You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kur'an Ayetleri ve Kadın

Kur'an Ayetleri ve Kadın

Cezalı Üye
Kur'an Ayetleri ve Kadın
Türban& Örtünme ve Alevi-bektaşi Yorumu




Degerli canlar...

Kur'an-ı Kerim'de açık açık.. ne Türban vardır... Ne Kara çarşaf nede.. baş örtüsü bakın ilgili ayetlerin Yorumları şöyledir...

"...Ey ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik...." (Araf Suresi 26 )

***Araf 26’dan ve Araf 22’den avret yerlerini örtmenin ilk insandan beri hem erkek, hem kadın için örtünmenin minimumu olduğunu anlarız.

***Kadınlara özel giyinme ile ilgili ise Kuran’da 3 ayet vardır. Bu 3 ayeti incelemek kadının kıyafetinin nasıl olması gerektiğini, İslam’ın neyi söyleyip, neyi söylemediğini anlamamızı sağlar.

KURAN’DA BAŞI KAPAMAK GEÇMİYOR

***Türbanı yada burka benzeri vucudu baştan sona kapatan örtünme biçimini savunanlar bunun Kur'an-i olduğunu ve inancımız gereği olduğunu söyleyenler

Nur suresi ayet 31'e dayanırlar..

Birebir ilavesiz ve gerçek tevsiri ve Kur'an'nın Ehli beyt alimlerince tefsiri ve yorumu ise şöyledir.... Kur'an'ın orjinalinde "baş örtüsü" ibaresi yoktur.. bu bir ilavedir.. yorumdur..

Mümin kadınlara da bakışlarını yere
İndirsin, namahreme bakmasınlar. Hemen de!

Ziynetlerini örtsün serbestçe açmasınlar
Görünen yerler hariç örtüyü sarkıtsınlar.

Bu süsü, ziynetleri bak görecek olanlar;
Kendi babalarıyla, rahat görür kocalar.

kocasının babası, oğlu, oğullukları,
veya da kocasından oğlu ya oğulları,

Veya da kardeşleri, kardeşinin oğulları,
Veya kız kardeşinin, kız kardeş oğulları,

Veya kocasının babası oğulları;
Üvey oğulları da görülebilir. Bunları.

Kadınları hizmetçi ihtiyar hizmetkarları,
Gizli yerleri bilmez yaş ufak çocukları,

Süsleri belli olsun duysun bilinsin diye
Ayağın yere vurup sürtmesin birbirine (hal hal denilen ayağa takılan takı)

İnanlar cümlemiz Tanrı'ya Tövebe edin
Esenliğe kavuşun. Cümleniz murat alın.
(Nur suresi ayet 31.. Alevi-Bektaşi yorumu)

***Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayettin orjinalinde geçen “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir.

***Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur.

***Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı.

***Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.

***Üstelik ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir.

***(Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için, hem Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.) “Hımar” kelimesi sırf başörtüsü manasına gelse bile bu ayetten başı örtmek değil, yine yaka dekoltesini kapatmak anlaşılacaktı.

***Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet, açık bir saptırma yaparak “felyedribne” Fiilini “salsınlar” diye tercüme etmeye kalkmıştır. Böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır.

***Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” Şili “salsınlar” manasına gelmez. Bu Şille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır.

***Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” Şili yerine “felyüdnine” Fiilini kullanabilirdi. Bu örnek bize gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir.

***Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla mantıklı bir şekilde göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz.

***Birincisi, ayette yaka açıklarının kapatılması geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için ayakların yere vurulmaması geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir. (sütyenin o dönemde icad edilmediğini düşünürsek bu daha da iyi anlaşılır.) Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin kapanması söylenmektedir. Ne kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri göğüsler, çeşitli Fiziksel hareketlerde, hatta rüzgarın esmesiyle elbise yapışınca bile kendini belli edebilir.

***Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır. Dördüncüsü, ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz.

***Tüm bu izahlara göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz. Süsler kelimesinden ziynet, takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar.

***Çünkü ayette kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Takı gibi maddeler tahrik unsurundan daha çok hava atma unsuru olabilir. Eğer bu hava atma olayı engellenilmeye çalışılsaydı, buna ilk karşı cins erkekler yerine, aynı cinsten olan kadınlar dahil edilirdi. Ayrıca ayakları yere vurunca hangi ziynet, takı eşyası belli olur? Kendiliğinden gözüken ziynet, takı ne olabilir?

***Araf suresi 31’de ziynet eşyalarının mescid yanında giyilebileceğinin söylenmesi, takıların cami yanı gibi en kalabalık yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde ayetin özellikle göğüs bölgesinin kapanmasını vurguladığı anlaşılır.

(Devam edecek)
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: Kur'an Ayetleri ve Kadın
KURAN’DA TESETTÜR KELİMESİ YOKTUR.

****Günümüzde kadının kapanması için kullanılan “tesettür” ifadesi de Kuran’da geçmez. İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar koparılan bir kavramın, yani “tesettür” ifadesinin İslam’ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim’de bulunmaması önemlidir. Demek ki “tesettür” kelimesi dîni bir kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.

****“Ayette geçen “humur” ve onun tekili olan “hımar” kelimesi kadınların başlarına örttükleri beze verilen özel isim değildir. Herhangi bir örtüdür. Bir şeyi örten şeye “hımar” yani o şeyin örtüsü denir.”

***Arapça sözlükler El- Mucem ul Vasıf, El Müncid, Lisan-ı Arap, Tacul Arus’dan “hımar”ın temel manasının “örtmek” olduğunu göstermektedir. Anlaşılıyor ki mezheplerin yorumundan sonra “hımar” kelimesi ile sırf başörtüsünün anlaşılmaya çalışılması, bu sözlüklerde bu kelimenin bir manasının “başörtüsü” olmasını sağlamıştır.

***Fakat kelimenin temel manası mezheplerin kelimeleri tahrif etmesine rağmen bu sözlüklerden bile bellidir. Daha evvel açıkladığımız gibi ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu söylenir, baştan bahsedilmez.

***“Arapça’da kadınların başlarına örttükleri şeyin özel adı “hımar” değil “mikna” ve “nasıyf”tır. Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın “mikna(çoğulu mekani)” ve “nasıyfın” hanımların başlarını örttükleri kumaşın adı olduğu yazılıdır.”

KURAN’DA ÜNİFORMA YOK

Kadınların kapanması konusunun daha da iyi anlaşılması için ikinci olarak

Ahzab suresinin 59. ayetini de inceleyelim:

"...Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarını(elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için bu daha uygundur...." (Ahzab Suresi 59)

***Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır. “Cilbab” Arapça’da gömlek, elbise gibi üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir. Fakat hiçbir şekilde cilbab; belli bir yerden belli bir yere kadar örten giysi manasına gelmez.

*** Gelenekçi İslamcıların kimisi kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu, kimisi iki gözü, kimisi tek gözü dışındaki her yerini örtmesinin farz olduğunu, en ılımlıları ise yüz, eller ve ayaklar dışında her yerini örtmesinin farz olduğunu savunurlar. Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur.

***Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette “Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün” şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi. Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur.

***Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir ölçü olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse, niye bu cümleyi içermesin?

***Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir. Yukarıdaki Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz. Ayetten, üzere alınan elbiseyle kadının bilineceğini, böylece incitilmeyeceğini anlarız. Kadın namuslu bilinirse, bilinmemeden dolayı bir incitilmeye uğramaz. Bazı insanlar namussuz, fahişe sandıkları kadınlara takılıp onları incitebilir. Ayet kadının üzerine elbise alıp bunu önlemesini sağlıyor.

***Peygamber’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir. (Kurtubi, el Cami-il Ahkamil Kuran 7/189) 33-Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz.

***Kendi dönemindeki ölçüyü ve fahişe kadınların açıklığının derecesini bilen kadınlar, elbiselerini ona göre ayarlayıp bu tacizden kurtulurlar. Günümüzde de eğer böyle bir durum olursa; kadınlar, kendi yörelerini, geleneklerini, şartlarını gözönünde bulundurup, kendilerini fahişe tipli kadınlardan ayırıp tacizden kurtulurlar. Burada şuna dikkat edelim; kadınlar elbise giyip tanınmamaktan dolayı oluşan tacizden korunur. Toplumda kadın nasıl giyinirse giyinsin taciz edecek adamlar da olabilir.

***Ayet namuslu bilinmemeden dolayı oluşan tacizi önlüyor ve bunu önlerken “daha uygundur” tarzında yumuşak ifadeler kullanıyor. Yoksa bazı erkeklerin beğendiği bir kadını terbiyesizce taciz etmesi bu ayetin konusu değildir.

***Ayetin esnek ve şartlara göre ayarlanacak ifadesinden anlaşılmaktadır ki kadın cilbabını (elbisesini) öyle giyecektir ki; çıplaklığıyla fahişe mesajı verenlerden ayrılacak, tanınacak ve böylece tacizden korunup, daha uygun bir hareket tarzında bulunacaktır. Kıyafet nasıl olmalıdır sorusu görüldüğü gibi ayetin içinde gizlidir; kıyafet ayetin amacına uygun olmalıdır.

***Eğer ki amaç yerine sınırlar önemli olsaydı ve bunda katılık gerekseydi, Allah ayeti ona göre indirirdi. Kapanmayı temel olarak bu iki ayet tarif etmektedir. Kapanmayı tarif etmemesine rağmen, kadınların giyimine değinen son ayetse 24-Nur suresi 60. ayettir:

***"...Nikah arzuları kalmamış, hayızdan kesilen kadınların süslerini göstermeye çalışmadan siyablarını (giysilerini) çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Sakınmak için iffetli davranmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah İşitendir, Bilendir....(Nur suresi 60 )

****Bu ayette geçen “siyab” kelimesi de hiçbir şekilde belli bir yerden belli bir yere kadar olan bölgeyi kapatan bir elbise manasına gelmez. Bu ayetten, belli bir yaşa gelmiş kadınların, kıyafetlerine daha az dikkat edebileceğini anlıyoruz.


Saygılarımla...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
Kur'anda kadın dövmek varmı
Kur'anda kadın dövmek varmı




Degerli Canlar,


Sünni/Şii Ulema, Nisa Suresi'nin 34 ayetini yanlış tercüme ve tefsir ederek, Erkeklerin kadınlardan daha üstün olduğunu hatta sözlerini dinlemediklerinde dövülebileceklerini bile ileri sürerler...

Şimdi Nisa Suresi'nin Sünni/Şii çevirisini ve Yorumunu sunlım..


".....Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarf etmelerinden dolayı, erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır.Serkeşlik etmelerinde endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa onların aleyhine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür....." (Nisa/34)


1- Öncelikle Ayetin sünni çevirisinde geçen üstünlük ifadesi, erkeklerin despot bir hakimiyetini, kadınlar üzerine mutlak hükümranlığını ifade etmez...

2- Ayetin Arapça metninde geçen, "ق وام : KAVVAM" Tabiri, üstünlüğü ve mutlak hükümranlığı değil, koruyucu, gözetici; bakan, yiyecek ve ihtiyaçlarını gideren... anlamlarına gelmektedir... Dolayısıyla yüce Allah, Erkeklerin kadınların tüm istek ve ihtiyaçlarını karşılamalarını yerine getirmelerini farz kılmıştır...

3- Yine sünni/şii çevirideki "....İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler..." şeklindeki ifadeninde Kur'ani olmadığını belirmek gerekir...

ص الحات (salihat) : dürüst, erdemli

قانت ات (kanitat) : itaatkar, itaatli...

Öncelikle "..dürüst ve erdemli kadınlar, itiatkar kadınlar..." ifadesindeki İtaat kadının erkeğe mutlak itaatı ve boyun eğmesi değil.. kadının Yüce Allah'a taat ve boyun eğmesi anlamındadır..

ص الحات (salihat);... قانت ات (kanitat) : İfadeleri Kur'an-ı Kerim'in ,birçok yerde geçiyor (3:17, 33:35, 39:9, 2:117) ve her zaman Allah’a itaat için kullanılmış.... Bu İfadeleri Kadınların erekeğe itaati olarak yorumlayanlar. erkek egemen cahiliye arabı geleneğinden kaynaklanmaktadır.. kesinlikle Kur'ani değil.. geleneksel. ve arap/Fars kültürüdür....

Nitekim Nisa Suresi'nin... devam eden ayeti.. Bu itaatin ve saygının Erkeğe değil.. bizzat Allah'a olduğunu ortaya koyar..

“....Allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar...” bu saygının Allah’a olduğunun açık bir kanıtıdır....

".....Sadakatsizlik (NÜŞHÜZ kökü NEŞEZE *2) ve iffetsizliklerinden korktuğunuz
kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden
çıkarın/dövün (DaRaBe *3)! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine
başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür..... Sünni/şii Kur'an çevirisi"

1- Öncelikle Ayetin orjinal halinde dövün kelimesi bulunmaz... Ayet açıkça.. kadınlar tarafından terk edilen erkeklerin, sadakatsizlikle suçlanan kadınlara nelerin yapılabileceğinden bahseder..

Ayetin orjinalinde geçen..".NÜŞHÜZ,NEŞEZE." ifadeleri terkedilmeyi ifade eder... Vurma Dövme olarak tercüme edilen

ضرب (DRB): kelimesi ise....vurmak anlamı dışında...iyileştirmek, örnek olarak göstermek, gitmek, seyehate çıkmak, kurtulmak, vazgeçmek, örtmek, karşılaştırmak, yola çıkmak, ayrılmak...

Anlamlarına da gelmesine karşın Sünni ve şiiler kelimeyi dövme olarak çevirirler...

Oysaki Yüce Allah bir çok Ayetinde kızgınlığı öfkeyi, yasaklar Gerçek inanların böyle olamacağını söyler...

03:134 O takva sahipleri, bollukta ve darlıkta nafaka verenler, kızdıklarında öfkelerini
yutanlar ve insanların kusurlarını bağışlayanlardır. Allah, iyilik edenleri sever.

30:21 Yine sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratması ve aranızda
bir SEVGİ ve bir ESİRGEME yapması da O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda
düşünecek bir kavim için ibretler vardır....

Bu açıklamalar doğrultusunda Nisa suresi Ayet 34'ün Doğru çevirisi şu şekilde olmalıdır..


Ayetin doğru çevirisi:

04.34 ".....Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar (KAVVAM *1). Şundan ki, Allah, insanların
bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır.
ERDEMLİ KADINLAR (ALLAH’A) İTAATKARDIR; Allah'ın kendilerini koruduğu gibi,
gizliliği gereken şeyi korurlar. TERKEDİŞİNDEN (NÜŞHÜZ kökü NEŞEZE *2) korktuğunuz
kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet ONLARDAN
AYRILIN / ONLARI BIRAKIN (DaRaBa *3)! Size uyarlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol
aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür


Erkekler kadınları gözetleyip kollayıcı
Erkekler daha güçlü, hem iradeli kılındı.

Bazı yönlerde Tanrı erkeği üstün kıldı
Bazı yönlerde ise, kadını üstün kıldı.

İnsanların gerçekten en büyük üstünlüğü
Paylaşmak isteğidir. Bütün sahip olacağı

İyiliksever kadınlar mütevazi olurlar
Tanrı buyruğuyla, sınırlarını korurlar.

Size karşı isyanla Terk etmelerini
Eğer istemezseniz gazap etmelerini

Usulünce, güzel konuşun onlar ile
Yatağa zorlamayın, rahat bırakın böyle

İstemedikleri an uzak duracaksınız
Siz kendi hallerine onları bırakınız

Eğer size uymazlar ise onlara zulm etmeyin
Kullanıp sömürmeye asla yol aramayın

Kuşkusuz Tanrı ALİ, hem de KEBİR'dir. bilin
O, Yüceler yücesi, vasfa hiç gelmez bilin......"

Allah Eyvallah..

Yararlanılan kaynak: İbrahim Yılmaz, Büyük Kandırmaca ve Gerçek İslam
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
Kur'an-ı Kerim'de Çok Eşlilik Var mı?
Degerli canlar...

Öncelikle belirtmek gerkir ki, İslamiyet öncesi arap toplumunda evlilik kurumu yoktur.. Bir gece birinin eşi olan diğer gece başka birinin eşi olabiliyordu.. Çok zengin olan kabile reislerinin ise, sayıları onlarla ifade edilen haremleri vardı...

Kadının bu anlamda araplarda yeri ve hiçbir degeri yoktu.. alınan satılan ve bazende diri diri gömülen idi..

İşte Peygamber Hakk emriyle kadının adının bile olmadığı bir dönemde evlilik kurumunu getirdi. Nikah böyle bir ortamda var oldu...

Şimdi Bu girizgah bölümünden sonra ilgili ayeti ve hangi olay yada durum üzerine indiğini inceleyelim...

Yapılan açıklamalardan göreceksiniz ki Kur'an çok eşliliği değil, eğer hala varsa çok eşliliği Tek indirmeyi emreder... Ve yetimlerin öksüzlerin korumayı buyurur..

İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...

"...Yetimlerin mallarını verin.Temizi murdara değişmeyin.Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin.Bu büyük bir günahtır...Öksüzlere haksızlık yapmaktan korkuyorsanız hoşlandığınız kadınlardan dörder, üçer ikişer evlenin; eğer haksızlık yapmaktan korkuyorsanız tek, ya da sahibi olduğunuz esir kadınlardan birisi ile evlenin. Bu, ilâve yapıp durmamanız bakımından daha hayırlıdır." (Nisa; 4/3)


Öncelikle Degerli canlar Kur'an'ın indiği dönemde çok eşlilik vardı.. ve Peygamber bu durumdan hoşnutta değildi.. Nitekim Hakk Emriyle Mevcut durum önce 4-3 üçe ve daha hayırlısı olduğu için tek eşle evlilik Kur'anda emredildi

Nitekim, Zamanın Sahabeleri bu ayeti şöyle anlamıştır:


"Cenab-ı Hakk çok eşli olmamızın haksızlıklara yol açmasından rahatsız; azaltmamızı, hatta teke kadar indirmemizi istiyordu."

Bunun böyle olduğunu anlamak için "nuzül ortamına" yani arka plana gidelim ve ortamı biraz tasvir edelim..

Kuran'ın ilk hitap ettiği toplum, daha çok ekvator kuşağı ikliminde görüldüğü gibi "poligaminin" (çokeşlilik) yaygın olduğu bir toplumdu. Kadınların durumu çok kötüydü. Alınıp satılıyorlar, bırakın mirastan pay almayı kendilerine mirasçı olunuyordu. Boşanmış bir kadının üzerine paltosunu (gömleğini, entarisini, şalvarını) atan erkek onu "kapatmış" sayıyordu. Bırakın şahitliği, evlenirken de boşanırken de onlara bir şey sormak zûl addediliyordu. Onlarla evlenmenin ve boşanmanın sınırı yoktu.


Mekkedeki 7-8 büyük tefeci bezirgan (Kâbe çetesi) şehrin kaderine el koymuştu. Kâbe'nin arka sokaklarında lüks genelevleri işletiyorlardı. Gariban Mekkelilere faizle borç veriyorlar, ödeyemeyenin karısına kızına el koyuyorlardı. Onları açtıkları gayet lüks döşenmiş fuhuşhanelerde Yemen'den, Habeş'ten, Mısır'dan, İran'dan vs. gelen zengin tüccarlara sunuyorlardı. Kimi Mekkeliler de ileride bunların eline düşmesin diye çocuğu kız olunca diri diri toprağa gömüyordu. Bu şekilde Mekke'de insanlık dışı, vahşi bir düzen/iktidar (Yeda Ebu Lehep) vardı ve büyük bir dram yaşanıyordu


İşte Böyle bir ortamda nisa Suresi İndi... Dolaysıyla Ayeti doğru anlamak için Kur'an'ın ilk ilk muhataplarının bu ayetten sonra ne yaptıklarına bakmak gerekir:


Bütün rivayetler bu ayetten sonra sahabe arasında evlenme olaylarının ikişer, üçer, dörder "arttığını" değil tam tersi "azaldığını" göstermektedir. (Kurtubi, İbn Kesir, Razi).

Bu ayetten sonra neden çok-eşlilik olaylarında değil de, giderek dörder, üçer, ikişer, boşanmalarda artış olmuştur? Çünkü sahabe bunu çok-eşliliğe teşvik olarak anlamamıştır. Bilakis, çoğu zaten çok-eşliydi. Yani çok-eşli olmaktan çekinen yoktu ki üstüne üstlük bunu teşvik için ayet gelsin. Zaten öyleydi çoğu…

Tam tersi "Cenab-ı Hak bu kadar çok-eşli olmamızı istemiyor, az eşli olmamızı, hatta teke kadar indirmemizi; bizim için hayırlı olanın bu olduğunu söylüyor" diye anlamışlar ve dörder, üçer, ikişer, bire kadar… azaltmak suretiyle evliklerini sürdürmüşlerdir.

Bunu "dörde kadar" izin olarak anlayan da olmuştur. Lakin bir emir veya ruhsat değil, bire kadar indirme tavsiyesi vardır.Demek ki ayetin sevk yönü, çok-eşliliği teşvik değil; çok-eşlilikten sakındırma, en azından dörde, üçe, ikiye hatta sonuçta "teke" indirme yönündedir. Yani genellikle tek-eşli evliliklerin olduğu bir toplumda giderek ikiye, üçe, dörde kadar çoğalma değil; zaten çok-eşliliğin yaygın olduğu bir toplumda giderek dörde, üçe, ikiye hatta bire kadar azaltma amaçlanmaktadır...

Ayetin sonundaki [zalike edna taulu] ifadesinin çoğu meallerde geçtiği gibi "Arzularınızın çoğalıp taşmaması (azmamanız) için bu daha uygundur" değil; "Eşlerinizi çoğaltıp artırarak haksızlıklara yol açmamanız için bu daha uygundur" şeklinde okumak bu nedenle bağlama uygun düşmektedir


Görüldüğü gibi Kuran'ın bu ayetini "çok-eşliliğe ruhsat" hatta "teşvik" olarak anlayanlar yanılıyorlar. Burada ruhsat verildiği filan yoktur. Çünkü konu erkeklerin tek-eşle yetinememe sorununu çözmeye yönelik değildir. Zaten böyle bir sorun da yoktur. Ayetin ilk muhatapları zaten bol bol evlenmişlerdi. Bu ayet indiğinde zaten sahabelerin çoğu çok-eşliydi.

Yani ortada dullar ve yetimler kalmış da, bunları ne yapacağız diye sahabe kara kara düşünmüş de, ayet imdatlarına yetişerek onlara çokeşlilik yolunu açmış değildir. Bunlar zaten yapılmıştır. Ortada kalan dullar ve yetimlerle zaten evlenilmiştir. "Arap" bunu zaten yapmaktadır. Ayet bunlar yapıldıktan sonra geliyor ve bunların yarattığı sorunları çözmeye yöneliyor.


Demek ki üzerinde titrenen, erkeklerin "tek-eşle nasıl yetinecekleri" sorunu değil; kadınların, öksüzlerin, yetimlerin, kimsesizlerin, ezilenlerin, mağdurların sorunlarının nasıl çözüleceğidir. Yani hak ve adalet sorunudur. Kur'an bunu gördüğü an âdeta otomatikman harekete geçen virüs programı gibi çalışıyor ve her şeyde ısrarla bunu arıyor. Kuran'ın bu ruhunu anlamayanlar, tabiî ki ellerini sıvazlayarak çok-eşliliğe "ruhsat" yorumları yapacaklardır.


Şu halde çok-eşlilik ne Allah'ın bir emri, ne de verdiği bir ruhsattır. Ruhsat sıkışana verilir. Buradaki sıkışma tek-eşle yetinemiyor olmalarından kaynaklanan bir "erkek sıkışması" değildi. Bilakis mallarının çok-eşli olanlarca yenmesinden kaynaklanan bir "yetim sıkışması" idi.


Allah (cc) erkeklerin "uçkuru" için ayet indirmedi, yetimlerin "hakkı" için ayet indirdi!

Kur'an ayetleri ile sabit olduğu için, bize örnek olacak olan Kur'an'ın o dönemdeki muhataplarının çokeşlilik yapmış olmaları değil; bugün çok-eşli isek teke varıncaya kadar azaltmadır; dinden olan budur.…

Yani çokeşlilik ayetinin (Nisa:3) muhatabı bugün tekeşliler değil; hala varsa çokeşlilerdir

Yararlanılan kaynak:

1- ANADOLU HABER GÜNLÜĞÜ: İslamda Sübyanla Evlilik, Çok-eşlilik ve Kadın Dövme

2- Kur'an-ı Kerim Meali, Yaşar Nuri Öztürk
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: Kur'an Ayetleri ve Kadın
Ahmed Edîb Harâbî kadınların eksik etek, nakıs varlık, tahrik unsuru, değersiz görülmelerine karşı divanında şu güzel sözlerle cevap vermiştir.

Ya Muhammed bize nakıs diyorlar
Nedendir erlerin bu hataları
Ehl-i Beyte karşı düşkün olurlar
Çünkü doğru değil iddiaları

Validemiz Havva Bacı değil mi
Haticet’ül Kübrâ Bacı değil mi
Fatımatü’z-zehrâ Bacı değil mi
Kur’anda bunların var senâları

Ezvâc-ı tâhirat nâkıs olur mu
Nâkıs deyen erler Hak’kı bulur mu
Böyle kem söz er’den hiç umulur mu
Kim doğurdu bunca evliyâ’ları

Abes bir şey hâlk etmemiştir Hüdâ
Nâkıslığı kabul etmeyiz asla
Bacılar büyüttü işte esselâ
Bu dünyaya gelen evliyâları

Sanmayın ki ersiz olmaz dünyayı
Düşünün bir kere Meryem Anayı
Pedersiz doğurdu koca İsa’yı
Bacı’ların yokdur mudarâ’ları

Ey erler biz sizden dünyâ’da eriz
Çünkü size hürmet hizmet eyleriz
Gittiğiniz yolda hep beraberiz
Etmeyiniz böyle boş davaları

Gerçi kıyafette size uymayız
Hakikatde sizden geri kalmayız
Malumunuz olsun er’den saymayız
Bize nâkıs diyen budalaları

Nâkısdan mı geldi Ahmed-i Muhtar
Nâkıszâde midir Hayder-i Kerrâr
Ananıza nâkıs demeyin zinhâr
Tesir eder size bedduaları

Zehrâ’nın nutkunu güzel dinleyin
Ey Erenler, erler doğru söyleyin
Biz doğurmadık mı beyân eyleyin
Sizi irşâd eden bu babaları

Senâ: övgü,

Ezvâcı tâhirat: Peygamber eşleri,

Nakıs: eksik,

Abes: gereksiz, boş,

Esselâ: “kendine güvenen meydana çıksın” anlamındaki söz

Zinhar: sakın
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: Kur'an Ayetleri ve Kadın
1- Cilbab: Eski Arap geleneğinde, kadınların üzerlerine aldıkları tepeden tırnağa örtü. Kadınların avret yerlerini fitneye yani cinsel tahriklere yol açmayacak bir biçimde örten dış elbise..


2- Cilbab :Kadın feracesi. Çarşaf. Tesettür

ahzab suresi 59. ayet:

Ey Nebî(yy-i Zî Şân)! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle ki; cilbâblarından (bir kısmına dolanıp, diğer) bir kısmını (da uzuvlarının şeklini belli etmeyecek vaziyette) üzerlerine sarkıtsınlar. İşte sana! Bu (örtünmeleri), onların(, câriyelerden ve İslâm'ın yasakladığı bazı aşağılık işleri yapan kadınlardan seçilip) tanınmalarına ve (kötü insanlar tarafından) eziyet olunmamalarına daha yakın (bir davranış)dır. Allâh dâima (çokça bağışlayan bir) Ğafûr ve (kullarına çokça acıyan bir) Rahîm olmuştur.


(Bu yüzden evvelce hicâb âyeti indiği halde, bu hususta dikkatli davranmayarak işlemiş olduğumuz günahlarımızı bağışlar ve bundan sonra emir tuttutğumuz için mükâfatınızı veririz.)



------------------------------------------------


Bu Âyet-i Kerîme'de geçen "Celâlib" kelimesinin müfredi olan "Cilbâb" kelimesine sahâbe ve tabi'în (Radıyallâhu anhüm) birkaç manâ vermiştir..:



a) İbni Abbas'tan(Radıyallâhu anhümâ) rivayet edildiğine göre; baştan aşağı örten dış elbisedir.

b) İbni Cübeyr ve bazı ulemâ'ya göre; "Milhafe" ve "Mikne'a" dır. Bu da yüzle birlikte bütün bedeni örten peçe ve çarşaf anlamındadır.


Diyânet eski reislerinden Ömer Nasûhî Bilmen; Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Konyalı Mehmet Vehbî Efendi ve İzmirli İsmâil Hakkı (Rahimehullah) gibi son devrin en büyük müfessirleri cilbâb kelimesine önce "ÇARŞAF" sonra da "Ferace" manâsını vermişlerdir. Dolayısıyla burada örf de nazâr-ı itibara alınacak olursa, şehir kıyâfeti olarak, özellikle de Osmanlı kültürümüzde çarşaf öne çıkmaktadır. Nitekim Elmalılı merhûmun: "Bizler yetiştiğimiz zaman memleketlerimizde vâlidelerimizin tesettür tarzı çarşaftı. Bin üçyüz onda İstanbul'a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının bir peçe ilave edilmek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartı ile tesettür tarları da bu idi!" şeklindeki beyanları bu örfü bize anlatmakta yeterlidir. Ancak Âcem yurdunda ferace ve çarşaf kullanıldığı gibi, Anadolu'da atkı-şalvar, Erzurum yöresinde ihram ve Karadeniz bölgesinde peştamal-dolaylık isti'mal edilmiştir. Şu kadar var ki; bu örflerin her birinin İSLÂM'da kabul görmesi şu şartlara bağlıdır..:


a) Tepeden tırnağa tüm bedeni örtmesi,
b) Hiçbir uvzun şeklini belli etmeyecek derecede bol olması ki; bu iki şart dikkatle düşünülecek olursa; günümüzde gelenek olarak bilinçsizce giyilen atkı-şalvar ve peştamal-dolaylığın bu şartlara hâiz olmadığı ortadadır. Hatta bazı yörelerin uyguladığı dize doğru çekilmiş çarşaflarda uygun değildir.

Dolayısıyla isim takıntısından ziyâde, burada zikredilen şartların aranma zorunluluğu vardır. Ama şu demek değildir ki; "Örtün de, nasıl örtünürsen örtün!", zira burada "Örtünsünler!" buyurulmamış, bilâkis "Cilbâblarını üzerlerine çeksinler!" buyurularak, cilbâb namında bir isim belirtilmiştir. Demek ki; Allâh-u Te'âlâ'nın kadınlara emri, bu şartları barındıran çarşaflara bürünmeleridir.



c) İçindeki şahsı süslü ve cazip göstermemesi,
d) İçini gösterecek şekilde şeffaf olmaması,
e) Yüz avret değilse de, zamanımızın fitnesi göz önünde bulundurularak çene altından değil de burun altından bağlanması,
f) Allı-pullu ve gösterişli renk ve şekillere sahip olmayıp, erkeklerin nazarlarını bertaraf edecek bir özellikte olması ki; bu yüzden siyah renk kullanılmalıdır. Nitekim Ümmü Seleme (r.anha) Vâlidemiz'in:" 'Üzerlerine çarşaflarını çeksinler!' âyet-i kerîmesi inince Ensâr Hanımları dışarı çıkarken sanki başları üzerinde kargalar varmış gibi siyah kisvelere büründüler."
(Abdürrezzak, el-Musannef: 2/123; Ebû Dâvûd, Libâs: 32, No: 4101,2/459; İbn Ebî Hâtîm, No: 17784,10/3154; İbni Kesîr: 6/471; Suyûtî, ed-Dürru'l-mensûr; 12/141; Âlûsî: 22/89) şeklindeki beyânı, bu hususta yeterli bir delildir.

Bu şartlar göz önünde bulundurulduğu takdirde; günümüz MÜSLÜMAN Kadınlarının giydikleri; abâye, manto, etek-bluz, pardösü gibi kıyâfetlerin İSLÂM'la uzaktan yakından alâkası olmadığı açıkça ortaya çıkar. Zirâ bu tür kıyafetler ve üzerlerine atılan süslü-püslü başörtüler, tepeden tırnağa tüm bedeni örtmemekte, örtse de şekli belli etmekte, şekli belli etmese de giyeni cazip göstererek dikkatleri üzerine çekmektedir. Halbûki İSLÂM'ın istediği tesettür şekli; giyenin genç mi yaşlı mı, güzel mi çirkin mi olduğunu belli etmeyecek bir örtünmedir.

saygılar
Sabret,    Şükret,    Seyret...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 29-03-2012, Saat:12:03 AM, Düzenleyen: afitap.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.