RE: Ledün İlmi Safsatasına Reddiye
selamun aleyküm
İsmail Ankaravî Dede
Minhacü'l Fukara adlı eserden ALINTI
Merâtib-i sülûk (Sülûkun mertebeleri)
ve Yüz Mertebe
2. DERECE: İlim
Süfyan bin Uyeyne ve Ebû Hureyre(
ra)den mervîdir ki, Resûlüllah efendimizin(
sav) şöyle
buyurmuştur: "Muhakkak ki gizli olan şeylerin hey'eti (sureti) gibi bir ilim vardır. Onu ancak
Allah'ı bilen âlimler bilir. Bu ilmi söylediğinizde, buna karşı çıkan ancak gafillerdir." Çünki bu
ilim aklın üzerindedir. İnsansa bilmediğinin cahilidir.
Ey kardeşim şunu iyi bil ki, ilmin nevileri çoktur. Ancak biz burada dört kısmını
zikredeceğiz. Bunlardan birincisi şer'î ilim, ikincisi aklî ilim, üçüncüsü vicdanî ilim,
dördüncüsü ise ledünnî ilimdir. Şer'î ilimlere misal, fıkıh, tefsir, ferâiz ve hadis... v.s. gibi
ilimlerdir. Aklî ilimler ise, kelam, hendese, felsefe ve astronomi gibi kısımlara ayrılır. Aklî
ilimler ise iki kısım üzeredir. Bu ilim ya zarurîdir veya istidlâlîdir. Delile dayanır. Zarurî olan,
tefekkür ve delile dayanmayandır. Mesela, insanın açlığa ve susuzluğa olan bilgisi gibi.
İstidlalî olan ise, görüşler muvacehesinde delil ve burhanlardan hâsıl olan ilimdir. Vicdanî
ilim ise, ahvâle ait bilgilerdir. Ve bu ilme akıl müdâhale edemez. Sadece delil ve burhanlarla
bu ilmin idrâki mümkün olmaz. Nitekim, balın tadının, lezzetinin, bunun yanında
sarhoşluğun aklî delillerle anlaşılacak bir yanı yoktur. Aşk, şevk, neş'e gibi mefhumlar da
"tatmayanın bilemeyeceği" hususlardır. Dördüncü kısım ise, ledünnî ilimdir. Buna ayriyeten
ilm-i esrâr'da denir. Onun için bu ilme ledünnî derler. Bu ilim Allah tarafından velî kullarına
ilham edilir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Allah u Teâlâ; "Biz katımızdan ona ilim verdik
(öğrettik)" buyurmaktadır. Evliyâullah ilmi Allah'tan alır.
Şeyh hazretleri Fütuhatın 54. babında şöyle buyuruyor: "Beyazıd hazretleri ulemâyı
rusûme hitab ederek şöyle dedi: "Ey ulemâ-yı rusûm! Siz ilminizi ölülerden (ölümlü
olanlardan) aldınız. Biz ise ilmimizi hayyü lâ yemût olan (ebediyyen diri olan) Allah'tan
aldık. O bizim ilmimizi kalbimize nakşederek verdi. Siz dersinizki, filanca filandan haber alıp
bize bildirdi. Sizin ilim alma üslûbunuz budur. Ancak biz falanla filanla uğraşmayız, ilmimizi
direkt olarak Allah'tan alırız." Bu şu demektir: Allah'ın katından alınmayan bir ilmin ilâhi
lezzeti ve rûhâniyyeti olmaz ve bu ilimler feyz vermez. Rabbânî kapıyı açacak olan ilim, aşk
ve şevkle talep edilen bir ilimdir. Size şah damarınızdan daha yakın olan Allah'tan niçin ilim
almazsınız? Ki bu ilim, ilm-i ledünnidir. Ledünni ilmi ancak, akl-ı selim olan eshâb-ı sülük
idrâk edebilir. Bu bir derecedir. Bu ilmi herkes idrâk edemez.
Aklın verâsını aşan bir ilm-i azîm var ki,
Onu ancak dakik olan akl-ı selîm anlar.
Bu ilmi ağyar olan idrâk edemez. Onun için bu ilmi esbabı anlar. Bu ilmi inkar ve izhâr
eden (açığa vuran) kimsenin katli vaciptir. Nitekim bu mânâya muvafık olarak Mevlânâ
hazretleri şöyle buyurmuştur:
Bu padişahların hepsi halktan cân korkusuna düştüler
Çünkü bu güruh kördür, padişahların da nişanı yok.
Yol azıtmış kavim, aptallıklarından
peygamberlere "Biz sizi şom bilmekteyiz.
Bize sizin yüzünüzden kötülük geliyor" dedi.
Hain kalpazandan, halis altınla kuyumcu daha fazla korkar.
Bu ilmi inkâr edenin recmedileceğine dair Ebû Hureyre(
ra)'nin şu sözü delildir. Ebû
Hureyre(
ra) şöyle buyuruyor: "Ben Resûlullah(
sav)'dan iki ilim hıfzettim. Birini halka izhâr
eyledim. Eğer diğerini de izhâr eyleseydim recmedilmem gerekirdi."
Hz. İbn-i Abbas'dan rivayet edildiğine göre bir gün, "Yedi göğü ve yerden de bir o kadar
yaratan Allah'tır. Allah'ın herşeye kadir olduğunu ve ilminin herşeyi kuşattığını bilmeniz için,
Allah'ın emirleri, göklerle yer arasında inip durmaktadır." âyet-i kerimesi okundu. Abbasi bu
mevzua ilâveten şöyle diyor: Eğer ben o an bu ayeti tefsir etseydim orada bulunanlar beni
mutlaka ya recmederlerdi, ya da öldürürlerdi". Sâlike lazım olan bu ilmi başkalarından
gizlemesidir. Ve insanların akılları nisbetinde anlatmalıdır. Bu ilmi, ehil olmayanlardan
saklamalıdır. Arâbîden birisi gelerek Resûlüllah efendimize, ilm-i garâibi (gizli ilimleri)
kendisine öğretmesini istedi. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz; "Sen ilmin başı olan bir
ilmi öğrenmek istemez misin?' Ârâbî, " Nedir ilmin başı ya Resûlullah?" Resûlullah:
"Mârifetullahtır" buyurdular. Diğer bir rivayette ise, Resulullah'ın "Git... Allah sana ilm-i
garaibi öğretecektir." buyurduğu rivayet edilmiştir.
Bu hadis-i şeriften anlaşılan o ki, bu ilmi ehil olmayan kimselerden gizlemek lazımdır.
Bu ilmi elde etmiş olan sâlikin yapması gereken en önemli şey ise, bu ilimle beraber Allah'ın
hükmüne boyun eğerek O'na isyandan kaçınmasıdır. Ve bu mevzuda Hz. Musa(as)'yı misâl
almasıdır. Ki bu sayede, "Salih kul şöyle dedi: "İşte bu, seninle benim aramızın ayrılması
demektir. Sabredemediğin şeylerin sana içyüzünü anlatacağım" (Kehf, 78) âyet-i
kerimesinin muhatabı olmasın. Eğer sâlik, bu ilmi anlatacak ehil birini bulamaz ise, ilmiyle
amel eder ve böylece ameliyle yapmış olduğu dirâset sayesinde Allaht(cc) ona bir vâris
nasibeder. Peygamberimiz bu hususta, "Kim bildiği ilmiyle amel ederse, Allah(cc) ona bir
vâris gönderir" buyurmuştur.
Ehlullah katında hakikî âlim olan kimseler, âlim billah (Allanı bilen) kimselerdir. Şayet
öğrenilmesi lazım gelen meseleler varsa, bu nevi kimselere sorulmalıdır. Ve sohbet
edilecekse bunlarla sohbet edilmelidir. Çünkü bunların sohbetlerinde çok faydalar vardır.
Âlim-i billah, ilmini kemâliyle tamamlamış ve ilim erbâbıyla yeteri kadar oturup kalkmış ve
istişare ve müzâkere etmiş kimsedir. Âlim-i billahın diğer bir hasleti de âlim-i biemrillah
olmasıdır. Âlim-i billah olan kimsenin, Allah'ın emir ve nehiylerine harfiyyen uyması
lazımdır.
Allah erleriyle bir an bile sohbet etmek,
yüz yıl takvadan daha iyidir.
Bunu ilk beğenen sen ol.