Acun Ilıcalı, çok tanıdık bir hikâye, içimizden biri, iyi aile çocuğu, kimseyi rahatsız etmiyor, attığı bir taş falan da yok ortada ama yine de her ihtimale karşı kurbağaları ürkütmüyor, ortalamaya riayet ediyor, sırtının sürekli sıvazlanması bu yüzden. İşgal ettiği alan’ın kurallarını oldukça iyi bilen bir televizyon fenomeni olarak popüler kültüre verdiği üstün hizmetlerini karşılıklı beslenme faaliyeti içersinde misliyle geri alacak kadar parlak ve vasat bir girişimci. Duyarlı ve yardımsever, T.C ve PR.
Ülkenin en güçlü adamının annesi vefat ettiğinde program yapmayacak kadar üstün bir yas ahlakına sahip mesela. Girişimci ve vefakâr. Saf tuttuğu ve otağını kurduğu yer, her zaman; toplumun ahlaki değerleri. Evliyken başka bir kadından çocuk yapması da öyle.
Acun Ilıcalı, sekülerlerin ve dindarların prime time ‘ortak’ noktası, barış ve sevgi güvercini, kusurlu idol, yeni patron. Hayallerinizi gerçekleştirmeyi vaat ediyor size, her akşam ülkemizdeki bütün evlere peşin fiyatına taksitle ‘format’ satıyor. Ajite edici hikâyelerinin gönüllü müşterileri; sosyal yaşantısı ol(a)madığı için günün bütün yorgunluğunu atma ümidiyle ‘eğlence’lik televizyonlarına zanax içermiş gibi sarılan bir halk.
Olabilecek en amaçsız ve faydasız biçimiyle sunulan algı kilitleme garantili düşük dozlu hafif uyuşturucularla hücum edilen bir kitlenin iğdiş edilmesi meselesi; -bu işler böyle dönüyor abi’cilere rağmen- pek mühim.
Toplumun zayıf yanlarını, zaaflarını ve duygu aralıklarını iyi kontrol ediyor, çalışılmış pozisyonlara giriyor zaten sıklıkla. Ne yani, biz ondan kültürel irşad faaliyetlerini başlatmasını falan mı bekliyoruz televizyonda, hayır, ekrana kurduğu panayırıyla Acun ta en başından beri haklı aslında; o halka istediğini veriyor. Sırtının sürekli sıvazlanması bu yüzden.
alıntı