“…Ne yerin karanlıklarında bir dane, ne yaş ne de kuru (hiç bir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitap’ta (Kur'ân’da) bulunmasın.” (En’am, 59)
Ayetten de anlaşıldığı gibi Kurân’da her şey vardır. Fakat her şeyden önce bilinmesi gereken Kur'ân-ı Kerim bir kulluk kitabıdır. Her seviyeden insana hitap ettiği için umumun anlayacağı bir tarzda benzetme ve temsil suretinde ifadeler kullanır.Yalnız bu ifadelerinin arkasında kelimelerin seçimi ve dizilişi hatta harflerinin dizilişiyle, matematikteki ihtimal hesaplarını andırır tarzda sonsuz manalar ve gizli işaretler saklıdır.
Ayrıca HER ŞEY, muhtelif derecelerde ve kıymeti kadar Kurân’da yer alır. Nasıl ki bir anayasa devletin muhtaç olduğu her çeşit meseleye herkesin anlayacağı şekilde değil, prensipler ve temel esaslar halinde yer verir. Kur'ân’da da insana dair her şey, geçmiş, gelecek, bütün fenler, ilimler ve medeniyet harikaları öz ve çekirdek halinde bulunur. Kur'ân bazen açık, bazen de işaret ile onlardan haber verir.
Kurân’da “Teknoloji”
Kur’ân Hz. Süleyman’ın bir günde havada uçarak iki aylık bir mesafeyi gittiğini haber verirken, insanların havada çok uzak mesafelere kısa zamanda gidebileceklerine yani uçak, jet, helikopter gibi hava araçlarına işaret eder.
“Süleyman’a da rüzgârı (boyun eğdirdik)! (Öyle ki) sabah gidişi bir ay (lık mesafe), akşam dönüşü de bir ay (lık mesafe) dir.” (Sebe, 12)
Kurân’da “Tarih”
Kur’ân insanlık tarihini alakadar eden Nuh Tufanı gibi pek çok tarihi olaylara yer verir. Kavimlerin helakı, Babil kulesinin inşası, İsrailoğullarının Kudüs’e göç edişleri, Karun ve hazineleri, Sedd-i Zülkarneyn, Seyl-i Arim, Hz. İsa’nın doğumu ve Ashab-ı Kehf gibi tarihsel olaylar Kur'ân’da zikredilmiştir.
Nuh (as) tufanı:
“Nihayet emrimiz gelip de fırın kaynadığı (iş kızışıp, sular kabarmak üzere olduğu) zaman, (Nuh’a) buyurduk ki “(Canlıların) her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) ikişer eş ile aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri ona yükle”… ”
“(Nuh) dedi ki: “ona binin; onun akıp gitmesi de durması da Allah’ın ismiyledir.”… ”
“ Ve o (gemi, sular her tarafı istila ettiğinde) onlarla birlikte dağlar gibi dalga(lar) içinde akıp gidiyordu…”
“Nihayet (vakti geldiğinde): “Ey yer! Suyunu yut! Ve ey gök! (Sen de yağmurunu) tut! Denildi. Su çekildi, iş bitirildi, (gemi ) Cûdi (dağının) üzerine oturdu. Ve: zalimler topluluğu helak olsun!” denildi.” (Hud, 40-44)
Semut kavminin helakı:
“(Böyle sanıp da) dağlardan ustalıkla evler mi yontuyorsunuz?”(Şuara, 149)
Beşer tarihinde kaya ve mermerleri yontarak binalar, saraylar geniş havuzlar ve arzuladıkları süslü kule ve heykeller yapıp inşa eden ve böylece 1700 şehir meydana getirenlerin; Salih'in (as) Semud ismiyle anılan kavmi olduğu, birçok rivayetlerde geçmektedir.
Ad kavminin helakı:
“Amma Âd (kavmi) ise, artık (onlar da) uğultulu şiddetli bir kasırga ile mahvedildiler! Onu (o kasırgayı, Allah) yedi gece sekiz gündüz ardı ardına (köklerini kazırcasına) onların üzerine musallat etti; nitekim (orada olsaydın) o kavmi orada yere yıkılmış bir halde görürdün; sanki onlar, içi boş hurma kütükleri gibi olmuşlardı! Şimdi onlardan geriye kalmış bir şey görebilir misin?” (Hakka, 6-8)
İsrailoğullarının Kudüs’e göç edişleri:
"And olsun ki Musa’ya şöyle vahyetmiştik: “Kullarımı geceleyin (Mısır’dan) yola çıkar; (size) yetişilmesinden korkmadan ve (boğulmaktan) endişe etmeden, denizde onlara kuru bir yol (açmak) için (asan ile denize) vur!”
“Derken Fir’avun ordusuyla onların peşine düştü (ve onlar da açılan yoldan denize girdiler). Bunun üzerine denizden onları kaplayan şey, kaplayıverdi (de hepsi boğulup helak oldular).” (Taha, 77–78)
Karun’un hazineleri:
“Hakikaten Karun, Musa’nın kavminden idi. Fakat onlara karşı azgınlık etmişti. Ve ona öyle hazinelerden vermiştik ki, gerçekten onun (hazinelerinin) anahtarları (nı taşımak) güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. O zaman kavmi ona şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenenleri sevmez!”
“(Karun “Bu (servet) bana ancak, bende bulunan bir bilgi sayesinde verildi” dedi. Derken, ziyneti içinde (ihtişamla) kavminin karşısına çıktı.”
“Nihayet, onu da sarayını da yere geçiriverdik; artık Allah’a karşı ona yardım edecek bir topluluk da olmadı. Kendi kendine kurtarabilecek kimselerden de değildi.” ( Kasas, 76-81)
Sedd-i Zülkarneyn
“(Ey Habibim!) Sana Zülkarneyn’den de soruyorlar. De ki : “Size ondan bir hatıra okuyacağım (anlatacağım ). ”
“Şüphesiz ki biz ona (Zülkarneyn’e) yeryüzünde imkân verdik ve kendisine (istediği) her şeyden bir sebep (ulaşması için bir yol) verdik. ”
“Nihayet iki dağ arasına varınca, bunların önünde bir kavim buldu ki, (lisan ve anlayış cihetiyle) hemen hemen söz anlamayacak bir halde idiler.”
“Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Doğrusu Ye’cüc ve Me’cüc bu memlekette fesat çıkaran kimselerdir. Bu yüzden bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi (bir ücret) verelim mi?”
“Bana demir kütleleri getirin!” (dedi). İki dağ arasına (bunlarla dolup) aynı seviyeye geldiği zaman: “ Körükleyin!” dedi. Nihayet onu (o demir kütlelerini) kor haline getirince:
“Getirin bana, üzerine erimiş bakır dökeyim!” dedi.”
“Artık (Ye’cüc ve Me’cüc) onu ne aşmaya güç yetirebildiler! Ne de onu delmeye takatleri yetti!” (Kehf, 83-97)
![[Resim: urjn1.jpg]](http://t1311.hizliresim.com/1h/p/urjn1.jpg)