İnsan, kozmik bilincin yansımasıdır. Evrensel şuur mekanizmasının işlevi, maddesel bir yaratıcılık değil, kozmik şuurun kuantum beyinde görüntüye, sese, kokuya dönüşmesinden ibârettir. Kâinat kuantum beynimizin içindedir. Gördüğümüz, tuttuğumuz, madde zannettiğimiz şeyler, beynimizin algı merkezine ulaşan elektrik sinyallerinden ibârettir. Fotonların görme merkezinde elektrik sinyallerine dönüşmesi netîcesinde gördüklerimizi madde zannederiz. Kâinâtı kuantum beynimizin içinde gerçekleşen bir illüzyon olduğunu idrâk edemeyip, dışarıda maddesel bir evren olarak yorumlamak yanılsamadır ve bilimsel hakîkatlere ters düşmektedir. Kozmik bilinç hem algılayandır, hem algılanandır. Dalga boyu farkı sebebiyle mikro dalgalar, elektromanyetik spektrum oluşturan gama, değişik özellikler gösterir. Elektronun sürati kuantumun fotonlarının frekansına bağlıdır. Elektron geçişleri, kozmik bilincin atomik partiküllerinin işlevinin çok yönlü olduğunu gösteriyor. Takyonların ivmesizlik özellliğini de hesaba katarsak, sürat enerjisi kazandıkça yavaşlayan bir yapıya büründüğüne tanık oluruz.
Aynaya iyice yaklaşın ve gözünüzün içine bakın. Siyah noktanın etrâfı dünyâya, ortadaki siyah nokta ise uzay boşluğuna benziyor. İnsan mı madde zannedilen kâinâtın içinde yaşadığını zannediyor, yoksa kâinat mı insanın kuantum beyninde görüntüye dönüşüyor? Dünyâ kâinâtın beyni mi, insanlar da beyin hücreleri mi? Kozmik şuurun bilinçaltında lokalize olan yapay ego yanılgıları mıyız? Cennet ve cehennem kuantum beynimizde yaşanacak sonsuz bir süreç mi? Beynimizdeki elektromanyetik titreşimler, kozmik şuurun kendini deneyimlemesidir. Fiziksel bir evrende yaşamıyoruz. Mikrodan makroya aynı düzenek işlemektedir. Aynaya baktığınızda kimi görüyorsunuz? Daha doğrusu kimi gördüğünüzü zannediyorsunuz? "Kendimi görüyorum" diyorsanız, sahte bir "benlik" yanılgısı, yapay bir "ego" yanılsaması yaşıyorsunuz demektir. Kozmik şuurun zihni, elektron dalgalarının açığa çıktığı sanal bir âlemdir.
"Ben bu olayı sanki daha önce yaşamıştım" dediğiniz zamanlar oldu mu? Deja vu yaşadığımızda kozmik bilincin hafızası devreye girer. Kozmik şuur, kuantum beynimizde kodlama, kaydetme, depolama işlevini gerçekleştirir. İnsanı madde bedenden ibâret zanneden bâzı bilim adamları, beynin yorgunluk hissi dolayısıyla ses, görüntü gibi herhangi bir girdiyi, giriş esnâsında algılayamamasından ve beynin sağ lobu ile sol lobunun milisaniyeden daha küçük bir zaman farkı ile çalışmasından kaynaklandığını iddia ederler. Bu iddialarının sebebi kendilerini madde beden zannettiklerinden dolayıdır. İsteyenler: "ben varım" diyerek, kendilerinin evrensel zekâ mekanizmasından oluştuklarını inkâr etsinler ve kuantum beyinlerinde algılayacakları sonsuz cehennem sürecini yaşamayı tercih etsinler. İsteyenler de: "ben yokum, yalnızca kozmik bilinç var" diyerek, kuantum beyinlerinde algılayacakları cennet sürecini yaşamayı tercih etsinler.
Korkunç bir kâbustan uyandığınızda az önce korkan, acı çeken sizdiniz. Annenizi ölmüş gördünüz, çocuğunuzu kaybettiğinizi gördünüz. Şöyle düşünelim: Gördüğünüz korkunç kâbustan hiç uyanmasanız ne olur? Bu kâbus sonsuza kadar devâm etse ne olur? İşte bu sizin cehenneminiz olur. Şimdi de muhteşem güzellikte ve huzurlu bir rüyâ gördüğünüzü ve bu rüyâdan hiç uyanmadığınızı düşünün. İşte bu sizin cennetinizdir. Rüyâdan uyanmadan az önce kendinizi madde beden zannediyordunuz.
Başlangıçsız ve sonsuz olan evrensel zekâ, illüzyon mekanizmasıyla kendisini madde zanneden varlıkları nöron, atom, kuantum düzeneğiyle "benlik" yanılgısına düşürüyor. Kuantum beynimizi bir deniz olarak düşünelim. Kozmik zekâ, denizdeki damlaların; "ben bir damlayım" demesini istemiyor. Zîrâ "ben" diye bir varlık yok. İstenen inanç algısı: "biz okyanusun gördüğü rüyâyız" perspektifidir. Nihâyetsiz ve evvel şuur; data, düşünce olarak yanılsama gerçekleştirerek bilinç katmanlarının idrak kapasitelerine göre tezâhür ediyor. Değişime ve dönüşüme uğramaktan münezzeh olan içsel enerji türlerinin kuantum beyinde pozitif veyâ negatif açığa çıkışı, insan dediğimiz bedensiz varlığı dışsal enerji aracılığıyla "sahte benlik" yanılgısına sürüklüyor. Kendisinden başka varlık olmayan, yalnızca kendisi vâr olan ve şuur boyutlarını lokalize ederek hem algılayan, hem algılanan olan Yaratıcı, yarattığı kozmik zekâ sistemiyle kendini başka varlıkların gözünden seyrediyor. Yâni evrensel bilinç kendini tanıma ve sınama sürecini yaşıyor.
Dalga fonksiyonunun matematiksel yapısı insanın düşüncelerini tanımlamaya yetiyor. İnsanların fikirlerinin kuantize oluşu, mikro evrenin makro uzayla iletişim halinde olduğunu gösterir. Sonsuz olasılıklar evreninde, sonsuz tercih hakları ve sonsuz, sınırsız sonuçlar devreye giriyor. Zira evren koordinatlarının ötesinde görüntü holografik biçime bürünüyor. Karanlık olmasaydı aydınlıktan söz edebilir miydik? Karşıtlıklar olmasaydı iyi-kötü ayrımına varabilir miydik? Nihâyetsiz ihtimâller helezonunda yanılsama yaşayan lokalize olan bireysel zihin, bedensiz bir varlık olan insanı, bilinçaltında yapay egoyla ayrıştırıyor. Maddesel bir varlık olduklarını zannedenlerin yanlış algılamaları netîcesinde tenâkuz ve adâletsizlik gibi görünen olaylar, aslında Yaratan'ın cüz'î irâde üzerindeki etkisinden ibârettir. Küllî irâdenin işlevselliğini, ilâhî tasarımın işleyiş biçimini dışsal enerjiyle sınırlandıran sahte benlikler, yapay egolar; göklerde tahtında oturan mitolojik bir Tanrı algısının esîri olmuşlardır. Biraz sonra uyandığınızı ve bu okuduklarınızın rüyâ olduğunu düşünün. Az önce kendinizi madde beden zannederek bilgisayar başında yorumları okuduğunuzu zanneden siz, gözlerinizi açtınız ve yeni bir güne başladınız. Başladığınız yeni günün de bir rüyâ olma olasılığını, hattâ bütün hayâtınızın bir rüyâdan ibâret olma ihtimâlini düşündünüz mü?
Alp Bilge
8 Temmuz 2016