You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kıssalar menkıbeler fıkralar

Kıssalar menkıbeler fıkralar

General
RE: Kıssalar menkıbeler fıkralar
Kaynak onedio.com

30 Şehrimiz İsmini Nasıl Aldı

Adana Adana'yı Tarsus'la harbeden Adanos ve Saros adında iki kardeşin kurdu Adanos ismini şehre ve Saros da ismini nehre koydu

Adıyaman ilk zamanlarda, Piran Köyü'nün yerine kuruluydu ve Perre adını taşıyordu. Emeviler, buraya bir kale yaptırdı. Kent Mansur'un Kalesi anlamına gelen ''Hısn Mansur'' adıyla anıldı Kent, 1. Selim zamanında alınınca Türkler, buraya Adıyaman demeye başladı

Afyonkarahisar Eski adı Akroenos olan şehri Selçuklular uzun süren bir kuşatmadan sonra ele geçirdiler. “Hisar” kuşatma anlamına gelir. Acılarla elde edilen yere “Karahisar” dediler kara taşlardan bir kale kurdular. Onaltıncı yüzyılda bölgede afyon yetiştirilmeye başlayınca, Karahisar’ın başına Afyon eklendi ve şehir “Afyonkarahisar” adını aldı.

Aksarayda Selçuklu Sultanı Kılıçlararslan çok sayıda yapı yaptırmıştır. Şehir ismini, şehirde yaptırılmış olan büyük ve beyaz bir saraydan almıştır.

Amasya şehrini Amazon kıralı Amasis kurdu ve Amasis kenti anlamına gelen “Amasesia” ismini verdi.

İslam kaynaklarında Ankara adı Enguru olarak geçer. Ankara sözü Farsça “Üzüm” anlamına gelen Engür’den, ya da Yunanca’da Koruk anlamına gelen "Aguirada"dan türemiştir. Hint-Avrupa dillerindeki “Eğmek” anlamına gelen Ank ya da Sankskritçe de; “Kıvrıntı”, anlamına gelen "ankaba"dan Latince’den çengel anlamına gelen "uncus"dan türediği ileri sürülmektedir. Frig dilinde Ank “engebeli, karışık arazidir” Şehrin diğer isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, son olarak Ankara şeklini almıştır.

Antalya ilk olarak Bergama kralı olan Attalos kralı tarafından kurulmuş ve Attaleia ismiyle anılmıştır. Ardından Adalia, Antalia ve son olarak Antalya ismini almıştır.

Artvin İskitler tarafından kuruldu.  Yunan tarihçisi Heredot’un İskit diye nitelendirdiği bu devlet çağının öncüsüydü. Tekerleği icat eden, atı evcilleştiren, ilk beyin ameliyatını gerçekleştiren İskitler, Artvin’i askeri üs olarak kullandılar Artvin sözü İskitçe’dir.

Balıkesirin Antik Çağdaki adı Mysia'dır. İlin, adını nereden aldığı hakkında rivayetler vardır. Eski Hisar Bal-ı Kesr (Balı çok), Pers Devlet adamı Balı-Kisra'nın adından, ya da Balak-Hisar veya Balık-Hisar'dan geldiği söylenir.

Bitlis Bageş” ya da “Pagiş” sözcüklerinden türemiştir. Büyük İskender’in komutanı “Badlis” burada bir kale kurmuş. Bitlis sözcüğü bu komutanın isminden kaynaklanıyormuş.

Bursa adı, bu şehri kuran Bitinya Kralı Prusias'dan gelmektedir. MÖ 7. yy'da bölgeye göç eden Bitinler buraya Bitinya adını verirler. MÖ 185'te, Kartaca'nın yetiştirdiği büyük general Hannibal'ın Kral I. Prusias'a, Prusias ve Olympus kentinin kurulmasını örgütlediği bilinmektedir. Prusias adı zamanla Prusa, sonra da Bursa'ya dönüşmüştür.

Çorum isim Çoğurum kelimesinden gelir. Çoğurum kelimesi bölgede yaşayan Rum’lardan gelmektedir.

Diyarbakır Bakır ülkesi anlamına gelmektedir. kaynağı Diyar-ı Bekir'dir. Bekir'in memleketi anlamına gelir. Bekir b. Va'il adlı Arap göçebe boyu buraya yerleşmiştir Diyarbakır'ın eski adı Amid veya Amed'dir. Gelen veya bizim anlamına gelir. Dede Korkut Amid'e Hamid de denilmiştir.

Elazığ 1862 yılında o dönemde padişah olan sultan Abdulaziz’in uğruna Mamuretülaziz ismi verilmiştir. isim uzun bulunmuş ve Elaziz diye değişmiştir. 1937 yılında ise Elazığ olarak değiştirilmiştir.

Gaziantep eski adı Ayıntab’dır. Kelime anlamı pınarın gözü demektir. Antep olarak değiştirilmiştir. Gazi kelimesi Kurtuluş Savaşındaki destek ve başarıdan dolayı verilmiştir.

Hatay şehre ismini Atatürk vermiştir. Avrupa, adı Hıtaylar olan yarı göçebe kabilelerin Çin’in kuzeyini işgal ettikleri için Çin’in kuzeyine Hıtay demişlerdir. Atatürk, Hıtaylıların Antakya bölgesine geldiğine inanıyordu ve bu nedenle şehre Hatay ismini vermiştir.

Iğdır Kentin ismi Oğuz Han'ın altı oğlundan biri olan Deniz Han'ın en büyük oğlu olan İğdir Bey'den gelir.

İstanbul MÖ. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kuruldu şehre kurucusundan dolayı Bizantion adı verilmiştir. Roma imparatoru Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasının adıyla “Antion” olarak anıldı. Bizans İmparatoru Konstantin şehri yeniden kurunca buraya kendi adını verdi. Şehre “Konstantin veya Konstanpolis” adı verildi. Araplar “Kostantiniye, Romalılar Konstantinopolis” demişlerdir. ismi kısaltılmış “Stin-polis” deyimi kullanıldı. İstanbul bu “Stin-Polis” şehrinden türetildi. Türkler burayı alınca Müslüman şehir anlamında “İslambol” adını verdiler. daha sonra İstanbul olarak değiştirildi.

İzmir Şehrin asıl adı “Smyrna”dır. İzmir kelimesi smyrna’nın halk arasındaki kullanışıdır Homeros destanlarında bu kent ismini Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Smyra’dan alır tanrıça Artemis İzmirli’dir. Kimi kaynaklara göre İzmir şehrini ilk kuran Hititler değil, Amazonlar’dır.

Kars MÖ 130-127 yılında buraya yerleşen Karsak oymağından dolayı şehre Kars adı verilmiştir. Kars kelimesinin anlamı deve ya da koyun yününden yapılan elbise veya şal kuşağı anlamına gelir.

Kırıkkale ismi Osmanlı arşivlerinde Kırıkkal şeklindedir. Bizansın kale komutanı, akıncıların kaleye hücum ettiğini öğrenir eğer mağlup gelinirse barut fıçılarının havaya uçurulmasını emreder. Bizans mağlup olur ve barut fıçıları her yeri yerle bir eder. Şehrin ismi şehirdeki kahramanlıktan gelir

Kırklareli isimi, bu bölgeyi Türklere katan 40 savaşçıdan gelir. savaşçılar deliler veya akıncılar olarak bilinir bölgeyi fethederken öleceklerini bildikleri halde kaleyi ele geçirdikten sonra can vermişlerdir.

Konya şehrinin isminin Kutsal Tasvir "İkon" sözcüğüne bağlıdır Mitolojide değişik rivayetler bulunur hikâyelerden birinde kente dadanan ejderhayı öldüren kişiye şükran ifadesi bir anıt yapılır üzerine olayı anlatan bir resim çizilir. anıta verilen isim, İkonion dur. İkonion zamanla İcconium'a dönüşür.Araplar kente Kuniya ismini vermiş Selçuklu ve Osmanlıda bu ad Konya'ya dönüşmüştür.

Mersin'in tarih sahnesine çıkışı 19. yüzyılın ortalarıdır. bir köy olan bölge, konar göçer bir Türkmen aşiretine ev sahipliği yapmış ve adını bu aşiretten almıştır.

Nevşehir Kent, Orta Çağ ve Yeni Çağ'da, Seandos; Nissa ve Muşkara adıyla anılıyordu. Damat İbrahim sadrazamlığa getirildiğinde doğduğu kent Muşkara'da bayındırlık hareketine girişti. İmaretler, camiler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırdı. Muşkara adını değiştirerek, yenişehir anlamına gelen Nevşehir adını verdi.

Antik Çağ da Rhizus olarak anılan Rize adının Yunanca "riza"dan geldiği sanılmakta olup anlamı "Dağ Eteği"'dir.

Sinop Antik Çağ'da, Paflagonya bölgesinde kalan Sinop'un en eski adı, Sinopedir. kent adını kurucusu olarak kabul edilen bir Amazon'dan almıştır. söylenceye göreyse, kenti eski Yunan'da Irmak Tanrısı Asopos'un su perisi kızlarından Sinope kurmuştur.

Sivas Kentin Farsçada “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelir; Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir. 

Şırnak, Nuh'un gemisi kalıntılarının olduğu öne sürülen Cudi Dağı’nın kuzeyinde 'Şehr-i Nuh' adıyla kurulmuş, önceleri "Şerneh", daha sonraki yıllarda ise "Kürdara Şırnak" adını almıştır.

Trabzon Yunan mitolojisinde Lycaon’un oğlu Trapezeus'un Arkadya'daki adaşına ismini verdiği Trabzon'un da bu mitolojik kahramandan adını aldığı ve kent adının Yunan toponomi geleneğinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kıssalar menkıbeler fıkralar
Kaynak vehbitülek.com

MİMAR SİNAN

Şehzadebaşı Camii Mimar Sinan eseridir
1990 restorasyondaki mühendis anlatır kalıp çakacaktık. iki taşın birleşme noktasında
cam şişeye rastladık. Şişedeki beyaz kağıt Osmanlıca Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu. taşların ömrü 400 senedir. taşları yenilemek isteyecek kemeri nasıl inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. mektubu
kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.

Şehzadebaşı Camii Mimar Sinan eseridir camiyi yaparken koca sinan 400 yıl sonraya mektup yazmış caminin altına saklamıştır mektup 1990 da keşfedilmiştir Bu insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterdiği çabanın üstün örneğidir. taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması koca mimarın yüksek bilgi seviyesi ve
400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.

Hristiyan tarihçinin kaleminden “hac”

18. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen Hristiyan tarihçiler İslama hayranlığını şöyle ifade ediyor:
Hac Müslümanları birbirine bağlıyor ibadeti imanı eşitliği anlatıyor Biz Hristiyanlar böyle bir eşitlik ve ahlakı gösterebiliyor muyuz kilisenin içinde, mezarlarımızda ulu eşitlik kavramından eser yok. camide Allah’ın şanına yakışmayan, lüzumsuz ve boş süslemeler, heykeller yok yalnızca Duvarlara işlenmiş Kur’an ayetleri, bir mihrap, bir kürsü müminler için tertemiz sergiler. Hiçbir şeref kürsüsü hiçbir özel yer ve hiçbir derece farkı göremezsiniz Müslüman mabetlerinde... Sadece ibadet eden insanlar vardır ve ibadetten alıkoyacak ibadet edenleri rahatsız edecek hiçbir şeye rastlayamazsınız...”



Çanakkale şehitlerinden

Çanakkale savaşlarında “Ateşkes sırasında Türkler şehitlerini gömüyorlardı. bu korkunç görevde dost ve düşman iş birliği yaptılar...”Mehmetçiğe, bir Avustralyalı sığır eti getirir. ve Her iki taraf siperlerine çekilir Avustralyalı askerler Türk siperlerine saldırırlar ve Avustralyalı asker ağır yaralanarak Türk siperlerine düşer. can çekişir  
Mermi yağmurunun ortasında bir Türk, siperden fırlar yaralı askerimizi sırtına alır ve bizim hatlara taşır ve Oracıkta şehit düştü”

Çanakkale savaşlarının bir Türk, siperden fırlayarak düşmanın yaralı askerini omuzlar ve düşman hattına taşır. Sonra Türk hatlarına birçok yerinden yaralanan askerimiz yere düşmeden ancak üç adım atabilmişti. Ve şehit düşmüştür Yaralı Avustralyalı, aç iken Türk askerine et veren askerdir. Onu sırtında taşıyan Türk, Avusturulyalı düşman askerine borcunu ödemek istemiştir

SAHİBİNİN KURSAĞI

Osman Gazi, çok merhametliydi. Ağır yük yükletilmiş at ve eşek sahiplerine hindi ve tavukların baş aşağı taşınıp, aç bırakılmalarına çok kızardı.Pazar yerinde iki tavuğun kursağını bomboş görüp sahibini azarladı fakir köylü, gözyaşlarıyla Osman Gazi’ye:“Tavukların kursağını yokladın onların sahibini yoklasaydın olmaz mıydı? Bende var mı ki de onları doyurayım diyince Osman Gazi, tavukları çok yüksek bir bedelle satın alarak, fakir adama yardım etti.


OSMANOĞLUNUN ÖLÜSÜNDEN BÖYLE KAÇARSIN

Karamanoğlu 2. Mehmed Çelebi Mehmedin akrabasıydı ancak sürekli osmanlı ile savaşırdı. Osmanlı Rumeli seferindeyken, 1413 de  Bursa’yı kuşatmış, Hacı İvaz Paşa’yı teslim alamamıştı kendi öz dayısı Yıldırım Bayezid Han’ın kabrini yaktı
Musa Çelebi’nin cenazesi Bursa’ya gelince geri çekilme emri verdi. emri gururuna yediremeyen bir subay Sultanım, Osmanoğlu’nun ölüsünden kaçarsın, dirisi gelseydi halin nice olurdu ve subay idam edilmiştir

EĞER PADİŞAH BİZ İSEK...

Sultan II. Murad,13 yaşında Şehzade Mehmed’i tahta geçirdi. Çocuk yaştaki hükümdar Avrupalıları ümide düşürdü. Polonya Kralı Ladislas, Macar kralı Yanoşu ve 100.000 kişilik haçlı ordusu Osmanlıları Balkanlardan atmak için sefere çıktı. Veziriazam Halil Paşa,Sultan Murad’a ordunun başına geçmesini bildirdi ise de kabul ettiremedi. genç Mehmed, babasına mektup göndererek şunları yazdı:padişah iseniz, başda olmanız icab eder. padişah biz isek, size emrediyorum, hemen ordunun başına geçiniz!”

Çıldır zaferi

1578 te İran 30.000 kişilik orduyla Osmanlı sınırında Erzuruma saldırınca Derviş Paşa Çıldıra gönderildi. üç yüz askeriyle derviş paşa Dağları inletti yalın kılıç düşmana daldı ve bozdu cenkte Derviş Paşa’nın askerleri şehid oldu zafer Derviş Paşa’nındı Gazan mübarek olsun, kazandık dediler yüzünde tatlı bir gülümseme ağzından “Allah” sözü çıktı ve gözlerini kapadı. Kahraman Paşa şehid olmuş çıldır zaferi kazanılmıştı

1578 te iran erzuruma saldırdı çıldıra derviş Paşaya hücum eddiler Derviş Paşa yenilgiyi kabul etedi bahadırlığına yakışır şekilde karşı koydu. Erzurum beylerbeyi . Özdemir Paşa yardıma yetişti. Derviş Paşa bahadırları ve aslanlarıyla atını düşmana sürdü. Göğsü al kandı. Beş bine yakın asker kaybeden İranlılar mağlup olmuştu çıldır zaferi kutlanıyordu. cenk bitti Gazan mübarek Derviş Paşa dediler paşa gülümsedi ağzından son kez “Allah kelimesi çıktı Kahraman Paşa şehid ol
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kıssalar menkıbeler fıkralar
Kaynak kurtuluş-savaşının-kahramanlarının- hikayeleri.nedir

Seyit Onbaşı

1889 un Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık  köyünde dünyaya gelen seyit , 1909 yılının nisan ayında askerlik vazifesine başladı.1912 de Balkan Savaşlarına katıldı savaş bittikten sonra topçu eri olarak Çanakkale Mecidiye Tabyasında görev aldı.
Savaştan sonra 1918 de köyüne dönen seyit onbaşı baba mesleği ormancılık ve kömürcülükle hayatını devam ettirmistir   18 Martın asıl kahramanlarından olan ve Deniz Zaferi,ne son noktayı koyan Seyit Onbaşı 1939 da zatüreden vefat etmiştir. doğduğu köy onun adıyla anılır

Çanakkale savaşlarında uzun menzilli toplar son derece etkiliydi. Ancak Mecidiye Tabyasının topları isabet almış ve kullanılmaz hale gelmişti Düşman askerlerimizi şehit etmis, ayakta Havranlı seyit ve birkaç asker kalmıştı Seyit 276 kiloluk mermiyi sırtladı namluya sürdü ve düşmanı boğazın derin sularına gömdü kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı ve kahraman Kumandan Miralay Cevad Çobanlı onbaşı rütbesiyle ödüllendirildi    Savaştan sonra 1918 de köyüne dönen seyit onbaşı baba mesleği ormancılık ve kömürcülükle hayatını devam ettirmistir  

EDİNCİKLİ MEHMET ER

Edincikli Mehmet Er'in kolunu top mermisi parçalamıştır ve bir et parçası sarkmaktadır.
Komutanım ne olur  kolumu kes deyince
Allah Aşkına, Allah Rızası için kes şu kolumu
Kes diyince Teğmen Saip, bıcağı kola vurur. Askerimiz Gık bile demez ileride Allah! Allah! nidalarıyla çarpışan erlere bakar ve kolunu Bu kol bu can vatana feda olsun," diyerek fırlatır.

Çanakkaledeki askerimiz Edincikli mehmetin elini top parçalamış kolu kopmuştu o kendini Hakka teslim etmiş, acıyı unutmuş, rahmet deryalarında, arınmıştı kolunun bedenden ayrıldığını bile duymamıştı.tek isteği vatan için şehit olmaktı vatan için Allah için hücuma  kalktı Allah'ın yardımıyla haklamadığı kafir kalmadı Ama kaderinden kaçamadı Kolunun kopmasıyla kan kaybetmişti şehitlik mertebesi onu bekliyordu ve Edincikli Mehmet Çanakkale şehidiydi

SAKA HÜSEYİN

İkinci Anafartalarda Türk birlikleri Anafarta Ovası'na  yerleşmişti 35. Piyade Alayı erlerinden Hayrabolu'lu Hüseyin alayın su ihtiyacında  görevli idi alaca karanlıkda katırı ile yola çıktı.Bigalıya Köyüne geldi suyunu doldurdu Hüseyin korkusuzdu Savaş umurunda değildi onun ağzından tek bir türkü duyulurdu
"Pınar baştan bulanır
İner dağı dolanır
Al başımdan sevdayı
Buna can mı dayanır.

GAZİ MEHMET AŞKIN’IN ANLATTIKLARI:

Çanakkale savaşlarında Recep Eniştemin iki ayağı kopmuştu ruhunu teslim etmeden son sözleri niçin ağlarsın, cigerimi dağlarsın! Allahın verdiğine merhaba! Takdir- i Rabbani bu imiş! Onun kazası çevrilmez ve hükmüne mani yoktur. Arzuladığım gibi savaşda şehit oldum .O saadet bana yeter!       
sağ kalirsan, anamın elini benim için öp! Emzirdigi sütlerini helal etsin!” Başımı kıbleye çevir
dedikten sonra Ruhunu rabbine teslim etti

Çanakkale savaşlarında Recep Eniştemin iki ayağı kopmuştu ruhunu teslim etmeden son sözleri niçin ağlarsın, cigerimi dağlarsın! Allahın verdiğine merhaba! Takdir- i Rabbani bu imiş diyerek Ruhunu rabbine teslim etti

Çanakkale savaşlarında Recep Eniştemin iki ayağı kopmuştu ruhunu teslim etmeden son sözleri
Allahın verdiğine merhaba Onun hükmüne mani yoktur. Arzuladığım gibi savaşda şehit oldum .O saadet bana yeter!       
 
Çanakkale savaşlarında iki ayağı kopan Recep Eniştemin son sözleri şunlar oldu niçin ağlarsınız cigerimi dağlarsınız Allahın verdiği Takdir- i rabbanidir Onun kazası çevrilmez ve hükmüne mani yoktur. Arzuladığım gibi savaşda şehit oldum .O saadet bana yeter sağ kalırsanız, anamın elini öpün Emzirdiği sütlerini helal etsin!” Başımı kıbleye çevirin

Çanakkale şehidimiz süngü hücumunda ağır yara aldı.son sözleri Ahiretim ve ölümüm yaklaştı, cesedimi buraya ellerinle göm! Üzerimde harbedin Gazilerin ayak seslerini Allah! Allah! Nidalarını duyayım!” dedi ve gülerek ruhunu teslim etti

İNSANLIK DERSİ

Çanakkale Savaşlar'ında savaşıp kolu ile ayağını kaybeden Fransız Generali Bridges, diyor:
"Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirsiniz.Hiç unutmam.Savaş bitmişti.Yaralı ve ölüleri dolaşıyorduk Türk ve Fransız askerler ağır zayiat vermişdi. Şu hadiseyi ömrümce unutamayacağım.  Yaralı Fransız askeri için Türk askeri gömleğini yırttı onun yaralarını sardı kanlarını temizledi

Fransız Generali Bridges Çanakkalede kolu ile ayağını kaybeddi ancak yaşadığı bir hadiseyi unutamadı bir türk askeri düşman fransız askerinin yaralarını sarıyordu o bir türk askeriydi fransız generale şu cevabı vermişti Bu Fransız askeri cebinden annesinin resmini çıkardı.Benim kimsem yoktur İstedim ki, o kurtulsun, anasına dönsün".

Çanakkale savaşlarında asil ve alicenap türk askeri düşmanı hüngür hüngür ağlatıyordu Çünkü, Türk askeri göğsündeki ağır ve öldürücü süngü yarasına rağmen en önce düşmanın yarasını sarıyordu

KINALI HASAN

Yüzbaşı Sırrı Bey, Çanakkalede eratı teftiş ederken, birini saçı kınalanmış  görür ve Hiç erkek kinalanırmı diye sorar Mehmetçik anasının cevaben yazdığı mektupta şunlar yazar Ey gözümün Bizim köyde kurbanlık koyunlar kınalanır... Ben seni vatana kurban adadım.saçını kınaladım...Allah, seni Peygamber yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır.

Çanakkale savaşında bir anne evladına şu mektubu yazar Hasan’ım Köyümüzde rahatça oturalım mı Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın Beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü.Allah, bu vatan için seni besledi. vatanın ekmeği iliklerinde duruyor seni evlatlarım arasından vatana kurban adadım.saçını kınaladım
El-hükmü billah. Allah, seni rahmetle anacaktır.

kaynak derstürkçe.com

Kurtuluş Savaşına Ait Kahramanlık Hikayeleri / KURTULUŞ SAVAŞıNIN KAHRAMAN KADINLARI

BEN BABAMLA ÖLMEYE GİDİYORUM,

İstiklal Savaşında binlerce Mehmetçik`in şehit olduğu Gediz Cephesi Yunanlılardan ilk yenilginin alındığı cephedir. Türk askeri mücadelesini sonuna kadar sürdürür. Ancak kaybeder Gediz Cephesi`nde tek bir alay başarılı olur. O da Hafız Halit Bey`in 70. Alay`dır.Türk askeri Yunan saldırısında zor anlar yaşar küçük kız Nezahat` Minik, ama vatan sevgisi dolu yüreğiyle kaçan askerlere duvar gibi dikilir ve haykırır Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?`

İstiklal savaşının küçük nezahati bir çocuktur ancak o farklıdır Atın üstündeki küçük kız, askerlere vatan sevgisini ve şehadeti` haykırır onun sayesinde askerler şehit oluncaya kadar savaşır Gediz muharebesi kaybedilse de Yunan askerinin Anadoluya sızması geciktirilir. Küçük Nezahet, elinde oyuncaklarıyla askerin arasında gezen bir kız çocuğu değil, 70. Alay`ın Nezahet Onbaşısı`dır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Kıssalar menkıbeler fıkralar
Kaynak vehbitülek.com


1001 OSMANLI HİKAYESİ

OSMANLI’DA PEYGAMBER SEVGİSİ

Osmanlı'nın, temelindeki en sağlam harç Peygamber Sevgisidir. Osmanlı, Peygamber Efendimiz'e ve O'nun kutsal beldesine karşı, muhabbet, hürmet ve sadâkâtini muhafaza etmiştir Bu ruhla yedi iklim üç kıta asırlarca Osmanlı İlâ-yı Kelimetullâh dâvâsı uğrunda fütuhatta bulunurken; Osmanlı'nın hedefleri arasında rızâyı ilahiyi kazanmak kadar Peygamberimizin hoşnutluğuna mazhar olmak da vardı. Osmanlı Sultanları gazâda ulvî gâyeyi gözetmiş ve hârikalar sergilemişdir. Peygamberimize hürmet ve muhabbet, soylu ceddimizin en mümeyyiz vasfı ve şiârı olmuştur asil duygularını her zaman ve mekân da meziyet bilmişler dir. Tarih, muhteşem misâllerle doludur.

Osmanlı, devleti kurduğu askerî birliğe,Peygamber Ocağı" neferine "Mehmetçik" adını vermiştir kurduğu Ordu isimlerinden biri de, "Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye"dir. Devletinin bir adı ise, Sultan Vahdeddin'in ifadesiyle, "Devlet-i Âliye-i Muhammediyedir.Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan Osmanlı Hünkârlarının başında, Fâtih Sultan Mehmed gelir. Öyle olmasaydı, asırlar öncesinden Peygamberimizin övgü ve müjdesine nâil olamazdı. O'na karşı muhabbetini, en güzel biçimde İstanbul'un Fethi'nde ortaya koymuştur. Rumeli Hisarı'nı, O'nun güzel ismi "Muhammed"in Arapça yazılışına göre inşâ ettirmiştir. Peygamberimize sonsuz hürmet ve muhabbetie velâyet mertebesine yükselen pâdişahlardan biri de, Sultan Selim'dir.

Yavuz Sultan; "Allah rızâsı için tüm dünyayı fethetmek istiyorum!" idealiyle, askerlerini gazâ meydanlarında bir "Peygamber Ordusunu sevk ve idâre etmiştir. Fütuhatlarda, Peygamber rızâsını aramış O'nun Halîfesi olma lütfuna erişmişdi. Resûlullah'a beslediği eşsiz ve sınırsız sevgi O'nda târifsiz bir hürmete dönüşmüştü Yavuz'un şu tarihî hitâbı âdetâ şâhikadır Biz, mukaddes yerlerin hâkimi değil; hâdimiyiz!" Yavuz'un hakîkati sonucu Osmanlı; kutsal topraklara sancak asmaktan ve vâli adıyla idâreci göndermekten hayâ edip, atadığı kişilere "Medine Muhafızı" ünvanını vererek, bunu fiiliyâta dökmüştür. Yavuz, ümmetine yâdigâr kalan; kıymetli ve paha biçilmez Mukaddes Emânetleri", Topkapı Sarayı'na getirip, Hırka-i Saâdet Dairesi'ne koymakla, bizi şereflerin en yücesiyle müftehir yapmıştır.

Yavuz'un Mukaddes Emânetlere verdiği emsâlsiz değer onları tonlarca ağırlıktaki kıymetli mücevheratla süsleyip mahfaza altına alması , kırk hâfıza durmaksızın, asırlardır Kur'ân tilâvet ettirmesi peygamberimize olan saygısındandır   Cihan hükümdarı Kanuni'nin, Efendimize muhabbet ve bağlılığı da, ceddininkilerden aşağı kalır değildi. Kanuni, bunu şu altın sözlerle billurlaştırmıştır
Allah Allah diyelim sancağ-ı şâhı çekelim Yürüyüp her yandan şarka sipâhi çekelim.Umarım rehber ola bize Ebu Bekr u Ömer Ey muhibbî yürüyüp şarka sipâhi çekelim.Osmanlı klasik eserlerinde, Kanuni'nin rüyâsında Hazreti Peygamberi gördüğü ve kendisine şöyle emredildiği nakledilmektedir: "Belgrad, Rodos ve Bağdat kalelerini fethedesin; sonra da benim şehrimi îmâr edesin!"

I. Ahmed'in Başındaki SorguçSaskinultan I. Ahmed'in, dillere destan fiîli sevgisi ve muhabbeti asırlardır baş tâcı edilmeye; sitâyişle yâd edilmeye değer . Sultan Ahmed, akıllara durgunluk ve hayret verecek bir davranışta bulunmuştur: Sarığına taktırdığı sorgucun içine, Peygamberimizin ayak izinin resmini koydurmuş ve üzerine d şu muhteşem dörtlüğü yazdırmıştır:N'ola tâcım gibi başımda götürsem dâim Kadem-i resmini ol Hazret-i Şâh-ı Rasul'ün. Gül-i gülizâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir   Ahmedâ durma yüzün sür kademine o gülün.II. Abdülhamid'in Hassasiyeti:Hazreti Peygambere ve O'nun dâvâsına,kendini adayan ulu hakanlardandır cennet mekân Abdülhamid Han, Peygamberimize olan muhabbeti için, O'nun kutsal beldesine hizmetler götürmüş İslâm Birliğini gerçekleştirmeye çalışmıştır. Hicaz bölgesiyle mukaddes topraklarla aradaki mesâfeyi kaldırmak niyetiyle yaptırdığı Hicaz ve Bağdat Demiryolu, bunun en güzel ifadesidir

.hicaz Demiryolu Medine'ye ulaştığında Sultan'ın verdiği tâlimat; onun, Ehl-i Beyt'in ve Hazreti Peygamber'e sevgi, saygı ve bağlılığını gösterir Mümkün olan âletlerin üzerine keçeler sarınız ki, gürültü olmasın ve Ehli Beyt'in ve burada yatanların ruhları rahatsız olmasın!."osmanlıda peygamberimize Hürmetin Sembolü olarak Nâkibü'l Eşraflık kurulmuştur Devlet-i Âli, Fahri Kâinat Efendimiz ve O'nun kutlu soyunu Ehl-i Beyt'e, hürmet ve hizmetini, devlet mües-seseleri kurarak göstermiştir. Peygamber nesebine mensup Seyyid ve Şerifleri kaydederek; ihtiyaç ve hizmetlerini görmüş şecerelerini soy kütüklerine işlemek için, özel Nâkibü'l Eşraflık" müessesesi kurmuş başına Âl-i Beyt'e mensup "Nâkibü'l Eşraf" isimli bir memur atamıştır.

Peygamber nesline bağlı olduğunu belgeleyenlere, berat vergiden muaf tutmuştur. Seyyid ve Şeriflerin, huzur ve sükun içerisinde hayat sürmelerini amaçlamıştır. Osmanlı, Nâkibü'l Eşraflara hürmet ve ihtiramda çok ileri girmiştir pâdişahlara Eyüp Sultan Türbesindeki cülus merâsimlerinde onlar kılıç kuşattırmıştır., III. Ahmed, I. Mahmud ve III. Mustafa'ya, Şeyhülislâm ile beraber Nâkibü'l Eşraf kılıç kuşandırmıştır. Cüluslarda, Osmanlı Sultanına ilk önce, Nâkibü'l Eşraf bağlılığını arzedip duâ etmiştir. Savaşlarda pâdişahla beraber Nâkibü'l Eşraf da sefere katılıyor ve Hazreti Peygamber'in sancağı dibinde yürüyordu. Sancak-ı Şerif'in İstanbul'dan sefere çıkışında Nâkibü'l Eşraf ile Seyyid ve Şerifler, tekbir ve salavat getiriyorlardı.

ÂLİM SADRAZAM FÂZIL MUSTAFA PAŞA

Haziran 1680’de vezir olan Fâzıl Mustafa Paşa, 1683’te Niğbolu sancağı da verilerek Silistre vâlisi ve Lehistan serdarı oldu. veziriâzam Kara Mustafa Paşanın katli üzerine bu gözden düşerek aynı yıl serdarlıktan azlolundu Kendisine Azaz ve Kilis sancakları arpalık olarak verildi. 1684 te Sakız muhâfızlığına gönderilen Mustafa Paşa, 1686’da Boğaz muhâfızı olup, kapıkulu ocaklarının isyânı ve İstanbul’a hareketi ile sadâret kaymakamlığıyle İstanbul’a dâvet olundu (1687). Sultan Dördüncü Mehmed Hana karşı orduda bir isyan başladı Dördüncü Mehmed Han hal edilip yerine kardeşi İkinci Süleymân pâdişah yapıldı.veziriâzam olan Siyavuş Paşanın katline kadar, işler kayınbirâder Fâzıl Mustafa Paşanın elindeydi

yeniçeriler veziriâzamı ölümle tehdid ederek onu İstanbul’dan çıkarttılar. katli için Şeyhülislâmdan fetvâ istediler, Devletin kötü durumdan kurtulması için çâreler arayan Sultan İkinci Süleymân, Şeyhülislâmın tavsiyesiyle 1689’da Fâzıl Mustafa Paşayı veziriâzamlığa getirdi.Veziriâzamlığında önemli işler yapan Mustafa Paşa, ilk iş olarak bazı vergileri kaldırdı.Yeniçeri ağalığına Eginli Haseki Mehmed Ağa vâsıtasıyla yeniçeri ocağını ıslah edip,maaşlardan tasarruf etti. Bir kış boyu gerekli tedbirleri aldıktan sonra, Rumeli’yi Avusturyalılardan kurtararak Belgrad’ı geri aldı düşmanı Tuna ve Savadan attı. 1691’de Macaristan topraklarında Slankamendeki muhârebede şehid düştü, cesedi bulunamadı.

55 yaşında şehid olan Mustafa Paşanın veziriâzamlığı iki sene üç ay sürdü. Avusturya’ya düzenlediği ikinci seferde Sultan İkinci Süleymân vefât edip,  kardeşi Sultan İkinci Ahmed Han pâdişah olmuştu.Fâzıl Mustafa Paşa, açık sözlü, riyâdan hoşlanmazdı Cesur, atılgan ve son derece cömertti. İdâreyi ele alır almaz, hükûmeti ve orduyu işe yaramayanlardan der hal temizlemiş, Rumeli’de gayri müslimlerin ayaklanıp düşmana yardım etmelerinin sebebinin vergiler olduğunu görerek, hafifletmiş, ticârete serbest etmiş asâyişi temin etmiştir.İlme düşkün olan Fâzıl Mustafa Paşa, ulemâyı sever, ilimle meşgul olurdu. Hadiste ihtisas sâhibiydi. Konağı yanına yaptırdığı kütüphâneden birçok âlim ve muhaddisler istifâde ederdi.




SULTAN II. MURADIN OĞLU II. MEHMEDE ÖĞÜTLERİ

Ey sevgili oğlum insan oğlunda başkalarıyla münasebetler kurmaya yarayan bir akıl bulunmalıdır. İakıl, bütün saadet ve mutluluğun tükenmez kaynağıdır.Allah tarafından akıl verilen kimseler hiçbir vakit ne çocukluk, ne gençlik, ne olgunluk, ne de ihtiyarlık çağlarında her hangi bir şeyden ne etkilenmedikleri görülür. Hayatlarında sadece keder ve acının gevşeme ve tembellik bıraktığı sanılır.bunlar hayatlarının gençlik, yaşlılık gibi her devresinde, keder ve ıstırap tan kurtulamadıkları için huzura kavuşamazlar.Hayata doyum olmaz, az veya çok olması, onun kıymetini azaltmaz.Bir meyve ancak olgunlaştığı zaman güzelce yenir.insanların da gün görmüş, tecrübeler geçirmiş olanları her zaman tercihe şayandır.

Gençlik çağında duyulan zevk ve sefayı, ben uyuz hastalığına benzetirim. hastalığa tutulan, ancak kaşındığı zaman rahata kavuşur.Tabii ki böyle bir kaşınmada, daha da kötü bir duruma düşer. Kişioğlu gençlikte işlediği kabahatları , genellikle düşünüp taşınmadan işler. hatırlayınca, bu suçlar kişinin kalbine hançer gibi saplanır ve kişinin canını sıkar Gençliklerinde, doğru ve iyi yolda gidenler yaşlılıklarında hürmet ve ikram görürler Güç ve kuvvet iyidir. kuvvet aklın emrine verilmelidir. Âlemlerin yaratıcısı Yüce Allah, insanoğlunu dünyaya daimî göndermemiş, hayatın bitiminde ölümü tatmasını stemiştir.

Yüce Allah, insanoğluna dünyada, belli bir nefes ve rızık takdir etmiştir. Kimse ondan fazlasını alamaz.Beni sapasağlam ihtiyarlığa ulaştıran iki şeyi tecrübe etmiş âdet haline getirmişimdir. Bunlardan biri az yemek; diğeriyse yediklerimi sindirmek için gezip dolaşmaktır. Şunu iyi bilmeni isterimBig Grinünyada üç türlü insan vardır, biri; akıl ve fikirleriyle yerinde, geleceği az çok gören ve düşünen, anormallikleri olmayan kişilerdir. İkincisi; yolların doğru veya eğri olduğunu bilmekten uzak olan kimselerdir. Ama bu duruma kendi istekleriyle değil, çevre etkisiyle düşmüşlerdir. Nasihat edildiğinde kabul eder ve söz dinlerler.Üçüncüleri ne kendileri bir şeyden haberdardır ne de yapılan ikazlara, nasihatlere kulak asarlar. kendi arzularına uyar ve her şeyi bildiklerini sanırlar. Bunlar zavallıdır

.Ey oğul! Yüce Allah, seni ilk sırada saydığım kişiler arasında yaratmışsa sevinirim. İkinciler gibiysen, nasihatlere kulak vermeni tavsiye ederim. Sakın üçüncü gruba dahil olmayasın. Onlar ne Allah'a, ne de insanlara karşı iyi bir durumda değildirler. Padişahlar, elinde terazi tutmuş bir kimseye benzerler. padişah olunca teraziyi doğru tutmanı isterim. O zaman Yüce Allah da senin iyiliğini arzular. Her şey Allah'ın malumudur. Her şey sadece Allah Teâlâ tarafından bilinebilir."


HZ PEYGAMBER'IN SELÂMI

Sultan III. Osman'ın sadrazamı Hekimoğlu Ali Paşa zamanında bir tüccar iflas etmiş, eşi-dostu ona kapılarını kapamıştı rüyasında Peygamberimizi gördü Peygamberimiz Allahın makbul kulu Ali Paşa'ya selam götür buyurdu Ali Paşa adama Hz Peygamber ne söyledi ise tekrarla" dedi yedi defa tekrarlattı ve Ali Paşa Peygamberin her selamına 100 altın verdi 700 altınla adamı borçtan kurtardı efendimizin şeafaatine nail oldu


BU NE MÜFSİDANE TEKLİFDİR!

Devir, Hünkar Yavuz devridir Yavuz Öfkelidir ancak keyfe keder hükmetmez, ve zulmetmez hocaları zembilli Ali Efendi’nin ve İbni Kemal gibi alimlerden çekinir Zembilli Hoca, dünyevi kudret ve kuvvetlerden değil, sadece Allah’tan korkar gönül ve hukuk adamıdır. Sultanlar bile Zembilli Hocadan çekinirler korkulan ise hukuk ve adalettir Mercidabık Seferinde paraya ihtiyaç Defterdardarı Yavuz Hana Hünkarım! Şam’ın en zengin adamı vefat itdi. altı aylık bir oğlancuka akçe bıraktı. Çocuğun katlı, meblüğın el koyma ile hazineye kaydı hususunda, ferman Hünkarundur.” Yavuz Padişah yerinden fırladı müthiş bir öfke ile kükrüyor: “Bre! Bu ne müfsid bir tekliftir? Bilmez misin biz buralara ahaliye baskı ve zulüm yapmağa değil, ahaliyi baskı ve zulümden kurtarub rahat ittirmeğe geldük; ahalinin malını mülkünü müsadereye değil, daha fazla zengin itmeğe geldük; milletin huzurunu bozmağa değil, huzur kaynağı olmağa geldük!” Derin derin nefeslendikten sonra, ekliyor: “Müteveffaya rahmet, malına bereket, oğluna afiyet, gammaza lanet.”


Mercidabık Seferinde paraya ihtiyaç vardır Defterdardar Sultan Selime Şam’ın zengini vefat etdi akçaları altı aylık oğlancığa kaldı akçesine el koyalım Çocuğu katledelim ferman Hünkarundur. Diyince sultan müthiş bir öfke ile kükredi Bre! Bu ne müfsid tekliftir? Bilmez misin biz ahaliyi zulümden kurtarıp rahata erdirmeğe geldik ahaliyi zengin etmeğe geldük; millete huzur olmaya geldik!” “Müteveffaya rahmet, malına bereket, oğluna afiyet, gammaza lanet.”

Yavuz Sultan Selim zulmetmez dünyevi kudret ve kuvvetden değil, sadece Allah’tan korkar gönül ve hukuk adamıdır. Seferde Defterdardar Yavuz Hana Şam’ın en zengini vefat etdi. paraya hazine adına el koyalım diyince Hünkar müthiş öfkelenir ve şu cevabı verir“Bre! Bu ne müfsid bir tekliftir? biz ahaliye baskı ve zulüme değil, zulümden kurtarmaya geldik; huzur bozmaya değil, huzur kaynağı olmağa geldik!”
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.