You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

La- Tahzen / Üzülme

La- Tahzen / Üzülme

Forumcu
La- Tahzen / Üzülme
La-Tahzen / Üzülme



Huzur ve mutluluk dediğin, kendin, ailen ve geleceğine dair bir takım endişelerden güven içinde olmandır. Tüm bunlar ise imanın,
tevekkülün içinde gizlidir.

La-Tahzen/ Üzülme

Gökten yeryüzüne ne yağarsa yer ne kaçabilir, ne de çare bulabilir. “Sizi topraktan yarattık” ayetini unutur da Hak’tan gelene öfkelenirsin. Topraksın, arştan gelenden kaçamazsın. Toprak gibi razı ve mütevazı ol.

La-Tahzen/ Üzülme

Yoksullardan, dertlilerden dua iste. Define yıkık yerdedir dedik ya!

La-Tahzen/ Üzülme

Karanlığın ardında nice güneşler var. Ümitsizlikten sonra nice ümitler var!

Saadetin Anahtarını İstiyorsan


Allah’ı bildiysen, O’na iman ettiysen, O’nu zikredip, tesbih ve tekbirle hamdini yerini getirdiysen, O’na ibadet ve taatta boyun eğdiysen, dünya ve ahiret huzurunun anahtarı elinde demektir…

Ama ya tüm bunlardan gafilsen! Yüz çevirdiysen sahip olduğun tüm nimetlerin gerçek sahibine. İstersen en lüks saraylarda otur, en lüks bineklere bin, istersen kuş sütü sofrandan eksik olmasın, işte o zaman sen gerçekten müflislerdensin. Ebedi saadetten mahrumsun demektir. Karun gibi akıbetin pek acıdır. Unutma Karun’a da “öyle bir hazine verilmişti ki o hazinelerin anahtarlarını bile güçlü kuvvetli bir bölük zor taşırdı” diyor mülkün ebedi sahibi Malikül Mülk. Velhasıl huzur arıyorsan anahtarı belli; O’na, teslim ol, O’na tevekkül et, saadet ve huzuru bulanlardan ol.

Şerlere Karşı İlahi Sigorta

“Şüphesiz, Allah inananları savunur.” (Hac 38)
İman lezzetini tadanlar için müthiş bir vaattır bu. Yani inanan müminlerin dünya ve ahiret zorlukları karşısında Allah Teala’nın sigortası altında olacaklarının müjdesidir bir başka deyişle. Kafirlerin şerrinden, şeytanın şerrinden, vesvesesinden, nefislerinin şerrinden ve tüm kötülüklere karşı onları savunacağının müjdesidir. O’na iman edenler samimiyetleri ölçüsünde bu büyük vaatten, bu muazzam güvenceden nasiplerini alacaklardır. Bunda şüphe yok.

Ahiret Çocukları Olun

İnsanları huzursuzluğa sürükleyen nedenler bin bir türlü oluyor. Kimi zaman bunun farkına varıyor kimi zaman gafil oluyoruz. Bunlara karşı mücadelede insan bazen kendini yetersiz hisseder. Elinden tutacak birilerini arar. Allah dostlarının nasihatleri işte bu anlamda gerçekten bulunmaz bir nimettir. Ensar’dan Seddad Bin Evs r.a’nın nasihatleri de huzursuzluklarının sebeplerinden gafil olanlar için bir iyi bir reçetedir adeta. Diyor ki Seddad Bin Evs r.a. hazretleri:


“Siz hayrın da şerrin de ancak sebeplerini görüyorsunuz. Hayrın hepsi cennettedir. Şerrin de cehennemdedir. Dünya hazır olarak sunulmuştur. Ondan iyi olan da fasık olan da yer. Ahiret ise, Kahhar olan Melik’in hükmettiği hak bir vaaddir.


Sizin hakkınızda en çok korktuğum iki şey vardır: Bunlardan biri uzun emel, diğeri de heva ve hevese tabi olmaktır. Uzun emel, ahireti unutturur. Heva ve hevese tabi olmaksa, insanı haktan uzaklaştırır. Bilesiniz ki, dünya göç etmek üzeredir. Ahiret ise, size doğru gelmektedir. Hem dünyanın hem de ahiretin çocukları vardır. Siz yapabiliyorsanız ahiret çocukları olun, dünya çocukları olmayın. Dünya hayatında çalışma vardır, hesap yoktur. Ahiret hayatında ise hesap vardır, çalışma yoktur.



Altınoluk Dergisi-Aralık 2008
Off Dedi Gitti Delikanlı...


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: La- Tahzen / Üzülme
La- Tahzen / Üzülme

Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.

La- Tahzen / Üzülme

- Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani ânı yaşa.

La- Tahzen / Üzülme

- İnne meal usri yüsra / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır. Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!.. Bir başka ifade ile; kolaylık; zorluk zannettiğimiz şeyin taa kendisidir!..

La- Tahzen / Üzülme

- Arapların bir sözü vardır; Gerilen ip kopar yani sıkıntılar, üzüntüler üst üste geldikçe ferahlama, rahatlama kapı da demektir. Allah Teala buyuruyor ki Kim ki Allahtan gerçek manada ittika ederse Allah da ona bir çıkış, kurtuluş yolu lütfeder ve ona hiç beklemediği, hesap etmediği yerlerden rızık ihsan eder.
-
Ahiret inancı, insanlığa huzurlu bir dünya hayatını sağlama yolunda büyük bir güç kazandıran muhteşem bir inanç sistemidir. Bu dünyada malı gasp edilen, zulme uğrayan vs bir şekilde haksızlığa maruz kalan kimse ahirette adaletin yerine geleceği inancıyla kalbi bir sükunete kavuşur.
Ünlü bir Alman filozofun şöyle söylediği rivayet edilir. Dünyadaki hayat oyununun bir ikinci perdesi olduğu muhakkak. Çünkü bu ilk sahnede zalim ve mazlumu görüyor insafı göremiyoruz. Galib ve mağlubu görüyor adaleti göremiyoruz. O halde tüm bu adaletsizliği ortadan kaldıracak bir ikinci hayat mutlaka vardır.

Kıyamet ve ahiretin varlığını zımni itiraf niteliğindeki Alman filozofun bu ifadeleri aklın yolunun bir olduğunu gösteriyor aslında...
Bu dünyada zahiren adaletsizlikmiş gibi görünen haller, zenginlik/fakirlik, hastalık/sağlık, güçlülük/zayıflık gibi ölçülerin birer imtihan vesilesi olduğunu unutmayıp ona göre adımlarını atanlar kazançlı çıkacak olanlardır sakın unutma. Dolayısıyla içinde bulunduğun ortamdan dolayı üzülmeyi bir kenara bırak da imtihanı kazanmaya bak.
İnkâr edenler, katiyyen diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: Hayır, Rabbim hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu, Allaha göre kolaydır. (Teğabun, 64/7, Nahl, 16/30-40).



İçebileceğin Suyun, Bir Parça Ekmeğin Varsa Üzülme !

İçebileceğin temiz suyun, seni doyurabilecek kadar bir aşın, üstünü örtecek bir elbisen varsa üzülme! Uzunca bir müddet ıssız bir adada mahzur kalan bir denizciye yaşamış olduğu bu tecrübeden çıkardığı en önemli dersin ne olduğunu sormuşlar. O da şunları söylemiş;
İçebilecek temiz bir su, yetecek kadar aş olduğu sürece asla şikayetçi olunulmayacağını öğrendim.


Öfkeyi Terk Et ve Affedici Ol

İstatistiklere göre Çinlilerde strese bağlı kalp rahatsızları oranı oldukça düşükmüş. Bunun en önemli nedenleri arasında Çinlilerin sakin yapılı olmaları gösterilmiştir. Dolayısıyla sende mutlu ve huzurlu bir hayat için olaylara sükunetle yaklaş, her türlü kaygıyı, öfkeyi, şiddeti bir kenara bırakıp affedici ol. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'deki mümin tasvirinde olduğu gibi;
"Onlar ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler.
Not: Bu yazı büyük oranda Dr. Aid Kareni'nin La-Tahzen isimli Arapça eserinden derlenmiştir.

A.Yasin DEMİRCİ
Off Dedi Gitti Delikanlı...


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: La- Tahzen / Üzülme

Üzülme!Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.

Üzülme!

Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.

Üzülme!

Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki...

Üzülme!

Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni.

Üzülme!

Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.

Üzülme!

Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki... Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.

Üzülme!

Seni bir "İşiten" var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.

Üzülme!

Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.

Üzülme!

O'nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."

Üzülme!

Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. "Rabbin sana küsmedi ki..." Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. "Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki..."

Senai Demirci
Zaman
Off Dedi Gitti Delikanlı...


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: La- Tahzen / Üzülme
"Lâ tahzen!"e Mukabele- Canan Aydemir




Üzülme!

Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.

Yorum: Üzülmek bence kalp işinden çok iman işi. Yeryüzündeki milyarlarca insanın da kalbi var ama çoğu üzülmüyor. O imandır ki kalbi kalıp olmaktan çıkarır, kalp eyler.



Üzülme!

Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.

Yorum: Bu paragraf bana Aşık Veysel'in "Benim sadık yarim kara topraktır." sözünü hatırlattı. Eskiden alimler sağlıklı olmalarından şüphelenip, Rabb'im beni unuttu mu acaba, derlermiş.



Üzülme!

Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki...

Yorum: Bu paragraf umut dolu, söyleyecek söz bulamıyorum, çölde su bulmuş gibi sevindirdi beni.



Üzülme!

Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki... Gözden çıkarmamış olmalı seni.

Yorum: Evet üzüntüler şımarmamı hep engelledi, küçükten büyüdüm. Üzüntü şer değil bazen hayırmış demek ki...



Üzülme!

Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.

Yorum: Öyle ya üzülme olmadan sevinmenin ne demek olduğunu nereden bileceğiz? Bu paragrafın harfleri yağmur damlaları gibi rahmet yağdırdı mahzun kalplere



Üzülme!

Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki... Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.

Yorum: Bu paragraf zenginliğimi haykırıyor adeta. Doğru ya hep sahip olmak istediğimiz şeyleri sayıyoruz da sahip olduklarımızı saymıyoruz. En değerli şeyimiz ise imanımız, ancak ve ancak onu kaybetmekten korkmalıyız.



Üzülme!

Seni bir "İşiten" var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.

Yorum: Meşgul çalan telefon benzetmesi çok güzel. "Allahu Ekber!" "Elhamdülillah" denmez de ne denir Rabb'imizin bize düşkünlüğüne. Bir de biz O'na hakkıyla kul olabilsek...



Üzülme!

Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.

Yorum: Her hüzün, imanımızı içten içe yiyen bir elma kurdu gibi sanki. Bir de bakıyoruz ki üzüntüden geriye adını bile anmak istemediğimiz hastalıklar kalmış hediye. Sonra? Sonra o hüzün bizde kalsa iyi, çürük elmanın sepetteki diğer elmaları çürüttüğü gibi biz de hastalığımızla başkalarını üzüyor, çürütüyoruz. Rabb’imiz bizi sevindirmek istiyor varederek, bak Ben seni yarattım, senin Rabb’inim, sevinmedin mi seni yarattığıma, diyor her üzüldüğümüzde. Beni tanımak istemez misin, diyor ve ne acı ki bazı kulları yaşantılarıyla bu soruya “Hayır, boşver, sonra” diye karşılık veriyor. “Veyl” onlara…



Üzülme!

O'nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: "Lâ tahzen, innAllahe meânâ."

Yorum: Efendimiz’in başına gelenler beni hep teskin etmiştir. Onun örnekliğiyle sabretmeye daha bir gayret etmişimdir. Bence O, biz kardeşlerine hâlâ “Lâ tahzen, innAllahe meâna.” diyor, duyabiliyor muyuz?



Üzülme!

Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. "Rabbin sana küsmedi ki..." Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. "Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki..."

Yorum: Tek dileğim, Rabb’ime olan sevgimin günahlarıma kefaret olması. Yoksa vallahi ne bu dünyada yüzümü yerden kaldırabilirim ne de ahirette O’nun (c.c.) cemaline bakabilirim…
Off Dedi Gitti Delikanlı...


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: La- Tahzen / Üzülme
Üzülme... Allah (cc) bizimle...


Öyle zamanlar ve durumlar vardır ki,işte dersiniz ,kelimelerin bittiği yer burası. Hiçbir kelime o anki duygunuza tercüman olamaz. Kelimelerin yerini duyguların dili almıştır. Duygular konuşmaya başladığında kelimeler duyguların yüksekliğindeki hava akımında dayanamaz, boğulurlar.
Çoğu zamanki suskunluklar da aslında kelimelerin bittiği,duygu fırtınasının yaşandığı zamanlardır.
Allah cc Habibine hicret emri geldiğinde,yanına en sadık dostu Hz.Ebubekir Sıddık ra'ı da alarak yola koyulurlar. Dinlenmek için bir mağarada konaklamışlardır. Onları yakalamak için peşlerine ise sahranın en iyi iz sürücüsü takılmıştır.
Sesler o kadar yakınlaşmıştır ki, Hz Ebubekir ra kalbini sızlatan sıkıntı,o mübarek yüze,o Allah cc sıddık ünvanıyla nitelediği muhterem şahsiyetin yüzüne yansımıştır. Sıkıntısı kendi canı için değildir,Allah’ın cc Resulüne (sav) bir şey olacağından korkmaktadır.
Sözün bittiği yerdir işte bu. Sözün bittiği yerde,sözlerin güzeli,güzellerin güzeli SAV’den gelir. Sevgili dostu,sadık arkadaşına bakar ve der ki;

Üzülme...Allah cc bizimle...

Allah cc elbetteki onlarla birliktedir. Allah cc “hayır adına olan iki kişiden üçüncünüz benim” der. Habibini bırakır mı ellere...?
Tablo çok ibretnumadır. Seslerin bu denli yakın olması,hatta mağara dibine kadar gelip bakmaları ,fakat bulamadan gerisin geriye dönmeleri. Çok defa yazılıp okunmuştur bu, ama bir şey var ki, Cenab-ı Allah cc, Habibini (sav), topla tüfekle,yada onlarca askerle değil,küçücük bir örümcek,esen rüzgarda dağılıp gideverecek bir ağ ve bir kuş ile korumuş,perdelemiştir.
Burada insanın hakikaten “Ya Rab, sen ne büyüksün, ilmin ne muhit,settarsın,Hikmetinin ardında nice hikmetleri akıl sahiplerine sunmuşsun” demesi gerekir. Sözlerin bittiği yer ve düşünmeyi gerektiren yer burasıdır. Rabbim insanoğluna öyle bir tablo/tablolar sunuyor ki aslında,kelimelerin sukut ettiği yerlerdir bunlar.
Rabbim dilerse,kulunu en aciz olanla en vahşi olandan setreder.
Rabbim dilerse,en debdebeli dalgaların olduğu,ve sebeplerin sukut ettiği kara gecenin içinde denize düşen Yunus as peygamberini,balığın karnında muhafaza eder.

Üzülme...Rabbim hep seninleydi...

Rabbim dilerse yaşı doksanlara varmış,ihtiyar olan peygamberinden peygamber nesli devam ettirir.

Üzülme...Rabbim seninle...

Rabbim dilerse,namuslu,iffetli ve adına kelemullahını beyan ettiği bir güzellikten babasız peygamber dünyaya getirir.

Üzülme... Rabbim seninle...

Rabbim dilerse “ol...” demesi yeterlidir.
Rabbim kulunun kalbinin en ince köşesinden geçeni ve hatta geçecek olanı bilir.
Ebrehenin ordusuna ebu talibin dediği gibi,'ben develerimin sahibiyim,develerimi düşünürüm,kabenin de bir sahibi var onu koruyacak olan da O cc dur'.
Burada durup bir tefekkür edelim;Eğer birşeyleri engelleyemiyorsak,ya da engellediğimizi sandığımız şeyler bize rağmen oluyorsa,sebeplerin ardında bir müsebibülesbab olduğunu görelim. Rabbim dilemedikten sonra,yaprak kımıldamaz dalında. Bu dilemeye bizim katacağımız en güzel olanda,rıza istikametindeki dualarımızdır. Olacak olan zaten olacaktır, hayrıda şerride Allah cc yaratır.
Dönüp üzerimizdeki libasa,aklımıza ve ruhumuza cüzi irademizle giydirdiğimiz libaslara bakalım. Hayır libası mı giyiniyoruz,şer libası mı?
Bizim sahibimiz de Allah cc dır,ve kulunu asla zayi etmez,kul ne ederse kendi eliyle eder.
Teslimiyet içinde olup ihlasla;

LA TAHSEN İNALLAHE MEANA...

Üzülme... Allah cc bizimle... diyelim.

Diyelim bakalım,neler oluyor...?

Seher ŞİRVAN
Risalehaber
Off Dedi Gitti Delikanlı...


Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 05-08-2011, Saat:12:29 PM, Düzenleyen: BlackNight.
Forumcu
RE: La- Tahzen / Üzülme
La- Tahzen/ Üzülme

Unutma saadet bir tür yolculuktur, bir istasyon değil. Mutlu olmak için yaşadığın andan başka bir zaman dilimi arama.

La- Tahzen/ Üzülme

Üzülme, çünkü üzüntü tertemiz suyu sana kirli, gül bahçesini çöl gösterir. Hayatını sana zindan eder.


La- Tahzen/ Üzülme

Çünkü, sıkıntı ve iptilalar müminin sermayesidir, olgunluğuna sebeptir. Dünyanın kadrü kıymete değmediğini anlamaya vesiledir.

İmreneceksen Onların

Mutluluğuna İmren

İmreneceksen;

“Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah’a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.” ayetindeki müjdeye nail olan Hz. Ebubekir (r.a.)’e imren.

İmreneceksen; Hz. Ömer (r.a)’e imren.

Allah Resulü onun için;

“Cennette beyaz bir saray gördüm. Kimin bu saray diye sordum. Ömer ibn Hattab’a aittir” dediler.” buyuruyor.

İmreneceksen Efendimizin:

- “Ey Allah’ım! Sen onu Sırat’tan sağ-salim geçir!” duasını almış Hz. Osman (r.a)’e imren.

İmreneceksen Efendimizin:

- “O, Allah'ı ve Resulünü sever; Allah ve Resulü de onu sever." hadisindeki övgüye nail olan Hz. Ali’ye imren.

İmreneceksen:

-Genç yaşta şehit olup cenazesini meleklerin yıkadığı Hanzala (r.a.)’ya imren.

İmreneceksen;

- Kendisine sema kapıları açılan ve arşı titreten Hz. Sa’d Bin Muaz (r.a.)’ya imren.

Sahabe-i Kiram

Mutluluğu Nasıl Yakalamıştı?

Allah Resulü (s.a.) gibi onun sevgili dostları sahabe-i kiram da dünyalık anlamında bugün en mütevazı imkanlara sahip olanımızdan dahi çok daha azına sahip idiler. Hayatımızı kolaylaştıran teknolojik imkana ve konfora sahip değildiler. Hiç birimizin yaşamadığı kadar zor, meşakkatli günler yaşadılar. İşkenceye maruz kaldılar. Evlerinden yurtlarından edildiler. Ancak onca olumsuzluğa, meşakkate rağmen bugünkü en müreffeh toplumlardan çok daha huzurlu ve mutlu bir hayatları vardı.

Peki sıkıntılarına rağmen onları böylesine mutlu kılan şey neydi?

Mutluydular; çünkü onların mutluluk kriterleri farklıydı.

Mutluydular, çünkü onlar Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmayı öğrenmişlerdi.

Mutluydular, çünkü onların servetleri Kur’an-ı Azimüşşan ve Efendimizdi.

Mutluydular, çünkü onlar iki cihan için mutluluk getiren Allah Resulünü çok sevmiştiler...

Mutluydular, çünkü Allah Resulü onların kalbine mutluluk iksiri boşaltmıştı…

Mutluydular, çünkü O’nun getirdiği ilahi mesajı hayatlarının her safhasına taşımıştılar.

Mutluydular, çünkü gerçek huzurun mal, mülk, makamla elde edilemeyeceğini öğrenmiştiler.

Mutluydular, çünkü en büyük sermayeleri kanaatti, tevekküldü, sabr-ı cemildi.

Mutluydular çünkü O’dan (s.a) öğrendikleri mutluluk yolunu öylesine özümsemiştiler ki O’na uymak için çektikleri her türlü zorluğa, eziyete hiç aldırış etmediler.

Mutluydular, çünkü onlar İlay-i Kelimetullah’ın ne anlama geldiğini çok iyi öğrenmiştiler o uğurda çektikleri sıkıntıları hiçbir zaman hissetmediler.
Off Dedi Gitti Delikanlı...


Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: La- Tahzen / Üzülme
La-Tahzen/ Üzülme

A. Yasin Demirci
2009 - Agustos


Çünkü; “Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.” (Nisa 31), buyuran bir Rabbimiz var.


La-Tahzen / Üzülme

Çünkü; Allah Resulü “ümmetimin, Allah’tan gelecek genişliği beklemesi ibadettir.” buyuruyor. Yine buyuruyor ki: “Şüphesiz göz açıp kapayıncaya kadarlık bir anda Cenabı Hakk yüzbin genişlik ve kolaylık lütfeder.”

Allah (c.c)’tan Razı mısınız?

Herhalde günlük hayatımızda en çok tükettiğimiz niyazlarımızın başında geliyordur “Allah senden razı olsun” duası. Tükettiğimiz diyorum çünkü, hem bu niyaza muhatap olanlar hem de bulunanlar olarak genelde bu duanın öneminin farkında olmuyoruz. Adeta ağız alışkanlığı olarak dillendirildiği için şöyle kuvvetli bir “amin” ile mukabelede bulunmuyoruz mesela. Oysa Allah zülcelalin kulundan razı olmasından öte bir bahtiyarlık olabilir mi?

Bu vakıanın altını çizdikten sonra “razı olmanın” bir başka veçhesine değinelim…
Beyyine Suresi`nin sekizinci ayetinde olduğu gibi bir de kulun Allah Teâlâ’dan razı olması gibi bir durum söz konusudur. Rabbimiz cennet ehlinden bahsederken buyuruyor ki;

“Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.”


Allah Teâlâ’nın kulundan razı olması tamam da kulun Rabbinden razı olması nasıl olacak?

Müfessirler bu ayeti şöyle açıklıyorlar. Allah Teâlâ’dan razı olmak O’nun ahkâmına tabi olmanın yanı sıra Latif olan Allah`ın lütuflarına, Kahhar olan Allah`ın kahır tecellilerine razı olabilmektir. Bir başka deyişle O’nun acı ve tatlısıyla bizim için tayin ettiklerine boyun eğebilmektir…

Cahiliye insanları kendilerine menfaât sağlayan her şeyi, hayır olarak kabullenirlerdi. Onlara zarar veren her şeyi de, şer olarak benimserlerdi. Maddî veya manevî menfaât sağlayan bir fiil, onlara isâbet ederse onu hayır olarak kabullenirler. Fakat maddî veya manevî zarar sağlayan bir fiil, onlara isabet ederse onu da şer olarak benimserlerdi. Allah Teâlâ onları da şöyle tasvir ediyor:


“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.” (Hac 11)


Velhasıl, başımıza gelen her olumsuzluğu şer olarak kabul edip cahiliye insanlarının durumuna düşmeyelim…
Off Dedi Gitti Delikanlı...


Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: La- Tahzen / Üzülme
La tehzen (üzülme) ! Der mevlana ;
Kaybettiğin herşey başka bir surette geri döner..

Güzel konu..
Teşekkürler..
Çocuğunu Asma Köprüde Sallayan Bir Annedir ;


♥ İstanbul ♥


ve Soğusun Diye Suya Bırakılan İçi Süt Dolu Bir Biberondur ;


♥ Kızkulesi ♥



sLtnn.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 05-08-2011, Saat:12:32 PM, Düzenleyen: sLtnn.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.