Hassân İbn-i Atıyye (r.a.) şöyle buyurur: "Cebrâil (a.s.), Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e Kur'ân-ı Kerîm(i getirmek) için indiği gibi sünnet(i getirmek) için de inerdi." (Sünen-i Dârimî.)
Allâhü Teâlâ (Necm sûresi, 3 ve 4. âyetlerde) meâlen: "O hevâdan söylemiyor. O (Kur'an ve Resûlullah'ın söylemesi) sade bir vahiydir, ancak vahyolunur." buyurmaktadır.
Abdullah İbn-i Amr (r.a.) anlatır:
"Ben Resûlullah (s.a.v.)'den duyduğum her şeyi muhafaza etmek için yazıyordum. Kureyş beni (bundan) nehyetti ve dediler ki: "Sen Resûlullah (s.a.v.)'den işittiğin her şeyi yazıyorsun. Hâlbuki Resûlullah (s.a.v.) de bir beşerdir. Gadap halinde de rıza halinde de konuşur." Bunun üzerine yazmadım ve Resûlullah (s.a.v.)'e olanları anlattım. Parmağıyla mübarek fem-i saadetlerine işaret ederek; "Yaz! Nefsimi kudretinde tutan Allâhü Teâlâ'ya yemin ederim ki bundan, haktan başkası çıkmaz." buyurdular."
Sünen-i Dârimî
Demek ki görmüyorsun, sana gösteriliyor.