Ne vakte kadar duracaksın dedi; kıyamet kopuncaya dek dedim. Ne vakte kadar coşacaksın dedi; kıyamet kopuncaya dek dedim.
Aşk davasına girdim antlar içtim; aşk yüzünden malımı, mülkümü, adımı, sanımı yitirdim diye yeminler ettim. Davaya tanık ister hâkim dedi; tanığım gözyaşı dedim, yüzümün sarılığı da dâvamın doğruluğuna delil.
Dedi ki tanığın tanıklığı makbul değil; gözüne gelince: o zaten edepli, terbiyeli değil ki, kötülüklere bulanmış biri. Adaletin yüceliğine andolsun ki dedim, ikisi de âdildir, ikisi de suçsuz.
Gelirken dedi, kim yoldaşın? Hayalin dedim, padişahım hayalin! Peki, dedi ‘Kim çağırdı seni buraya?’… Kadehinin kokusu dedim.
Ne niyettesin dedi; vefa etmek, dostluk etmek isterim dedim. Benden ne istersin dedi; herkese, her şeye gösterdiğin lütfu isterim dedim.
Neresi daha güzel, neresi daha hoş diye sordu; Kayserin köşkü dedim. Ne gördün orada dedi; yüzlerce kerem dedim, yüzlerce lütuf.
Yol neden bomboş dedi; yol kesenin kokusundan dedim. Kimdir yolu kesen dedi; şu kınanma, yerilme dedim.
Emin yer neresi dedi; zahitlik çekinmek dedim. Zahitlik dediğin nedir dedi; esenlik yolu dedim.
Âfet nerede diye sordu; aşkının civarında dedim. Orada ne âlemdesin sen dedi; dosdoğruyum dedim.
Sus, eğer onun esprilerini söylersem kendinden geçersin ve ne kapı kalır, ne damın!”
[Divan-ıKebir - Rumi ]