You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kur'an Açısından Duygu ve Düşünce Yönetimi

Kur'an Açısından Duygu ve Düşünce Yönetimi

Kıdemli Üye
Kur'an Açısından Duygu ve Düşünce Yönetimi
KUR'AN AÇISINDAN
DUYGU VE DÜŞÜNCE YÖNETİMİ


İnsan, akıl ve irade sahibi bir varlık olarak, sorumluluk taşıdığı ve ölüm sonrası sorgulanacağı için diğer canlılardan çok farklı bir konuma sahiptir. Doğumundan ölümüne kadar, onun bütün duygu, düşünce ve davranışlarına anlamlar yüklenecek, eğitilmesi, olumlu davranışlar sergilemesi için çok farklı yöntemler uygulanacaktır. Bilimlerin koşarcasına mesafe kaydettiği, teknolojinin seyrinin takip edilemez bir ivme kazandığı çağımızda insanlık, insanın iç dünyasını ihmal ettiğini ve kendi eliyle ürettiklerinin çok gerisinde kaldığını fark etmiş bulunmaktadır.


Sonuçta kendisini, duygu ve düşünce dünyasını obje yapmaya, davranışlarını mercek altına almaya başladı. Psikoloji ilminin, uzmanlarca 2005 itibariyle ilk üç içinde yer almasının öngörülmesi, kişisel bozukluk, ruh hastalıkları ve kişisel gelişimle ilgili konuları işleyen kitapların vitrinleri doldurması, psikiyatrist ve psikologların en az diğer branş doktorları kadar ilgi görmesi, basın yayın yoluyla izlenmekle bitmeyen insanlık dramları hep bu arayışı açık bir şekilde ortaya koyan göstergelerdir.

Kur'an evrenseldir, yeryüzündeki bütün insanlara ve her insanın tüm varlık boyutlarına hitap etmek için inmiştir ve her insanın her problemiyle ilgilenmek için gelmiştir. Ayetin ifadesiyle o, hem insanlara, Peygamberimiz (S.A.V.) gibi bir Rahmet (17/82) hem de sinelerde olana (iç dünya ile ilgili her psikolojik hastalığa) bir şifa gibidir (Yunus, 10/5).

Kur'an, insana, tetkik edeceği, derinlemesine araştıracağı iki ana alan sunmaktadır. Birbirini tamamlayan ve bir yönüyle de şerh eden bu ana alanlar evren ve insanın iç dünyasıdır. Bu iki dünyadaki ayetlere vurgu yapan (51/21-22) Kur'an, dikkat çekici bir şekilde "Görmüyor musunuz?" demekle adeta, dünyayı fizikî olarak görüp anladığımız gibi, en az onun kadar, gözle görecek, aynel-yakîn hasıl edecek şekilde insanın psikolojik olarak da okunmasını istemektedir. Bir başka ayette de, insanın dış dünyasında olduğu kadar iç dünyasında ve psikolojik yaşamında da pek çok gizli kalmış yönlerin açığa çıkarılacağına işaretle insan, bu konuda çalışmaya teşvik edilmektedir (41/53).

İnsanlık tarihinde Kur'an kadar insanın iç dünyasını açıklamış ve insanlığı etkilemiş, evrensel iletişim metotlarını insanlığa sunmuş, başka bir kitap ve Peygamberimizden başka ikinci bir insan göstermek mümkün değildir. Bu itibarla insanın iç dünyasında tüm olup biteni (50/16), psikolojik hayatını en mükemmel şekilde bilen ve anlatan Allah'dır, Allah'ın Kelamı ve Nebisidir.

İnsanın çağımızdaki bu hayatî ihtiyacı sebebiyle, Kur’an’a ve Peygamberimize müracaat edenler, hiç bir zaman elleri boş dönmeyecek, sadre şifa pek çok tedavi yöntemleriyle karşılaşacaklardır. Kur'an, bir gen haritası gibi insanın psikolojik haritasını elimize tutuşturmuştur denebilir.

Kur'an, bir insan eğitimi ve yönetimi kitabıdır. Bu sebeple doğrudan insanı hedef alır. Verdiği diğer bilgiler yaptığı bütün uyarılar hep insan hedeflidir.

Kur'an, insan benliğinin, içiyle ve dışıyla olan tüm irtibat noktalarına işaret eder ve bunları Yaratıcıya ulaştıran birer yol ve vesile olarak sunar.

Psikoloji ilmi de, bir yönüyle insanı tanıma ve anlama diğer yönüyle de onunla iletişim kurma, etkileme ve yönetme sanatıdır denebilir.

Referansımız Kur'an'dır. Kur'an'ı çağımıza göre yorumlayan Tefsirler ve Bilginlerdir. Günümüzün Psikoloji ilmi de şüphesiz ayetleri daha iyi anlayıp ifadelendirmemizde yardımcı olacaktır. Sonuçta her bilim dalı gibi Psikoloji de Allah'ın en değerli olarak yarattığı insana değer vermekte, insan kitabını okuyan bir dil olmaktadır. Bir farkla ki, bütün bilim dallarını inceleyen, geliştiren yeni bu luşlar yapan ve bu muhassalayı insanlığın lehine ya da aleyhine kullanan insan unsurunu temel almakta, nefis-ruh hastalıklarına şifa arayarak onu insanlığa en verimli hale getirmektedir.

Kur'an bilgisi değişmez. Kıyamet noktasına kadar geçerlidir. Değişmez fakat değişik anlaşılabilir. Çünkü her asrın ilim ve anlayış düzeyi hep farklıdır ve durmadan gelişme kaydetmektedir. Dünkü çok bilgimiz bugün değiştiği gibi, bugünküler de yarın değişebilir veya gelişebilir. Bu aynı zamanda insanın beden ihtiyaçları gibi ruhî ihtiyaçlarının da durmadan geliştiği ve yenilendiği anlamına gelmektedir.

Bu, Psikoloji ilminin de insan kadar önem ve anlam kazandığı anlamına gelmektedir. O bir yönüyle insanı tanıma ve anlama diğer yönüyle de onunla iletişim kurma, etkileme ve yönetme sanatıdır denebilir.

Bu sebeple hem ilahiyatçılar hem de psikiyatristler ve psikologlar, çağımızın insanına hassasiyetle yaklaşmalı, birbirine esnek ve açık olmalı, hoşgörülü ve objektif davranmalı, önyargılı olmadan, konuları tartışmalı, birbirlerinden yararlanmalı, aynı nefis merkezli ruh hastalıkları platformunda buluşmalıdırlar. Kuran'ın insan hakkındaki değerlendirmelerini iyi anlamak için psikoloji ilmine kesinlikle ihtiyaç vardır.



Zira farklı dille de olsa Allah'ın yarattığı insanın ruhsal yapısını anlamaya, kişiliğini, duygu ve düşüncelerini çözmeye, ruhsal bozukluklarını gidermeye ve iletişim kurarak, davranışlarına en uygun biçimi vermeye çalışması yönüyle Psikoloji; denebilir ki, çağımızda başta insanın ve insanın baş kitabı olan Kur'an'ın anlaşılmasında baş rolü oynayabilecektir...

Matematik, Fizik, Biyoloji, Türkçe-Edebiyat vb. branş öğretmenleri ve akademisyenler, "Benim ilmim insanlıkla başladı!", "Her bilim benden doğdu!" gibi tatlı çekişme yaşarlar. Hoş bir şeydir!..Aslında hepsi de haklıdır. Hepsinin insana ve evrene anlam kattığı doğrudur. Çünkü hepsi Allah'ın isimlerine dayanmaktadır. Bütün ilim dalları Allah'ın güzel isimlerine tercüman olan birer dildir. Herkesin dili kendince güzeldir.

Psikoloji ilminin "Fıtrî Sesi", psikolojik bir kavramla ifade etmek gerekirse, hep bastırılmıştır. Fizik ilimlerine yoğunlaşan insanoğlu iç dünyasına tercüman olacak bu ilimle, geç buluşmuştur. İnsan dış dünyaya, gördüğü şeye, peşin ücrete daha çok meyilli olduğundan, nefis arzuları, menfaaleri ve ihtiyaçları da onu buna zorladığından, bilgi yolculuklarını, keşifler yapar gibi daha çok dış dünyasında gerçekleştirmiş, ayette belirtilen çift kanada sahip olamamıştır. Uzayı keşfeden insan kendine yabancılaşmıştır.

Oysa, varlık Ruh ile başlar. Madde ötesi esastır. Madde görünmeyen kanunlarla yönetilir. Beden geçici ruh kalıcıdır ve ebediyete geçecektir. Ve beden de, göz, el, dil ve beyinle ortaya çıkan bilimler de hep ruh santraline bağlı üniteler gibidir. Bizce ilk ilahî esas yöneliş Ruha olmuştur ve insanın bütün duygu, düşünce ve davranışları ruhsal aktivitelere bağlı bulunduğu için, Psikoloji ilmi, bütün bilimlerin baş danışmanı olarak görülmelidir.

Din ile Psikolojinin, diğer ilimlerden farklı olarak bir ortak buluşma noktaları vardır. İkisi de erkek-kadın her yaştaki ve kültürdeki insanın günlük hayatının her ânı ve haliyle doğrudan ilgilidirler. Biz hem kendimize hem de bir başkasına bakarken, bir gözümüzü Din diğerini Psikoloji olarak varsayabilir ve o gözlerle bakabiliriz.

Çünkü her an bir duygu ve düşüncenin etkisi altında belli bir ruh halini yaşar ve nefis fonksiyonlarıyla içli dışlı durumda oluruz. Bir yere bakma, dinleme okuma, bir şey yeme, bir söz söyleme, bir davranışta bulunma, hayaller kurma, iç planlama, cinsellik, bilinçaltı-bilinç çatışmaları, yüzümüzdeki ifade, korku, üzüntü, öfke vb duygularımızı yaşama, oturma yürüme uyuma bile, din ve psikoloji konusu olabilecek anlamlar taşır.
[Resim: 65897398.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: Kur'an Açısından Duygu ve Düşünce Yönetimi
Bir de her ilmin, zamanın ve şartların durumuna göre bir farziyet keyfiyeti vardır, psikoloji ilminin farziyeti ise bir başkadır. Dinin anlatılması bir Peygamber için ne kadar zorunlu bir görev ise, her insanın durumuna göre dinin takdim edilmesi de ayrı bir zorunlu vazife olmuştur. Kur'an'da ele alınan Peygamberlerin insanlarla olan iletişimleri incelenirse bu durum gözlenecektir. Fetanet (Evrensel fonksiyoner beşerî akıl) gücüne sahip olan her Peygamber gerçek bir psikoloji uzmanı gibi hareket etmiş insanların eğitilmesi ve yönetilmesi adına üzerlerine düşeni hakkıyla yapmışlardır.

Bu itibarla günümüzde, inanan insanlar için, dinin güzelliklerini anlatmak ve temsil etmek bir görev olduğu gibi, bunun psikolojik gerçeklere uygun olarak takdim edilmesi de ayrı bir görevdir. Üç gündür aç veya uykusuz bir insan nasihat dinlemez. İnat ve inkar psikolojisi içindeki insanla da iman konusunda diyalektik yapılmaz!

Diğer bir özellik de, insan psikolojisinin durmadan değişme özelliğidir. Diğer ilim dallarında genellikle kurallar ve kanunlar belirlenmiştir. Çok cüz'î planda değişme söz konusudur, daha çok gelişme gözlenir. Gerek dinin gerekse psikolojinin ise, her an değişme eğilimi gösteren insan duygu ve düşünceleri için, o anki duruma uygun bir tutum belirleme gibi ayrıcalıklı ortak özellikleri dolayısıyla faikiyetleri bulunmaktadır.

Büyük çapta insanoğlu, kendisiyle Din ve Psikoloji arasına, nefis isteklerini, bedenini, bilimleri ve teknolojiyi koymuş, gerçekte kendine yabancı ve yalancı bir dünya kurmuş, kendinin cahili aslında katili olarak; kendi eliyle kendisiyle arasındaki mesafeyi açmış, bir üçgenin iç açılarını hesaplama hassasiyetini kendi iç açı ve acılarını hesaplamada gösterememiş, asırlar süren acı deneyimlerden sonra, kendisiyle buluşmayı yeni milenyuma taşımıştır.

Bizce Psikoloji için en büyük handikap, insanı tanıma ve anlamada daha çok "Nasıl?" çerçevesiyle sınırlı kalmak, mevcut insanı obje yapmak, anatomik kalıplar içinde insanın içinde bulunduğu ruhsal problemlere yoğunlaşmak, küçük meselelere takılıp küllî prensiplere ulaşamamak ve insan Ruhu için; doğum öncesi ve ölüm sonrası irtibat noktaları göstermemektir. Bizce bu, insan oğlu başlıklı ezelî ve ebedî renk ve çizgilerle hazırlanmış hayat filminin ortasından, üç beş kareyle, topyekün bir insan serüvenini açmaya ve çözmeye çalışmanın, "Fil" tanımı yapar gibi, insan bütünlüğünü bozmanın ifadesidir.

Daha da acısı, insanın ana-temel yapısının, bilinçaltı-id (Özgür nefis) dünyasından ibaret olduğu, ego (Bilinçli benlik) ve süper egonun (Vicdan) ruha sonradan monte edildiği yolundaki, kimilerinde yerleşmiş olan, gerçeği tam yansıtmaktan uzak yüzeysel bir görüşün savunulmuş olmasıdır. Oysa, Din, ahlak, aile, eğitim, gelenek gibi dış etkenlerden bağımsız kalan Libido-nefsanîliğin fotoğrafları, son yarım asırda dijital bir gelişme göstermiş; cinsellik, zevk, yeme-içme-eğlence, israf, zulüm, kan ve ceset görüntüleri adına insanlığın yüz karası kataloğunu oluşturmuştur!..

Ve onca baskıya rağmen, inanç kavramının insanlığın içinden sökülüp atılamaması ve tekrar dine dönüşün yaşanması, aslında vicdanın ve dinin, insanın ana yapısına ve fıtratına ait olduğunu göstermiştir. İnsanlık id-varlık olmayı dışlamış, süper egoya dönüş yapmıştır!..

Ancak insan, kendini Psikoloji ilminde bulayım derken büsbütün kaybetmemelidir. İnsan, davranış sebepleri, süreçleri ve nitelikleri yönüyle olduğu kadar, çok yönlü şekilde davranışlara kaynaklık yapan (kalp ve nefis gibi) mekanizmalarıyla da irdelenmeli, ruhanî ve manevî boyutu dışlanarak sadece psikolojik kimlik, libidal benlik ve sosyal etkinlik çerçevesinde donuklaştırılmamalıdır.

Psikoloji ilmi, Allah inancına yer verirse kendini bulabilir. Avrupa kültürü bir yönüyle Helenizm etkisiyle tanrılara karşı bilgi savaşı açmış, diğer yönüyle de ortaçağ boyunca tanrı adına kiliseden gördüğü baskı, bilinçaltına yerleşmiş olduğundan, "Ego" yu alternatif bir varlık gücü olarak öne sürmüş bilinçaltını özgürleştirme adına da insanı ve aklı tanrı yerine koyan (varoluşçuluk, pozitivizm gibi) akımlarla savrulmuş, sanayi, bilim, emek ve para amaç olmuş, özgür cinsel yaşam gayr-ı ahlakî olmaktan çıkarılmış; gelişen Psikoloji de bunlardan nasibini almıştır.

Allah'tan kopmuşluğuyla Psikoloji, köksüz ve meyve vermeyen kütük gövdesi durumuyla, kara ve kuru bir görüntü vermekten kurtarılmalıdır.

Buna rağmen şayet bir öncelik düşünülecekse bu yine Kur'anî bilgiyle denge kazanmış ve kendini bulmuş Psikoloji ilmine verilebilir. Çünkü daha matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi ilimlerin, konu edindiği madde alemi, hatta Hz.Adem yokken, Ruhlar aleminde, tamamen ruh buutlu diyaloglar, psikolojik boyutlu yaklaşımlar gerçekleşmekteydi.

Ve deyim yerindeyse ilk psikoterapi oturumları ve psikolojik iletişimler; dünya ötesi alemde, Allah ile Ruhlar, Allah ile melekler, Allah ile Şeytan, Allah ile Adem-Havva ve Şeytan ile Adem-Havva arasında gerçekleşmişti.

Hiç bir insan, insanın varlık yapısının, ruh dünyasının detayına şahit tutulmamıştır (18/51). Bu sebeple, insanın gerçek iç dünyasının keşfi ancak elimizdeki ilahî kelamla mümkün olabilecektir. Bu açıdan bakınca diyebiliriz ki Psikoloji ilmi hangi gelişme çizgisine ulaşırsa ulaşsın, belirlediği her doğrunun önünde, bir ayetin yol olduğunu, iz çizdiğini görecektir...
[Resim: 65897398.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kıdemli Üye
RE: Kur'an Açısından Duygu ve Düşünce Yönetimi
Kur'an'da gördüğümüz kadarıyla ilk iletişim Allah'ın ruhlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim!" sorusunu yöneltmesi, onların da "Evet Rabbimizsin!" şeklindeki cevaplarıyla gerçekleşmiş olmaktadır (7/172). Bu, iç görü denilen bir benlik oluşumu, bilinç farkındalığı, kendini ve kendini var edeni bir kabulleniş demektir. Bizce bu nokta ruhsal olayların çözümünde dikkate alınması gereken temel çıkış noktası olmaktadır. Ruhun kendini çözüşü, buluşu, bilişi, benliğe erişi, varlığını tadışı ve kendini, kendini var eden yüce Varlığa bağlayışı ve adayışı...Bu bilincin eksikliği insan için en büyük bir boşluk olacak, kimlik ve kişilik çatışmalarına yol açacaktır.

İnsanın temel Psikolojik kimliğinin adı, ilk var ediş oturumunda, Allah ve insan arasında belirlenmiş ve onaylanmış olmaktadır.

Ayette belirtildiği gibi (15/28-29) insan: "Ben bir toprak varlığıyım, ben aynı zamanda bir ruh varlığıyım, ben beni bana ve ren, bana nefes eden kendinden ruh ve sıfatlar verip var eden Rabbimin eseriyim!" bilincine sahip olursa, Psikolojik hayatına çok büyük bir adım ve avantajla hatta bir zaferle başlamış olacaktır.

İkinci olarak ayetlerde, Allah'ın yaratma konusundaki ilmini meleklerle paylaştığı sezilmektedir.

Üçüncü olarak, Adem ile Havva'ya hitap ve yasaklama emri gelir. Adem ve Havva'nın yasak meyveye dokunmaları ve ayıp yerlerinin açılması sonucu, ruh dünyalarında utanma, pişmanlık suçluluk, üzüntü ve özür dileme gibi duygular oluşur. Allah'ın affı ile ruhlarına huzur verilerek bir çeşit tedavi uygulanır ve yeni hedefler gösterilir.

Dördüncü olarak da, Allah'ın secde emrine muhalefet eden Şeytanın ruhsal bozukluk durumu, oluşturduğu kimlik ve kişilik yapısı ve davranışları rapor edilir. Benzetmekte hata olmasın, bir psikologun empatiyle sorular sorması ve hastasının duygu ve düşüncelerini açmasını sağlaması gibi, Allah şeytana, kendisini secde etmekten men eden şeyin ne olduğunu sorar(15/42), duygusunu ifadede yardımcı olması adına da; bu sebebin kibir mi yoksa ulûhiyete yakışan bir yücelik mi olduğu sorusunu yöneltir (38/75).

Bu yaklaşım şekilleri bize, insan psikolojisini anlamada, insan dışı varlık olarak, insan psikolojisini en iyi okuyan tek yaratık olan şeytanın da ayrı bir kategoride incelenmesi gerektiğini düşündürmektedir. Şeytan, kıyamet noktasına kadar sürdürebileceği üstün doğal bir kariyere ve özel yetkiye sahiptir. O, İnsanı bütün ruhsal yönleriyle okuyabilen bir varlıktır.

Şeytan, Psikoloji uzmanı tek varlıktır denebilir. Çünkü o, bir psikiyatristin veya psikologun kullandığı ilaç, iletişim ve terapi gibi dolaylı yöntemlerin ötesinde, doğrudan insanın iç dinamiklerine yönelmekte, duygu ve düşüncelerle, bilinçaltı ve hayallerle ve özellikle de nefis boşluklarıyla, yakından ilgilenmektedir. Bu durumda psikolojik ruhsal rahatsızlıkların ve kişilik bozuklukların temelinde çıkış noktası olarak gördüğümüz nefsin arka planında tüm üstün yetenekleriyle oturan şeytan olgusu da irdelenmelidir.

İnsanın kendindeki nefis, nefisle göbek bağı bulunan şeytan kaynaklı tüm ruhî rahatsızlıkları karşısında tutunabilecek ve baş edebilecek bilgi ise ancak Vahiy bilgisi, eylem olarak da inanç, ibadet ve hayır hizmetleri olabilir.

Kur'an bilgisi değişmez. Kıyamet noktasına kadar geçerlidir. Değişmez fakat değişik anlaşılabilir. Çünkü her asrın ilim ve anlayış düzeyi hep farklıdır ve durmadan gelişme kaydetmektedir. Dünkü çok bilgimiz bugün değiştiği gibi, bugünküler de yarın de ğişebilir veya gelişebilir. Bu sebeple hem ilahiyatçılar hem de psikologlar birbirine esnek, hoşgörülü ve objektif yaklaşmalı, önyargılı olmadan konuları tartışmalı ve birbirlerinden yararlanmalılar...

Psikiyatrist ve psikologlar ön yargıyla davranıp, ruhsal hastalıkları sadece beyin hücrelerine bağlamamaları, ilaçla tedaviyi yeterli görmemeleri inanç ve ibadet konularına da açık olmaları ve konuyu sadece ruh hastalıkları kavramıyla sınırlı tutmayıp "Nefis hastalıkları", belki de eşdeğer bir tanımla "Şeytan hastalıkları" yaklaşımına da yer vermeleri, onlara hem hastalarıaçısından bir ufuk hem de erdem, aynı zamanda geleceğe uzanacak meslekî gelişim ve başarı kazandıacaktır diye düşünmekteyiz.

Aynı şekilde İlahiyatçılar da peşin hükümle davranıp, ruh-nefis hastalıklarına ve kişilik bozukluklarına yaklaşırken, tefsir çalışmalarının yanında mutlaka psikoloji ilmine ve bilimsel yöntemlerle çalışan uzmanların görüş ve bilgilerine başvurmalıdırlar. Kur'an'ın psikolojik yaklaşımlarla anlaşılması için bu alanın akademisyenlerinden yardım almalıdır.

Kuran'ın insan hakkındaki değerlendirmelerini iyi anlamak için psikoloji ilmine kesinlikle ihtiyaç vardır. Zira farklı dille de olsa Allah'ın yarattığı insanın ruhsal yapısını anlamaya, kişiliğini, duygu ve düşüncelerini çözmeye, ruhsal bozukluklarını gidermeye ve iletişim kurarak, davranışlarına en uygun biçimi vermeye çalışması yönüyle Psikoloji; denebilir ki, çağımızda Kur'an'ın anlaşılmasında e insanlarla iletişim kurmada baş rolü oynayabilecektir...

Gelen açıklamalarda eksik ve kusur varsa bize aittir. Uyarılmayı yürekten beklemekteyiz. Çalışmalarımızda Yazır tefsiriyle İ.Canan"ın Hadis Ansiklopedisinden yararlandık. Tefsir eserlerinden, uzun yılların birikimi notlarımızdan, Doktora çalışmamızdan, Psikolojik, Pedagojik ve kişisel gelişimle ilgili kitaplardan yararlandığımızı da söyleyelim.

Bu arada, çok ayeti kaynak gösterdiğimiz için, sûre isimleri yerine, sûre ve ayet numaralarını vermekle yetindik.

Baştan sona akademik bir uslûp içinde yazdığımızı söyleyemeyiz. Zaman zaman duygusal tad verebilecek cümlelere kayılmasının, hoşgörü ve anlayışla karşılanacağına inanıyoruz. Şiirden anlamadığımız halde, yer yer haddimizi aşarak o kulvara girmiş bulunduk. Bu konuda baş yardığımızın farkına olduğumuzu itiraf ederek, yazma coşkusuna verilmesini istirham ediyoruz.

Üyelerimizin ilgi ve beğenisi doğrultusunda, uzun yıllara dayanan çalışmalarımızı parça parça sunmak isteriz.

Faydalı olmasını dua ve niyaz ederiz.

Dr. İshak Halis /
[Resim: 65897398.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Kur'an Açısından Duygu ve Düşünce Yönetimi
Saygıdeğer kardeş özedönüş,

Dr. İshak Halis'ten aldığınız yukarıdaki yazı dizisini okudum. Çok çok beğendiğimi ifade etmeliyim. Duygu ve düşünce yönetiminin
Kur'an açısından bilimsel bir araştırması olarak cok değerli ve çok istifade ettiğim bir yazı dizisi...

SİZE TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.....
Degerli SEYİTHAN Kullanicisi Jan 2010 Tarihinden Beri İmam Hatip, İslami Forum
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.