You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kâtip
Kısmet Kervanı
Bir kardeşimin isteği üzerine, önceden kaleme almış olduğum deneme roman çalışmasının bir bölümünü sizlerle paylaşıyorum. Umarım beğenirsiniz.


-------------------------------------------------------------------------

I. Gölgeye uyanmak




*



Turuncu perdelerin arkasında gün ışığı süzülüyordu. Ortamdaki antika eşyalar odayı bir hayli yorgun gösteriyordu. Kanepeler, biçimsiz duvardaki tablolar, eğik ve simetrisi bozuk bir yığın asma çiçekler... Küf kokusunun hâkim olduğu halının deseni ile tavanda dönen pervâne sanki birbirlerine aşklarını îlan ediyorlardı. Pervâne usanmadan dönüyor, halı ise havaya karıştırdığı tozlar ile ona eşlik ediyor gibiydi.

Dışarıda yangın varmışcasına ötüşen kuşlar ve arı gibi vızıldayan arabaların uğultusunda açılan bir çift göz. Dağınık, grimsi saçlar, yumru elmacık kemikleri ve çatlamış parmak uçlarıyla kuru bir deri. Yatağın hemen kenarında dörtte üçü bitirilmiş içki şişesi, yanında bir tabut misali sigara paketi ve hemen onun yanında bir imam gibi dimdik duran çakmak...

Yağmurdan kalma adam yatağında usulca doğruldu. Divanın yayları büyük bir merasimle karşıladı bu hareketi. Midesi kusmak istedi. Beyni bir arı kovanı gibi uğulduyordu. Damarlarında dolaşan kan artık tavafı kesmişti.

Sevmedi, sevemedi bir türlü bu hayatı. Daha doğrusu ona sunulan seçimi ve alnına yazılan yazıyı. İmtihanı büyüktü ve nasip deryasının içinde pek de iyi manzarada sayılmazdı.

Banyo süngerine dönmüş terliklerini giydi ve lavaboya yürüdü. Kireç taşına dönmüş aynaya baktı. Gözleri sisliydi. Göz bebekleri yüksek bir dağın başı gibi dumanlı gözüküyordu. Sağ avucunun içiyle aynadaki buğuyu sildi. Gözlerini ovuşturdu ve bir daha baktı. Arkasındaki duvarda zamanı gösteren âlet ona pis pis sırıtıyordu. Saat 12'yi geçmişti...


* *



Bir haftadır giydiği gömleğini giydi yeniden. Rûhu o kadar bitkindi ki yeniden dilenmeye çıkmayı hiç istemiyordu. Yamalı pantolonunu giydi sonra. Ardından delik deşik ceketini. Hava soğuktu Üstüne bir de palto aldı. Onun da diğerlerinden farkı yoktu.

İç kapının önünde yan yana bırakılmış iki ped şişeyi andıran ayakkabıları onu bekliyordu. Onları giydi ve dış kapıyı araladı. Bir kaç kar tanesi içeri sıvıştı hemen. Soğuk bile dışarıda üşümüş gibiydi. Ellerini okşadı ve iki avucunu burnuna götürdü. Yine çetin bir direniş onu bekliyordu...

İnsanlar hep aynıydı. Hepsi ayrı bir dertte, hep aynı nankörlükte. Rutin olan yargılardı, Ah.. o ön yargılar... Yardımsever olmak parayla değildi belki ama zamanın içinde körelmiş vicdanlara bunu anlatmak bir hayli zordu. Kimin kimi sevdiği ve ne için sevdiği az çok belliydi; Ya para ya menfaat.

Her zaman ki köşesine çöktü. Rüzgârla birlikte kar tanelerine eşlik eden bir kaç gazete parçası hışırdadı. Hava bu sefer daha da zâlimdi. Alınan her nefes keskin bir bıçak gibi ciğerleri parselliyordu. Mendilini önüne yaydı ve kalıplaşmış monoton cümleleri nakaratlar hâlinde mırıldanmaya başladı. Mükerrer olan bir şey daha vardı; Onu hâlâ seviyordu...


* * *


Uyandığında öğlen olmuştu. Bitkin bir şekilde gözlerini ovaladı. Saçlarını topladı ve yataktan kalktı. İhtiyacını giderdikten sonra ellerini yıkadı. Kahvaltısını etti, dişlerini fırçaladı. Aşk ona büyük bir oyun oynamıştı ya da halen oynuyordu. Yüreğine dur diyemiyor, duygularını susturamıyordu. Yalnızlık farklı bir sanattı belki, fakat aşk bambaşka bir şeydi.

Neleri kaybettiğini, neleri kazandığını bilmeden yaşamaya devam ediyordu. Okulunu bitirmişti ama henüz kendine bir iş bulamamıştı. Boş durmak can sıkıcıydı, parasızlık da. Babasından aldığı harçlıklar bir yere kadardı ve artık gerek yalnız başına gerek bir hayat arkadaşı ile düzenini kurmalıydı. İnsan bahtına ne çıkarsa çıksın kaderini yaşıyordu.

Telefonunu eline aldı. Mesaj da, çağrı da yoktu. İnternete bağlandı ve Facebook'unu kontrol etti. En son gelen mesaj yine sevdiğinden değildi. En son yine onu çok seven kişi mesaj atmıştı; onun hiç sevemediği ve şans tanıyamadığı. Çünkü kendisi başkasını seviyordu ve muhtemelen bu imtihan bir hayli uzun sürecekti. İşin tuhaf tarafı, sevdiği ve sevildiği kişiler birbirlerinin çocukluk arkadaşlarıydı. Doğru, bu da kaderdi...

Pencereye yaklaştı ve kırk yıldan daha fazla hatırı olan kahverengi gözleriyle dışarısını süzdü. Her şey aynıydı, her şey yerli yerindeydi. Hayat ona yeni şeyler hazırlamamıştı. Dahası hazırlamaya da hiç niyeti yok gibi duruyordu. Eline roman kitabını aldı ve kaldığı yerden okumaya devam etti. Sayfanın ilk satırı tüylerini diken diken etti:

''Aşk bekleyince muhteşemdir, Kavuşamayınca ya da. Sevmek belki de ıstıraptı şu fâni dünyada''

* * * *

Bugünün hâsılatı yine diğer günlerden farksızdı. Gerçi Allah yine bereketini verecekti. Erik taneleri büyüklüğündeki bozuk paraları mendiline sardı ve cebine koydu. Uyuşmuş dizlerinin üzerinde doğruldu. Hava, soğuk inadını devam ettiriyordu. Yamalı paltosuna gömüldü ve evinin yolunu tuttu. Yapacak bir şey yoktu; Karnının doyurabildiği kadarını doyuracak, Yine duş almadan yatacaktı. Evde sular kesikti. Zaten kesik olmamasını da beklemiyordu.

Dış kapının paspasında mışıl mışıl uyuyan kedi, dilenci adamın ayak seslerini işitince önce gözlerini, daha sonra ağzını bir karış açıp, ön ayaklarını da ileriye doğru uzatarak esnedi. Evin evcil kedisi, beyaz karların üzerindeki kahverengi paspasta kamufle olmuş gibiydi. Kahverengi tüyleri sebebiyle o da paspasın bir parçası gibi duruyordu. Hemen kalkıp dilencinin bacaklarına sıvıştı. Kafasının arka tarafını, adamın yırtık paçalarına sürttü. Dilenci kendi karnını zor doyururken, onu beslemesi beklenemezdi. Zaten hayvan da bundan bihaber değildi. Karşı evin çöp kutusu onu yeterince tatmin ediyordu.

* * * * *

Kışın gezmesi kendisine pek hoş gelmiyordu. Yazın daha çok yapılabilecek şeyler vardı. Evde oturmak da bir yere kadardı. Gönlünün huzursuzluğunu gidermek için nefsini salması işine geliyordu. Mâdem sevgisi değer görmüyordu, o zaman gönlüne değil, nefsine uyması gerektiğini düşünüyordu. Tabi ki genç adam yanlış yapıyordu. Hayat bir imtihandı ve herkesin her istediği olmuyordu.

Birikmiş biraz parası vardı. Hemen internete girdi ve Escort numaralarını taramaya başladı. Sonra eline telefonu aldı ve bir kaçını aradı. Üçüncü aradığı kendisine mesafe olarak en yakınıydı ve bu yüzden uygun gelmişti. Akşama randevu aldı ve belirtilen adrese gitmek için hazırlığa koyuldu.

Önce duş aldı, ardından dişlerini fırçaladı. Bu sırada onu şarjda bekleyen telefonunu fişten çekti. Üstünü giyindi ve kapıyı kilitleyip günaha doğru yola çıktı. Bilse yapmazdı. Gerçi biliyordu da. Ama şuan nefsi yüreğine baskın geliyordu.

Yaklaşık 10 dakikadır yoldaydı. Halk otobüsü ile gidiyordu. Muhtemelen 10-15 km yol kat etmişti. Verilen adresin olduğu sokağa geldi. Otobüsten indiğinde avuçlarını ısıttı. Gencin içi yanıyordu ama hava onunla hemfikir değildi.

Belirtilen evi buldu. Kapı nosuna bir kez daha baktı. Doğruydu. Cepten bir kez daha arama gereği hissetmeden zili çaldı. Kapı ilk çalışta açıldı. Gencin gırtlağı bir asansör gibi aşağı yukarı gidip geldi. Karşında sarı saçlı, yaklaşık 1.80 boyunda, üzerinde hemen hemen hiçbir şey olmayan bir şeytan duruyordu. Boynuzları yoktu ama o tam bir şeytandı!


* * * * * *


Bir tam ekmek, yarım kalıp peynir ve birkaç adet zeytin tanesi... Dilencinin sofrası bunlardan ibaretti. En son bir bardak suyu midesine indirdi. Ellerini semâya kaldırdı ve şükür etti. Çünkü o biliyordu; Beterin beteri her zaman vardı.

Şişenin dibinde kalan az miktar suyla ağzını çalkalayacak durumda değildi. Zîra o suyla sabaha kadar idâre etmesi gerekiyordu. Cebinde son bir kuruş dahi kalmamıştı. Şişenin dibindeki suya uzun uzun baktı. Gözleri dalmıştı. Beyninin kireçli koridorlarındaki düşünceler, akıl hastaları gibi bir sağa bir sola savruluyordu. Onun da nefsi vardı. Hem de ondan daha diriydi. Ama dilenci adamın yüreği, iki kaş arasından gelen hiçbir emre itaat etmiyordu. Çünkü onun kalbinde îman gizliydi.

Dilencinin gözleri sonradan masanın üzerine yaydığı gazetedeki bir yazıya takıldı. Manşette eşini ve çocuklarını öldürüp sonra da intihar eden bir adamın haberi vardı. Dilenci gözlerini kapadı ve tebessüm etti. En azından evli ve çocuklu değildi. Son nefesine kadar bir tek kendi vücuduna bakmakla yükümlü olması, onu tekrardan şükür deryasına itti.


II. Karşılaşma



Eve dönerken işlediği günahın semeresini nasıl ödeyeceğini düşünüyordu. Elbet bunu, o günahı işlemeden evvel düşünmeliydi. Gerçi bu kulvarda yaptığı ilk günah da değildi bu. Sıkıntı bastı, gömleğinin yaka düğmesini açtı ve nemlenmiş alnını sol elinin tersiyle sildi. Şeytanın parfüm kokusu halen üzerinde cirit atıyordu.

*

Sorunsuz bir uykudan sonra yine yüzünü yıkayamadan üstünü giyip dışarı çıktı. Hava biraz yumuşamış gözüküyordu. Yine de ellerini cebinden çıkarmadan, mâlikânesi olan köşe başındaki çöp konteynerına doğru adımlarını sürdürdü. Bu sefer evine yakın bir yerde dilenecekti. Yeterince yorgundu, halsizdi.

Çöp konteynerinin yanında bulduğu bir kaç kartonu altına serdi ve klasik bağdaş pozisyonunda elini açarak dilenmeye başladı. Sokak bu sefer eskisinden de sessiz ve sâkindi. Hâsılat sözcüğü içinden kıkır kıkır gülüyor gibiydi. Fakat umutsuzluğa yer yoktu. Nefesler tükenmediği sürece rızık her dâim vardı, var olacaktı.

Ana cadde tarafından gelen bir genci fark etti. Bir kaç adım sonra dilenci adamın önünden geçecekti. Üzerinde gri bir palto ve altında parlağa yakın mavi bir kot pantolon vardı. Genç tam dilencinin hizasından geçerken yüzünü dilenciye doğru çevirdi. Dilencinin elleri aynı şekilde duruyordu ama bu sefer ağzı da açık bir şekilde ellerine eşlik etmekteydi. Gencin de yüzü pek farklı sayılmazdı. Onun da sîmâsında şaşkınlık ifâdesi alenen belli oluyordu.

Hayat, ikisini ummadık bir zamanda karşılaştırmıştı. Biri emekli bir Hayat Bilgisi öğretmeni, diğeri ise onun 4-5 senelik öğrencisiydi.


...........
Bunu ilk beğenen sen ol.
pejmurde
RE: Kısmet Kervanı
Telden Baglanıyorum Şuan Gozluklerimde Ofiste Kaldı Gözlerime Guvenemedigimden Yarin Okuyacağım İnşallah ..: )
Bunu ilk beğenen sen ol.
-İKRA-
RE: Kısmet Kervanı
Şaşırtıcı, etkileyici ; güçlü ifadelerle anlatılan, hayatın içinden kareler...Elinize sağlık.
Yazılarınızda dilencilerin, belki en alttakilerin durumuna özellikle değiniyorsunuz galiba değil mi? Realizm fazlaca göze çarpıyor.
Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.