Kentimin sokakları soğuğa teslim olmuş. Issız bir sükût…
Lambaların loş ışığı altında ki kaldırımlar SESSİZ, KİMSESİZ…
Simsiyah bulutların içinde alımlı ve muhteşem görünümlü ay bile yalnız…
Soğuk ve yalnızlık; biribirine yakışan iki kavram…
Hayatımızın somut bi göstergesi midir soğuk ve sıcak…
Güneş boncuk boncuk terletirken şimdi ayaz üşütüyor…
Sıcacık dostlarımızın yokluğunda üşüdüğümüz gibi…
Onların yokluğunda daha doğrusu onları kaybettiğimiz zaman donduğumuz, donakaldığımız gibi… Sevdiklerimizi kaybettiğimizde üşümemek için hiç sevmemek mi lazım?
Bu imkansız olsa gerek…
O zaman kaybetmeyi göze alarak sevmek!
Ya da ebediyette beklediğimiz bir dostluğu seçip, BAKİ YAR’ı tercih etmek…
Bir alim yolda giderken gözyaşları içinde kederle ah’lanan birine rastlamış. Adam öylesine ağlıyormuş ki sormadan geçememiş.
”Ne oldu?” demiş müşfik sesiyle… “Ne oldu sana?”
Adam kederli gözlerini kaldırıp alime bakmış bir ‘Ahh!’ çekerek cevap vermiş…
“Çok sevdiğim dostum bugün vefat etti..” Hıçkırarak devam etmiş…
“Kaybettim onu!”
Alim gözlerini semaya kaldırıp cevap vermiş… Sözleri manidarmış..
“Peki sen neden BAKİ OLANI dost edinmedin ki!”
Fani diyar…
Daha gözlerini yummadan hayata,
Ve elveda demeden fani diyara,
El sallıyorsun en değerli dosta,
Biliyorum var herşeyde bir nokta!
Ve sonunda bir siluet kalacak hatıralarla başbaşa….
..Alıntı..
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...