O köpek ki eğer onu kemikle dövüyorsanız hiç viyaklamazmış. O köpek ki ona sadece iki öğün yiyeceğini verirseniz besili hale getirebilirmişsiniz. O köpek ki hayatı bir ucunda açlık, diğer ucunda keyif çatmak olan iki kutup arasında geçermiş. İyi bir köpeğin iyi bir kemik hak etmekten başka gayesi olamazmış. İnsanların "iltifat" adını verdikleri şey mutfağa girmeyi başarmış bir köpeğin takındığı tavırdan başka bir şey değilmiş. Köpeğin size kuyruk sallayışına aldanmamanız gerekirmiş; siz değilmişsiniz onun sevdiği şey, elinizde tuttuğunuz ekmekmiş. Dolayısıyla köpeğin iltifat derecesi asla sağladığı yiyecek miktarını aşmazmış. Eğer bir köpek bir kemiği kemirmekte ise, bunun sebebini köpeğin kemiği yutamayışında aramalıymışız.
Türkiye'de yaşayan insanlar "her günkü ekmek" kapanına sıkıca kıstırılmamış olsaydı köpek bahsini açmaya hiç gerek yoktu. Ülkemizdeki her siyasi oluşumun günden güne tarih bağlamından kopartılarak "gırtlak" derdinin en pespaye tezahürüne indirgendiğinin fark edilmediği bir ortam içindeyiz. Dayak yiyenler maruz kaldıkları her darbenin kemirmeye heves ettikleri kemik vasıtasıyla indirilmiş bir darbe olduğunu gayet iyi biliyor. Bu durumda bizim kemiği tutan el ile kemiğin çarptığı beden arasında bir tercih yapmamızın, kendimizi vuran ve vurulan taraflardan biri yerine koymamızın, iki taraftan birini tutmamızın bir anlamı var mı?