Türkçe deyip geçmeyelim, birkaç Türkçe vardır. Efendim’li Türkçe vardır, aha oho moho Türkçesi vardır…
Kibar zengin Türkçe vardır, fakir kaba Türkçe…
“Vâlide-i muhteremeniz hanımefendi nasıllar?” da Türkçe’dir, “Ulan anan nasıl beee!” de Türkçe’dir.
Beyefendilerin, hanımefendilerin Türkçesi…
Bayların bayanların Türkçesi…
Heriflerin karıların Türkçesi…
Sokak serserilerinin, tulumbacıların, itlerin kopukların, haytaların Türkçesi…
Zengin, edebî, kibar, nazik, ince Türkçe nerede öğrenilir?.. Ailede öğrenilir… Mektepte öğrenilir…
Aile ve mektep doğru dürüst Türkçe öğretemiyorsa, vah Türkiye’nin haline…
Musiki gibi lisan vardır, hayvan böğürtüsü, karga gaklaması gibi dil vardır.
İnsan, bildiği dil kadardır.
Eski İstanbul’un medenî kibar insanları günlük hayatta en çok şu beş kelimeyi kullanırlardı:
Efendim… Teşekkür ederim… Bir şey değil… Estağfirullah… İnşaallah…
İstanbul Türkçesi’nde bugün kullanılmayan, hattâ çoğu bilinmeyen binlerce kelime, kavram, değer vardı:
Bendeniz… Bu fakir… Devlethaneleri… Saadethaneleri… Fakirhane…
Mürüvvet… Kerem… İhsan… Teşrif teşerrüf… Hilm… Fütüvvet… Meymenet…
Tâciz etmiyorumdur inşaallah… Estağfirullah efendim, o ne demek, şeref duyarım…
Velîme cemiyeti… ‘İydiniz said olsun…
Heyhat ki, heyhat… Efsus…
Zengin ve ince lisan gitti, fakir kaba dil geldi.
M. Şevket Eygi