Bundan başka O, kendisine "Şekûr" demiş ve bütün nimetlerin asıl kaynağına ulaşma yolunu da şükre bağlamıştır; bağlamış ve bu mevzuun dolu dizgin şehsuvarlarından Hz. İbrahim’i: "Şâkiren Li enumihi" (O’nun nimetlerine karşı şükürle gerilmiş) (Nahl/121) sözüyle; Hz. Nuh’u da: "İnnehu kâne abden şekûra" (Şüphesiz, o, şükürle oturup kalkan sadık bir bende idi) (İsrâ/3) beyanıyla tebcil ve takdir etmiştir. Şükür önemli bir amel ve kıymetli bir sermaye olmasına rağmen "ve galilün min ıbadiyeşşekûr" (Kullarımdan şükredenler pek azdır) (Sebe/13) fehvasınca, hakîki manâda âmili fazla olmayan bir ameldir. Gerçi, "efelâ ekünü abden şekûra" (Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı!) [1] duygusuyla kıvrım kıvrım kıvrananlar ve bütün ömürlerini şükür kuşağında geçirenler de vardır ama, yine de sayıları oldukça azdır.
Evet, İnsanlığın İftihar Tablosu Şükür Kahramanı, değeri çok yüksek, âmili çok az bu önemli amelin en önde geleniydi. O, oturur-kalkar şükreder ve yanına gelenlere de şükür tavsiyesinde bulunurdu. "Allah'ım! Seni anmam, Sana şükredebilmem ve Sana ibadetlerin en güzeliyle yönelebilmem için bana yardım et." [2] O’nun sabah akşam dilinden düşürmediği nurlu sözlerindendi.
[1] Buhârî, Teheccüd, 6; Müslim, Münafikîn, 79-81; Tirmizî, Salat, 187.
[2] Nesâî, Sehv, 60.
onları seher vakti kurtardık. Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz. (Kamer Suresi, 33-35)
Ey Musa dedi. Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol. (Araf Suresi, 144)