verdi. Râvî diyor ki; "Bunun üzerine Abbâs, Ali'nin elinden tutup, "Bana bak, vallâhi sen üç gün sonra köle olacaksın. Allah'a yemin ederim ki, Abdulmuttaliboğullarının yüzünde gördüğüm ölümü Rasulullah'ın yüzünde de gördüm. Haydi Rasulullah'a gidelim ve bu işin (hilâfet) bize ait olup olmadığını soralım. Eğer bize ait ise bilelim, şayet bize ait değilse Hz. Peygamber bizi vasiyet etsin" dedi.
Hz. Ali ona şöyle cevap verdi: "Vallâhi ben bunu yapamam, eğer Hz. Peygamber'e gider de bunu bize vermezse, kimse onu bize daha sonra vermez" (Buhârî, İsti'zan, 29)
Şiîlerin iddia ettiği gibi Gadîru Hum'da, Hz. Ali'nin, Hz. Peygamber'den sonra devlet başkanı olacağı ilân edilmiş ve müslümanların buna uyması emredilmiş bulunsaydı, 100 binden fazla sahabeye bildirilen böyle bir vasiyyetiyle Abbâs (r.a.) dahil bütün sahabelerin öğrenmiş olması gerekirdi. Diğer yandan Hz. Ali ile Abbâs arasında cereyan eden yukarıdaki konuşmanın bir anlamı kalmazdı.
Ancak Ehl-i Sünnet kaynaklarında da yer alan şekliyle Gadîr'de, Rasulullah (s.a.v.) bir hutbe irâd etmiştir. Orada Hz. Ali ile ilgili sözler söylemiş ve vefatından sonra ehl-i beyte dikkat etmelerini vasiyyet etmiştir. Fakat Sunnî âlimler "Ben kimin mevlâsı isem Ali'de onun mevlâsıdır" gibi sözleri Şiilerden farklı bir şekilde yorumlamaktadırlar.
İbn Kuteybe bu konuda şöyle diyor: "Hz. Peygamber her müslümanın velîsidir.
Yine Şiilerin bir başka iddiasına göre, Hz. Peygamber'in vefatından sonra, ehl-i beyt dışında samimi muslumanların sayısı 10'u geçmez. Halbuki Gadîr hutbesini 100 bin üzerinde sahabe dinlemiştir.
Bunun manası şudur: "Yüzbinin üzerinde sahabe Hz. Peygamber'in vefatından sonra sözlerinde durmamış ve Hz. Ali'yi hilâfetten mahrum etmek için işbirliği yapmışlardır."
Bu ittifâkın meydana gelme ihtimâlini akıl kabul etmez. Bunda hangi maslahat ve fayda olabilir.
Diğer yandan Gadîru Hum hutbesi, hicretin onuncu yılında Zilhiccenin onsekizinci günü Veda Haccı'ndan dönerken okunan bir hutbedir. Aynı yıl Zilhiccenin dokuzuncu günü Arafe günü, "Bugün sizin için dininizi ikmal ettim, size olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim" (Mâide 3) ayeti inmiştir.
Bu ayetin, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) peygamberliğin tebliğini emreden, yukarıda meâlini verdiğimiz Mâide suresinin 67. ayetinden daha önce inmesi mümkün değildir!
Dinin tamamlandığını bildiren ayet inmiş ve 100 bin'in üzerinde hacıya tebliğ edilmiştir. İslâm alimlerinin büyük çoğunluğu Mâide suresi 67. ayetin daha önce, Mekke fethi ve Hayber gazvesinden önce indiğini tesbit etmişlerdir (Saîd İsmail, Hakîkatu'l-Hılâf Beyne Ulemâi-ş-Şîa ve Cumhûri Ulemâi'l-Muslimîn, Carbondale 1983, . 25, 26).
****
Gadîr-i Hum, Şiî dünyasının 18 Zilhicce'de coşku ile kutladığı bir bayramdır. Buveyhîler'den Muizzuddevle Ahmed b. Buveyh 352'de (963) İrak'ta, Fâtımîler'den Muizzuddevle-Lidînillâh 362'de (973) Mısır'da bu günü resmî bayram ilân etmişlerdir. 18 Zilhicce, günümüzde de halk tarafından İran'da, her biri Ebû Bekir, Ömer ve Osman'ı temsil eden içleri balla doldurulmuş üç çöreğin bıçaklanması suretiyle kutlanır. Onlara göre bal üç halifenin kanını sembolize eder. 18 Zilhicce Nusayrîler tarafından da son derece önemli bir bayram kabul edilir.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)
Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.