You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar

Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar

General
Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
Maide 44 Ayetindeki Küfür Kelimesi - 1

Maide 44 Ayetindeki küfür kelimesiyle ilgili ortaya atlan şüphelerin birisi de "oradaki küfür, kufrun dune kufr (küfür dışında bir küfür)' dür" iddiasıdır.

Öncelikle bilinmelidir ki, hiç kimse için Kur’an ve sünnette geçen lafızlara ve isimlere keyfi bir mana vermesi kesinlikle caiz değildir. Kur’an ve sünnette geçen lafızlara, keyfi şekilde, hiçbir delil ve açıklama olmadan Allah (svt)’ın kastettiği mananın dışında bir anlamın yüklenmesi ancak delalet ve sapıklıktır. Çünkü böyle bir tutum eşyaya ya da fiillere dair Allahu Tealâ’nın verdiği ismi değiştirmektir. “Her kim şer’i esaslarda geçen lafızlara Allahu Tealâ’dan bir delil olmadan farklı anlamlar yüklerse, açık bir şekilde Allah’a iftira atmış ve Kur’an’a muhalefet etmiştir.” Burada asıl ölçü, bu lafızların öncelikle dinde bilinen, ıstılahi anlamlara geldiğidir. Yani, Kur’an ve Sünnette geçen tüm küfür lafızlarından öncelikle kastedilen, bilinen anlamı, yani sahibini dinden çıkaran ve ebedi cehennemlik yapan büyük küfrün kastedildiğidir. Lafzi ya da manevi herhangi bir işaret bulunmadan kelimeye mecazi anlamı ya da sözlük anlamı yüklenemez.

Lafzi işaret, Arapça dil kaidelerine göre lafzın ıstılahi ya da mecazi anlamının belirlenmesidir. Lafzi işaretlerden en bilineni, ismin marife ya da nekra olarak gelmesidir. Arapçada isimler marife ve nekra olmak üzere ikiye ayrılırlar. Marife isimler belirli, bilinen, muayyen bir varlığa işaret ederler. Başlarında harfi tarif (elif-lam takısı olan) isimler marife isimlerdir. Nekra isimler ise belirli, bilinen, muayyen bir varlığa işaret etmeyip tamamen umun ifade ederler. Nekra isimlerin başında harfi tarif bulunmaz. Bundan dolayı Kur’an ve Sünnette marife olarak gelen lafızlarda kastedilen, kesinlikle kelimenin dinde bilinen ıstılahi anlamıdır. Eğer kelime nekra olarak gelmiş ise, ıstıhahi anlamı kastedilebileceği gibi mecazi anlamı da kastedilebilir.

Kur’an ve sünnette geçen lafızların hangi manaya delalet ettiklerini bilmenin diğer bir yolu ise manevi işarettir. Bu da lafzın zikredildiği meselenin diğer naslarla birlikte incelenmesi şeklinde mümkün olur.

Bu anlattıklarımızın daha iyi anlaşılması için bir örnek vermekte fayda vardır.

Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Müslümana küfretmek fasıktır, onu öldürmek ise küfürdür.” (Müslim)

Bu hadiste müslümanı öldürmek küfür olarak isimlendirilmiştir. Burada, küfür lafzının “Ve kıtalahu kufrun” şeklinde nekra olarak gelmesi, kastedilen mananın ıstılahi ya da mecazi olabileceğini göstermektedir. Lafzi bir işaretle burada geçen küfür kelimesinin büyük küfre mi yoksa küçük küfre mi delalet ettiği anlaşılmamaktadır. Bununla beraber Allahu (svt) şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler, öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazıldı. Hüre hür, köleye köle, dişiye dişi. Bununla birlikte her kim kardeşi tarafından kısmen bağışlanırsa, o vakit görev, birinin geleneğe uyması birinin de ona borcunu güzellikle ödemesidir.” (Bakara: 178)

“Eğer müminlerden iki grup birbirileriyle çarpışırlarsa, hemen aralarını bulun barıştırın!” (Hucurat: 9)

Bu ayetlerde ise, Müslümanı öldürmenin küfür olmadığı görülmektedir. İlk ayette geçen “kim kardeşi tarafından bağışlanırsa” ifadesi, katil ile maktülün velilerini kardeş ilan etmektedir ki, bilindiği üzere ancak mü’minler birbirilerinin kardeşidir. İkinci ayet ise açıkca birbiri ile savaşan iki grubu mü’minler olarak isimlendirmiş, bununla beraber birbirilerine karşı savaş açmalarından dolayı onlardan iman ismini kaldırmamıştır. Ayetlerdeki bu açıklamalar, hadiste geçen “onu öldürmek ise küfürdür” ifadesindeki küfür lafzının, itikadi bir küfre işaret etmediğini bilakis böyle bir fiilin büyük günahlardan daha büyük bir günah olan ameli küfür olduğunu göstermektedir.

Maide: 44 Ayetinde ise Allah (svt) şöyle buyurmaktadır:

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44)

Yukarıda nakletmiş olduğumuz hadisteki küfür Kelimesi nekra olarak gelmistir. Bu yüzden dinde bilinen büyük küfre değilde kuücük küfre hamledilmesi normaldir. Yukarıda dediğimiz gibi; "Kur’an ve sünnette geçen lafızların hangi manaya delalet ettiklerini bilmenin diğer bir yolu ise manevi işarettir. Bu da lafzın zikredildiği meselenin diğer naslarla birlikte incelenmesi şeklinde mümkün olur." Ancak Maide Suresinde geçen "kafirun" lafzı;

1- Marife olarak gelmiştir.

2- İsmi Fail olarak gelmiştir.

3- Mubteda ve haber cumlesi olarak gelmiş ve ulaike zamiri ile fasl edilmiştir.

Bu yüzden Maide 44 ayetinde ki küfür kelimesi, küçük küfre hamledilemez. Her kim olursa olsun, Allah'ın indirdiği hükümle hükmetmezse kişiyi İslam milletinden çıkaran küfür işlemiştir.

Maide 44 ayetiyle alakalı ortaya atılan diğer şüpheler ise; "kalbiyle küfür olduğunu reddederek Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyen kafir olmaz" şüphesi, İbn Abbas'ın haricilere "bu küfür sizin bildiğiniz küfür değil" sözü ve "Maide 44 yahudileri, Maide 45 hristiyanları, Maide 47 ise Müslümanları kapsar. O yüzden bu ameli Müslüman yaparsa dinden çıkmaz, fasık olur" şüphesidir. Bunları İnşaAllah daha sonra açıklayacağız.

İlim Allah'ındır
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
Maide 44 Ayetindeki Küfür Kelimesi - 2

Maide 44 ayetindeki küfür kelimesiyle ilgili ortaya atlan şüphelerin birisi de "Maide 44 yahudileri, Maide 45 hristiyanları, Maide 47 ise Müslümanları kapsar. O yüzden bu ameli Müslüman yaparsa dinden çıkmaz, fasık olur" iddiasıdır. Şimdi İnşaAllah bunu açıklayalım.

Bu şüpheyi açıklamadan önce Maide 44, 45 ve 47 ayetlerinin nüzul sebebini hatırlatmakta fayda görüyorum. Zira, bu şüpheyi ortaya atanlar ayetlerin nüzul sebebinden ötürü bu şüpheyi ortaya atmışlardır. Elimdeki kaynaklarda bu konu hakkında şu riyavetler geçmektedir:

İbni Abbas (r.a) şöyle dedi: “Bu ayet, iki Yahudi taifesi hakkında inmiştir. Cahiliye döneminde bu iki taifeden biri diğerini yenmişti. Kuvvetli olan taraf, zayıf tarafı yendiği için aralarında şöyle bir anlaşma yapmışlardı:

“İzzetli ve kuvvetli taife, zelil ve zayıf olan taifeden bir kişiyi öldürürse, diyet olarak 50 vesak verecektir. (Vesak; 60 sa’dır, sa ise 2751 gr’dır). Zelil ve zayıf taife, izzetli ve kuvvetli taraftan bir kişiyi öldürürse diyet olarak 100 vesak verecektir.”

Resulullah (s.a.s) Medine’ye gelinceye kadar bu anlaşma üzerinde kaldılar. Resulullah (s.a.s), Medine’ye geldikten sonra zayıf ve zelil olan taife, izzetli ve kuvvetli olan taifeden bir adamı öldürdü. Bu sebeple kuvvetli ve aziz olan taife, zayıf ve zelil olan taifeden öldürülen adamın diyeti olarak 100 vesak istedi. Zayıf ve zelil taife:

“Böyle bir iş olamaz. Dini, nesebi, beldesi bir olan iki taife arasında nasıl olur da diyet konusunda böyle bir farklılık olur? Nasıl olur da birisi diğerinin yarısı veya iki katı olur? Biz, daha önce sizden korktuğumuz ve bize zulmettiğiniz için, sizden öldürdüğümüz kişiye bedel olarak, 100 vesak diyet veriyorduk. Fakat artık Muhammed geldi. Bu sebeple istediğinizi size veremeyiz. Aramızda eşitlik olmalıdır.” dediler.

Bu tartışmadan dolayı aralarında neredeyse savaş çıkacaktı. Bunun üzerine aziz ve şerefli olan taife birbirlerine şöyle dediler:

“Vallahi Muhammed, diyetin iki katını vermez. Bu sebeple bir kişiyi Muhammed’e gizli olarak gönderin ve bu konudaki görüşünü öğrenin. Eğer diyetin iki katını size verirse onu hakem tayin etmeyi kabul edin. Eğer diyetin iki katını vermezse, ondan uzak durup onu hakem tayin etmeyin.”

Bunun üzerine münafıklardan bir kaç kişiyi bu meseleyi öğrenmeleri için Resulullah (s.a.s)’e gönderdiler. Münafıklar Resulullah (s.a.s)’e gelince, Allah (svt) münafıkların ne niyetle geldiklerini O’na haber vererek Maide Suresi’nin 41-47. ayetlerini indirdi.

İbni Abbas (r.a) sözlerine şöyle devam etti: “Vallahi bu ayetler bu iki taife hakkında inmiştir ve Allah (svt)’ın ayetlerde kastettiği kimseler bu iki taifedir.” (Ahmed - Nesei)

Diğer bir rivayet ise şöyledir:

Denildiğine göre bu ayet, Kurayza ve Nadir Oğulları hakkında inmiştir. Kurayza Oğullarından birisi, Nadir Oğullarından birisini öldürdü. Nadir Oğulları, Kureyza Oğullarından birisini öldürdüğü zaman kısas uygulamalarına izin vermezlerdi. Ve sadece diyet ödemekle yetinirlerdi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s)’in hakemliğine başvurdular. Resulullah (s.a.s), Kurayza Oğulları ile Nadir Oğullarına mensup iki kişi arasında eşitlik sağlanması gerektiği hükmünü verdi. Bu ise Nadir Oğullarının hoşuna gitmedi ve kabul etmediler. (Nesei)

Bu konudaki diğer bir rivayete göre ise Maide 44, 45 ve 47 ayetleri zina eden iki kişi hakkında nazil olmuştur.

Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle dedi:

“Yahudiler, Resulullah (s.a.s)’e gelerek kendilerinden bir kadın ve erkeğin zina yaptığını ona haber verdiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) onlara şöyle sordu:

“Zina hakkında Tevrat’ta ne buluyorsunuz?”

Yahudiler şöyle cevap verdiler:

“Onların yaptıklarını herkese yayar ve onlara sopa atarız. Zinanın hükmü Tevrat’ta işte böyledir.”

Onların bu sözü üzerine Abdullah b. Selam (r.a) onlara şöyle dedi:

“Sizler yalan söylüyorsunuz. Çünkü zina yapanlar hakkında Tevrat’ta bildirilen hüküm recmdir. Öyleyse Tevrat’ı getirin de bakalım.”

Bunun üzerine Tevrat’ı getirdiler ve onu açarak okumaya başladılar. Tevrat’ı okuyan kimse recm ayetini eliyle kapatarak ondan önceki ve sonraki ayetleri okudu. Böylece recm ayetini atlamış oldu. Abdullah b. Selam o kişiye şöyle dedi:

“Elini kaldır.”

O kişi elini kaldırınca recm ayeti gözüktü. Bu durum üzerine Yahudiler Resulullah (s.a.s)’e şöyle dediler:

“Ey Muhammed! Abdullah b. Selam’ın söylediği doğrudur. Tevrat’ta recm ayeti vardır.”

Bu cevap üzerine Resulullah (s.a.s) zina yapan kadın ve erkeğin recm cezasıyla cezalandırılmalarını emretti. Öyle ki, ben kadın ve erkek recmedildikleri sırada, kadına taşlar gelmesin diye erkeğin onu vücuduyla koruduğunu gördüm.” (Buhari)

Bera b. Azib (radıyallahu anhu)’den ise bu rivayet şu şekilde nakledilmiştir:

“Resulullah (s.a.s)’in yanından kendisine tahmim yapılmış (yüzü siyaha boyanmış) ve sopa atılmış bir Yahudi geçti. Resulullah (s.a.s) onları çağırdı ve şöyle dedi:

“Zina yapanın cezasını kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?” Yahudiler:

“Evet” dediler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) onların alimlerinden bir adam çağırıp ona dedi ki:
“Musa (a.s)’ya Tevrat’ı indirenin hakkı için söyle. Zina yapanın cezasını kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?” Alim şöyle dedi:

“Tevrat’ı indirenin hakkı için demeseydin sana gerçeği bildirmezdim. Zinanın cezası kitabımızda taşlayarak öldürmektir. Fakat şereflilerimiz içinde zina çoğalınca ve zina yaparlarken yakalanınca, şerefli oldukları için onlara ceza uygulamayı terkettik. Fakat zina yapan zayıf kimselere taşlayarak öldürme haddini uyguladık. Bir gün aramızda:

“Zina konusunda hem şereflilerimize, hem de zayıflarımıza uygulayacağımız bir tek ceza belirleyelim” dedik. Böylece taşlayarak öldürme cezası yerine tahmim ve sopa vurma cezasını uygulamaya karar verdik” Bunun üzerine Resulullah (s.a.s):

“Ey Allah’ım! Vermiş olduğun emri, ölümünden sonra tekrar ilk canlandıran benim.” dedi ve zina yapan evli kişinin taşlanarak öldürülmesini emretti. Bunun üzerine şu ayet indi:

“Ey Resul! Gerek ağızlarıyla ‘Biz inandık’ deyip de kalpleriyle inanmayanlardan, gerekse Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin! Onlar yalancılık etmek için dinlerler, sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler, yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan değiştirirler, ‘Size böyle fetva verilirse tutun, verilmezse sakının!’ derler. Allah, kimin fitneye düşmesini dilerse sen onun lehine Allah'tan hiçbir şey koparamazsın. Onlar, öyle kimselerdir ki, Allah, kalplerini temizlemek istememiştir. Onların hakları dünyada zillet ahirette de büyük bir azaptır.” (Maide: 41)

Yahudiler dediler ki: “Eğer Muhammed sopa ve tahmim cezası verirse, bunu ondan alın, eğer recm cezası verirse, bunu ondan almayın” Bunun üzerine Allah (svt) şu ayetleri indirdi:

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44)
“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Maide: 45)
“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte, onlar fasıkların ta kendileridir.” (Maide: 47)

Bera b. Azib (radıyallahu anhu) bunu söyledikten sonra: “Bu ayetlerin hepsi kafirler hakkında inmiştir.” dedi (Müslim)

Kurtubi, bütün bu rivayetlerin arasında bir tearuzun (çatışmanın) olmadığını, tüm rivayetlerin aynı olayı naklettiklerini belirtmiştir (El-Camiu Li Ahkam, 6/226.)

Ayetlerin nüzul sebebini hatırlattıktan sonra asıl meselemize dönelim. Acaba iddia edildiği gibi bu ayetlerin ihtiva ettiği hükümler nüzul sebebinde geçtiği üzere sadece Yahudiler için mi geçerlidir? Yoksa, bu hükümlerle Müslümanlar ve diğer milletler de sorumlu mudurlar?

Öncelikle belirtmekte fayda vardır ki, ayetlerin “men” (her kim) şart edatı ile başlaması bu ayetlerin hükmetme makamında bulunan herkese şamil olduğunu göstermektedir. Bununla beraber tefsir usulünün meşhur kaidesine göre, sebebin hususi olması, ayette belirtilen hükmün umumi olmasına bir engel teşkil etmez. Yani, ayet belirli bir olay üzerine nazil olmuştur. Ancak hükmü herkesi kapsamaktadır. Bundan dolayı ayetler her ne kadar Yahudiler hakkında nazil olsa bile, ayetlerin ihtiva ettiği hükümler, hükmetme makamında bulunan herkes için geçerlidir. Nitekim, alimler de bu yönde görüş belirtmişlerdir. İşte Alimlerin bu iddiaya cevapları:

“İbn-i Mes’ud ve Hasen der ki: Bu ayet ister Müslüman, ister Yahudi, ister kafir olsun Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen herkes hakkında umumidir.” (El-Camiu Li Ahkam, 6/244.)

“Bera b. Azib, Huzeyfe ibn Yemman, Abdullah İbn-i Abbas, Ebu Miclez, Ebu Reca, İkrime, Hasan El’Basri ve diğerleri derler ki:

“Bu ayet ehli kitap hakkında nazil olmuştur. Ayrıca Hasan El’Basri bunun bizim üzerimize de vacip olduğunu söylemiştir. Abdurrezzak, Süfyan Es’Sevri kanalıyla İbrahim’den naklen bu ayetlerin İsrailoğulları hakkında indiğini ancak aynı hususların bu ümmet için de geçerli olduğunu söylemiştir. Bunu İbn-i Cerir rivayet etmiştir.” (İbni Kesir Tefsiri, 5/2349-2350.)

Hakim şunu rivayet etmiştir:

Huzeyfe radiyallahu anh’nin yanında Maide: 44, 45, 47 ayetleri zikredildiğinde bazı kimseler, bu ayetlerin yahudiler hakkında indiğini, müslümanları kapsamadığını söylediler.

Huzeyfe radiyallahu anh onlara şöyle cevab verdi:

"Bu ayetlerin yahudiler hakkında indiği doğrudur. (Fakat bu ayetlerin hükmünün sizi kapsamadığını zannetmeyin.) İsrail oğulları size ne güzel kardeş oldu.... Tatlı şeyler oldu mu size, acı şeyler oldu mu onlara, öyle mi? Şüphesiz siz, sizden öncekilerin yolunu adım adım takip edeceksiniz." (Hakim Müstedrekte rivayet etti, Buhari ve Müslim’in şartlarına göre sahih dedi. Zehebi bu görüşü kabul etti. Taberi.)

İsmail Kadi, bu ayetler hakkında şöyle dedi:

"Allah-u Teâlâ'nın ayetinin zahiri şunu gösterir:

"Her kim yahudilerin yaptığı gibi Allah-u Teâlâ'nın hükmüne ve İslam’a muhalif bir hüküm ortaya çıkarır ve insanlar onu uygulasınlar diye insanları o hükmü kanunlaştırmaya zorlarsa, işte bu kimseye, yahudilere verilen hüküm verilir. Bu kimse, ister bir hakim isterse bir başkası olsun farketmez..." (Fethul Bari c: 13 s: 120 Selefi’nin birinci baskısı.)


Hasan el Basri şöyle dedi:

"Evet! Bu ayetler yahudiler hakkında nazil olmuştur. Fakat hükmü bize de farzdır." (Taberi, Ed Durul mensur)

Naklettiğim bu sözler iddiayı cevaplamak için yeterlidir. Alimlerin dediği gibi bu ayetin ihtiva ettiği hüküm ister yahudi, ister hristiyan, isterse Müslüman olsun herkesi kapsar. Her kim olursa olsun, Allah'ın indirdiği hükümle hükmetmezse kişiyi İslam milletinden çıkaran küfür işlemiştir.


Maide 44 ayetiyle alakalı ortaya atılan diğer şüpheler ise; "kalbiyle küfür olduğunu reddederek Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyen kafir olmaz" şüphesi, İbn Abbas'ın haricilere "bu küfür sizin bildiğiniz küfür değil" sözü ve "Maide 44 ayetinde ki küfür, Maide 45 ayetinde ki zulüm ve Maide 47 ayetinde ki fısk" şüphesidir. Bunları İnşaAllah daha sonra açıklayacağız.

İlim Allah'ındır
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
ilk makaledeki teknik anlatım çok sağlıklı değil. nekra gelenler manalarını muhtemil kılabilir fakat marife gelenler her sözü kayıtlar ya da sadece maruf anlama hamledilmesini gerektirir, sözü biraz sıkıntılı. genel olarak maruf anlama hamledilmesi gerektiğini kabul etsek dahi her şeyde bu kaide yine geçerli olmaz mesala aksine nassların olduğu yerde bu kaideye bakılmaz veya zorunlu olarak bizi bundan uzaklaştıracak bir etken olabilir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
benim ek olarak hatırladığım büyük küfr olarak sayılan dinden çıkartan küfür nassta "el" takısı ile anılır, ki ayette de el takısı vardır.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
dinden çıkartan küfürde el takısı olabilir fakat her -el- takılı olan dinden çıkartan küfür olmayabilir.
mezkur ayette el fasikun - ez zalimun- el kafirun... geçiyor. sonuncusunu dinden çıkartan küfür kabul edersek diğerlerinide büyük fsk buyuk zlm kabul etmemiz gerekir. o zaman ilk ikisi sonuncusuna döner yani bu kimseler dinden çıktıkları için zalim ve fasık oldular.. bu bir hata olur sırf marife gelmesinden dolayı dinden çıkartır diyemeyiz mesala o zaman bir peygamberin kendisine söylediği مِنَ الظَّالِمِينَ minezzalimin yani ez zalimin marife gelen zulmu büyüğe hamletmemiz gerekir fakat bu bir peygamber için caiz olması söz konusu dahi edilemez.
nitekim bu ayetteki -el- takılı olsada duruma göre değişir. kimi zaman büyük küfre hamledilir kimi zaman küçük küfre hamledilir bu takdir edecek olan failin fiil üzerindeki keyfiyetine göredir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
anladım abi, peki maide 44 ün tefsirinde bazılarının getirdiği "kufrun dune kufr" iddiasının delilleri boş değil mi? ibn abbasın sözü diye anılan bu rivayetin zayıf ravilerce aktarıldığı söylenmiş, ki islamla hükmetmeyi terketmiş yöneticinin küfrüne tek delil zaten bu ayet değil.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
ibn abbasın rivayetinin zayıf olduğu kesin değil, zayıf olsa bile bu konuda benzer manada başklarından da rivayetler var.
Allah'ın indirdiği ile hükmetmemek her durumda dinden çıkarır diye bir şey yok. fakat hükmetmeyiş şekline göre kişi gerçek bir manada kafirde olabilir veya küfürden bir şube de kapmış olabilir. imanın nasıl şubeleri var ise küfründe şubeleri vardır. Allahın indirdiği ile hükmetmek imandan bir şubedir, Allahın indirdiği ile hükmetmemekte küfürden bir şubedir.. bir kimse Allahın indirdiği ile hükmetmiyor ve bunu meşru görüyorsa bu adam tam bir kafirdir, zalimdir, fasıktır kelimenin tam anlamıyla böyledir ve dinden çıkmıştır fakat bunu meşru görmüyorsa bu kişi küfürden bir şube kapmıştır fakat dinden tam olarak çıkmamıştır..
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
türkiyedeki demokrasi şartlarında kafir olmadan meclise girilmiyor yani, bunu anlaması lazım islamcılarımızın.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Maide-44 Ayeti Üzerine Gelişen Şüphelere Cevaplar
bravo kanki çok güzel anlıyorsun, okudukça seni hayran(!) oluyorum
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 02-07-2013, Saat:07:50 PM, Düzenleyen: karadamlalar.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.