Alıntı:1. Kıble'nin TayiniTarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Peygamberin Hayatı, C: 1, Sh:252-259.
Kur'ân-ı Kerim'in dışında, Hz. Peygamber'e başka vahiyler ve başka ilâhî emirlerin geldiğini bizzat Kur'ân-ı Kerim açıklamıştır. Hz. Peygamber (a.s.) hem Kur'ân-ı Kerim'e hem diğer vahiylerde yer alan emirlere uymaya mecburdu:
"Senin üzerinde bulunduğun Kıbleyi, Peygamber'e tabi olan ile, arkasını döneni bilelim diye yaptık." (Bakara: 143)
Yukarıdaki ayet, her çeşit te'vile son veren ve Hz. Peygamber (a.s.)'e Kur'ân'dan başka vahiylerin gelmediği düşüncesini tamamıyla silen apaçık bir ayettir. Mescid-i Harâm (Kâbe) "kıble" ilân edilmeden önce, müslümanların kıblesi olan yerin (Mescid-i Aksa) kıble ilân edilmesine dair herhangi bir emir Kur'ân-ı Kerim'de yer almıyor. Ama ilk kıblenin Hz. Muhammed (a.s.) tarafından belirlendiğini ve müslümanların yaklaşık 14 yıl buna dönerek namaz kıldıklarını kimse inkâr edemez. 14 yıl sonra ise, Cenab-ı Allah, Bakara sûresinin yukarıdaki ayetiyle Hz. Muhammed (a.s.)'in bu kıble seçimini onayladı ve bu kıbleyi kendisinin seçtiğini ilân etti. Nitekim, Cenab-ı Hak ayette diyor ki, "bu kıbleyi, Hz. Peygamber vasıtasıyla ben seçtim. Bununla gayem, Peygamber'e kimin itaat ettiğini, kimin etmediğini görmekti". Bu ayet bir yandan, Hz. Peygamber Efendimiz (a.s.)'e Kur'ân-ı Kerim'in dışında başka vahiylerin geldiğini, bir yandan da müslümanların, Kur'ân-ı Kerim'de yer almayan bazı konularda Hz. Peygamber (a.s.)'e itaat etmeye mecbur olduklarını beyan ediyor. Hatta Allah katında Rasûlullah (a.s.)'a imanın, onun vasıtasıyla gelen emir ve talimata uyulma derecesine göre değerlendirildiği de bir gerçektir.
Şimdi bizim sormak istediğimiz soru şudur: Madem ki Hz. Peygamber (a.s.)'e Kur'ân-ı Kerim'in dışında herhangi bir vahiy gelmiyor, o zaman "kıble" ile ilgili ilâhi emir kendisine nasıl geldi? Bu, Hazreti Peygamber (a.s.)'e, Kur'ân-ı Kerim'de yer almayan bazı emirlerin de geldiğinin açık bir delili değil midir?
2. Mekke'nin Fethiyle İlgili Müjde
Hz. Peygamber (a.s.) Medine'de rüyada, Mekke'ye girdiğini ve Beytullah (Kâbe)'ı tavaf ettiğini görür. Hz. Peygamber (a.s.) bu rüyasını sahabeye açıklar ve 1400 kişiyle umre yapmak üzere yola koyulur. Mekke kâfirleri, Hz. Peygamber ile beraberindekileri Hudeybiye adlı yerde durdururlar. Nihayet Hudeybiye Anlaşması imzalanır. Bundan bazı sahabe hayli rahatsız olurlar. Aralarında bu durumdan yakınanlar da vardır. Bunların temsilciliğini Hz. Ömer (r.a.) üstlenir ve Hz. Peygamber (a.s.)'e sorar: "Ya Rasûlallah, siz bize dememiş miydiniz, biz Mekke'ye gireceğiz ve tavaf edeceğiz? Rasûlullah buyurdular: "Ben bu yolculuk sırasında mı bunun böyle olacağını söylemiştim?" Daha sonra Kur'ân-ı Kerim'de Cenab-ı Allah şunları söyler:
"Andolsun ki Allah, Peygamberine hak olarak gösterdiği rü'yayı tasdik etti. İnşallah (hepiniz) emin ve korkusuz başınızı tıraş etmiş, kısaltmış olarak Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilemediğiniz şeyleri bildi de, Mekke fethinden önce size yakın bir fethi mukadder kıldı." (Fetih: 27)
Yukarıdaki ayetten anlaşılıyor ki, rüya yoluyla Hazreti Peygamber (a.s.)'e Mekke'ye giriş şekli, arkadaşlarıyla birlikte oraya gidişi kâfirlerin onlara mani olacağı, sonra anlaşma yapılacağı, bundan sonra iki sene müddetle müslümanlara umre yapmak imkânı sağlanacağı ve nihayet Mekke fethinin yolunun açılacağı tek tek anlatılmıştı. Bu da, Kur'ân-ı Kerim'in dışında başka vahiy ve ilhamların Hz. Peygamber'e gelmelerinin bir delili değil midir?
3. Gizli Bir Şey
Hazreti Muhammed (a.s.), zevcelerinden birine gizli bir şey anlatır. Ama bu zevcesi bu gizli şeyi başkalarına anlatır. Hz. Peygamber (a.s.) bunun üzerine kendisine serzenişte bulunur ve gizli bir şeyi niçin başkalarına anlattığını sorar. Zevcesi de hayret içinde kendisine sorar, "Ya Rasûlallah benim bu hareketimi nereden öğrendiniz?" Hz. Peygamber (a.s.) de der ki, "Bu bilgiyi bana her şeyi bilen ve her şeyden haberdâr olan Allah vermiştir":
"Peygamber zevcelerinden birine bir sözü sır olarak söylediğinde o zevce de diğerine bunu haber verdi. Ve Allah da bunu Peygamber'e bildirdi. Peygamber onun bir kısmını bildirmeyip bir kısmını haber verdiğinde zevcesi, 'Bunu sana kim haber verdi' dedi. Peygamber de: Her şeyi bilen ve her şeyden haberdâr olan (Allah) bana bildirdi' dedi." (Tahrim: 3)
Kur'ân-ı Kerim'de yukarıdaki ayetin dışında, Hz. Peygamber (a.s.)'in zevcesinin, sır olarak söylenen sözü başkasına aktardığına dair Cenab-ı Allah'ın kendisine verdiği bilgiyi ihtiva eden bir başka ayet var mıdır? Eğer yoksa, Cenab-ı Allah (c.c.)'ın, Hz. Peygamber (a.s.)'e Kur'ân'ın dışında da bazı mesaj ve haberler yolladığı doğru değil midir?
4. Hz. Zeyneb'i Nikahlaması
Hazreti Peygamber (a.s.)'in evlâtlığı, Zeyd bin Harise (r.a.), karısını boşar, daha sonra Hazreti Peygamber bu kadın (Hz. Zeyneb) ile evlenir. Bunun üzerine münâfıklar ve muhalifler, Hz. Muhammed (a.s.)'e karşı büyük bir iftira kampanyasını başlatırlar. Hz. Peygamber (a.s.)'i soru ve itirazlara boğarlar. Cenab-ı Allah bu soruların cevabını Ahzâb sûresinin bütün bir rükûsunda vermiştir. Bu ayetlerde, Allahu Teâlâ, Hz. Muhammed (a.s.)'in, Hz. Zeyneb (r.a.) ile kendi keyfine göre değil, ilâhi emir üzerine nikâh yaptığını açıklar:
"Zeyd o kadından alâkasını kesince biz onu sana zevce yaptık ki, mü'minlere evlâtlıklarının kendilerinden alakalarını kestikleri (boşadıkları) zevcelerini almakta bir müşkülât olmasın." (Ahzâb: 37)
Bu ayet geçmişte meydana gelen bir vak'ayı anlatıyor. Peki, bu vak'adan önceki Allah'ın emri, yani Hz. Muhammed (a.s.)'in, Zeyd'in boşadığı karısıyla evlenme hükmü Kur'ân-ı Kerim'de herhangi bir yerde geçiyor mu?
5. Ağacı Kesme İzni
Rasûlullah (a.s.), Beni Nadir'in sık sık anlaşmaları bozma alışkanlığından bıkıp onların Medine yakınlarında bulunan mahallelerine karşı askeri bir harekâta girişir. Kuşatma devam ederken müslüman askerler çevredeki bazı bahçelerde bulunan ağaçları keserler. Amaç, hücumu kolaylaştırmaktır. Ama bu hareket bozguncuların hoşuna gitmez ve hemen yaygarayı basarlar, yok dikili ağaçları kesmek günahtır, yok meyveli ağaçları talan etmekle müslümanlar yeryüzünde fesad ve huzursuzluğa yol açmışlardır vs. gibi itirazlarda bulunurlar. Buna cevap olarak Allah (cc.) der ki:
"Kestiğiniz her hurma ağacı veyahut kökleri üstünde dikili bıraktığınız her ağaç Allah'ın izni iledir." (Haşr: 5)
6. Bedir Savaşından Önceki Bir Vaad
Bedir savaşının sona ermesiyle ganimet mallarının dağıtım meselesi ortaya çıkınca Enfâl suresi iner ve bu sûrede Bedir savaşının tümü Allah tarafından değerlendirilir. Cenabı Allah, değerlendirmesine, Hz. Muhammed (a.s.)'in savaşmak üzere Medine'nin dışına çıktığı ânı hatırlatarak başlar ve müslümanlara şöyle hitap eder:
"Allah iki taifeden birinin sizin olacağını va'd eylediği vakit siz, kuvvetsiz ve silahsız olan taifenin sizin olmasını arzu ediyordunuz. Halbuki, Allah, emirleri ile hakkın açığa çıkmasını ve kâfirlerin köklerini kesmeyi murad eder." (Enfal: 7)
Bu sûrenin dışında, Kuran-ı Kerim'de herhangi bir yerde, Cenabı Allah'ın yukarıdaki vaadine rastlayabiliyor musunuz? Yani, Allah'ın Hz. Peygamber (a.s.)'e ya da müslümanlara hitaben, "bakın biz sizi iki taife (ticaret kafilesi ile Kureyş Ordusu)'den birine galip getireceğiz" dediğini belirten başka ayet var mıdır?
7. Müslümanların Yalvarışına Cevap
Aynı Bedir savaşıyla ilgili Allah'ın değerlendirmesi devam ediyor ve ilerde bir yerde şöyle deniyor:
"Hani, siz Rabbinizden imdat istediğinizde, 'size peyderpey bir melekle yardım edeceğim' diye icabet buyurdu." (Enfâl: 9)
Müslümanların feryadına Allah tarafından verilen cevabın, Kur'ân-ı Kerim'in herhangi bir yerinde bulunduğunu söyleyebilen çıkar mı?
Bu tarz kuşkusu olanlara, ben bir değil, iki değil tam 7 ayrı misal verdim. Kur'ân-ı Kerim'e istinaden verdiğimiz bu misaller, Hazreti Peygamber (a.s.)'e Kur'ân-ı Kerim'den başka da vahiylerin geldiğini ispatlamaktadır. Konumuzu daha ileriye götürmeden önce Hakka boyun eğmeye hazır olup olmadığınızı bilmek isterim.
8. Ezan ve Cuma Namazı
"Ey mü'minler, Cuma günü namaza çağırıldığınız zaman hemen Allah'ın zikrine gidin. Alış verişi terk edin." (Cum'a: 9)
Yukarıdaki ayette üç nokta dikkate değerdir: 1) Namaz için genel bir duyuru ve çağrı yapılması. 2) Bu çağrının cuma günü kılman namaz ile ilgili olması. 3) Bu iki şey için, "önce namaz için çağrı yapın ve cuma günü özel bir namaz edâ edin" gibi bir ifadenin kullanılması. Burada kullanılan ifade gösteriyor ki, İnsanlar namaz kılmakta, özellikle cuma namazına gitmekte tembellik yaparlardı, oyalanırlardı ve alış verişlerine devam ederlerdi. Bu sebeple, Cenab-ı Allah bu ayeti indirmeyi uygun gördü. Allah bu ayetle, insanların namaz çağrısını dinlemelerini, bu özel namazın önemini ve farz olduğunu bilerek camilere koşmalarını istemiştir. Bu üç noktaya dikkat ettiğimizde de Allah'ın Hz. Peygamber (a.s.)'e Kurân’dan başka da emirler verdiği ve bu emirlerin Kur'ân-ı Kerim'de yer alan emir ve talimat kadar itaate lâyık olduğu ortaya çıkar.
Yukarıda namaz için çağrı olarak tanımlanan şey "ezân"dan başka bir şey değildir. Ezan bugün bütün dünyada ve hususiyetle, müslüman ülkelerde müminleri beş vakit namaza çağırmak için müezzinlerin minarelerden okudukları Allah'ın kelâmıdır. Fakat çok gariptir ki, Kur'ân-ı Kerim'de hiçbir yerde ne ezân'ın sözleri yer almıştır ne de mü'minlerin bu şekilde namaza çağrılması gerektiği belirtilmiştir. Bu geleneği bize Hazreti Muhammed (a.s.) aktarmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de bu gelenek iki yerde tasvip edilmiştir. Biri yukarıdaki ayette, biri de Maide suresinin 58. ayetinde.
Aynı şekilde, bugün bütün dünyada müslümanların çok iyi bildiği cuma namazının ne edâsı ne zamanı ne de mahiyeti hakkında Kur'ân-ı Kerim'de hiçbir yerde bilgi verilmemiştir. Bu (cuma namazı) Hazreti Peygamber (a.s.)'in öğrettiği bir şeydir. Yukarıdaki ayet de yalnızca bu namazın farz olmasını belirtmek üzere indirilmiştir.
Bu kesin delilden sonra eğer bir kişi yine de şer'i emir ve kanunların yegâne kaynağının Kur'ân-ı Kerim olduğunu söyler ve Hadis ile Sünnet'in nazar-ı itibara alınmaması gerektiğini ileri sürerse, ben onun Kur'ân-ı Kerim'in de inkarcısı olduğunu söylerim.
9. Namaz Edâ Etmenin Yolu
"Gördün mü şu kimseyi ki menetti. Namaz kıldığı zaman bir kulu" (Alak: 9-10)
Yukarıdaki ayetle bahsedilen "kul", Hazreti Muhammed (a.s.)'den başka kimse değildir. Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Muhammed (a.s.)'den, bu şekilde çeşitli yerlerde bahsedilmiştir. Meselâ (İsra) sûresinde 1. ayette şöyle denmiştir: "Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götüren (Allah) münezzehtir". Kehf sûresinin birinci ayetinde şöyle buyurulmuştur: "Hamd o Allah'a mahsustur ki, kuluna Kitab'ı (Kur'ân) indirdi". Cin sûresinin 19. ayeti de şöyledir: "Allah'ın kulu, O'na ibadet için kalktığı zaman nerdeyse cinler etrafında üst üste yığılıyorlardı." Bunlardan anlaşılacağı gibi bu, Allah'ın sevgili peygamberine mahsus bir hitabet şeklidir ve kendine sevgisini belirten bir konuşma tarzıdır. Yukarıdaki ayetten, Allah'ın Hz. Peygamber (a.s.)'i, peygamberliğe getirdikten sonra namaz kılmasını da öğrettiği anlaşılıyor. Ancak namazın nasıl kılınması gerektiğine dair Kur'ân-ı Kerim'de herhangi bir kayıt yoktur. Bu da Hz. Peygamber (a.s.)'e Kur'ân-ı Kerim'in dışında da başka emir ve talimatın verildiğinin başka bir delilidir.
Not:Kitaptan yapmış olduğum alıntı kitabın tamamına katıldığım anlamına gelmez.
![[Resim: CijgpmCWUAA3teJ.jpg]](https://pbs.twimg.com/media/CijgpmCWUAA3teJ.jpg)