You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
19. İşte böylece kendi aralarında soruştursunlar diye onları uyandırdık. Ardından içlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya bir günün birazı kaldık" dediler. Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilendir. Şimdi siz, birinizi bu gümüş paranız ile şehre gönderin de baksın; hangi yemeği daha temiz bulursa ondan size bir rızık getirsin. Dikkatlice hareket etsin ve sakın sizi kimseye fark ettirmesin.

Ayet İslam âlimlerince; aynı şehirden kaçan Ashabı kehf’in kendi arasında geçen konuşma olarak manalandırılmış ve aralarından yaşça büyük olan kişinin konuştuğu ifade edilmiştir.
Benim algım ise iki zümreden, iki farklı şehirden, iki farklı dinden oluştuğu şeklinde. Bu ayette de buna ait ipuçları var. İki zümre Musevi Müslümanları ve Hıristiyan Müslümanları olarak düşünülmektedir.

Hıristiyan Müslümanlarından (Ashab-ı Kehf'ten) biri "Ne kadar kaldınız?" diye sordu.
Musevi Müslümanları (Rakim Ashabı) "Bir gün veya bir günün birazı kaldık" dediler.
Hıristiyan Müslümanları; "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilendir. Şimdi siz, birinizi bu gümüş paranız ile şehre gönderin de baksın; hangi yemeği daha temiz bulursa ondan size bir rızık getirsin. Dikkatlice hareket etsin ve sakın sizi kimseye fark ettirmesin.” diye karşılık verdi. Bu ayet “Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı …” Şeklindedir. Bundan dolayı Hıristiyan topluluğun birden fazla kişiden oluştuğu düşünülmektedir.

Bu ayet bizim bu topluluğu algılamamızda önemli ipuçları taşımaktadır. Konuşan Hıristiyan Müslümanlarında sağlam bir eğitim var. Peygamber sahabesi veya asgari tabiinden olmaları olasıdır. Konuşmalar sağlam bir inancı yansıtmaktadır. Belki kendilerine bazı şeyler daha önce söylenmiş de olabilir. Veyahut ta Peygamber tarafından bu işle özellikle görevlendirmiş de olabilir. Veya daha önce başlarına benzer bir olay gelmiş de olabilir. Yani daha önce Hıristiyan Müslümanları bir gün uyudukları halde, çok uzun bir süre uyuduklarının farkına varmış olabilirler. Musevi Müslümanlarıyla beraber uyudukları bir günü de değerlendirirken, ihtiyatla yaklaşıyor olabilirler.

“Şimdi siz, birinizi bu gümüş paranız ile şehre gönderin de baksın;” ayetinde konuşan kişinin mevzuya kendisini katmadığı görülmektedir. Aynı gurup içinde olsa “haydi içimizden birini gönderelim de baksın” demesi daha mantıklı olurdu. Bir ilginç taraf da Gümüş para tanımlamasıdır. Sanki bir şeyler biliyor. Çünkü hikayede gümüş para kilit öneme haiz. Belki takas usulü yiyecek alsalar hiç belli olmayacaklardı. Belki Musevi Müslümanları onlardan, gümüş parayı göstererek yiyecek satın almak istediler. Konuşma bundan sonra bu şekle bürünmüş de olabilir.

“Hangi yemeği daha temiz bulursa ondan size bir rızık getirsin.” ayetinde yine mevzuya kendisini katmıyor. Bir önemli nokta daha var ki, size yiyecek temin etsin demiyor. Size yemeklerin en temizini bulup, getirsin diyor. Yani bulabilirse şeriata uygun yemek bulup, getirsin. Putlara adanmış, yemesi haram olan şeylerden getirmesin. Buradan da konuşan zatın sağlam imanı yanında şeriat bilgisinin de sağlam olduğu, Musevi gençleri bu yönüyle uyardığı anlaşılmaktadır. Öngörüm doğruysa, Hıristiyanlarda da yiyecek anlamında Helal-Haram kavramının olduğu görülmektedir. Yani vücuda giren helal, çıkan haramdır diye bir genelleme, Hıristiyan inanışı bakımından da yanlış olabilir.

“Dikkatlice hareket etsin ve sakın sizi kimseye fark ettirmesin.” ayetinde yine mevzuya kendini katmıyor. Bu ayetten konuşan kişinin aklıselim sahibi, pek akıllı ve ihtiyatlı biri olduğu anlaşılmaktadır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
20. "Çünkü onlar, sizi ele geçirirlerse sizi ya taşlarlar yahut kendi dinlerine döndürürler. O takdirde ebediyen iflah olmazsınız."

Bu ayette de aynı kişi konuşmaya devam ettiği, yine olaya kendisini dahil etmediği düşünülmektedir. Ayette önemli bir husus da ele geçirilmeleri halinde başlarına ne geleceğinin anlatılmasıdır. Bu konuşan kişinin aynı zamanda, çağın beşeri hukukundan haberdar olduğunu ifade etmektedir.

Olaya tersinden bakarsak Musevi Müslümanların bu konuda bilgisi olmamasına rağmen, konuşan kişi bu konuda çok örnek görmüş olabilir. Musevi Müslümanlarının başlarına ne geleceğini bilmemeleri normal olabilir. Her ne kadar şehir hayatı sürüp, zengin sayılabilecek bir zümreye tabi olsalar da kavimlerinde bu tip bir olay daha önce yaşanmamış veya bu gençler böyle bir olaya hayatlarında hiç rastlamamış olabilirler.

Taşlama ile ölüm genelde din değiştirme cezası olarak uygulanmıştır. Konuşan kişinin Roma hukukundan haberdar olması mevzu bahis olabilir. Ayetin sonu yine hikmetli bir söz, bir uyarı ile bitmektedir. Yani ya Dünya hayatınız elinizden gider, ya da Ahiret hayatınız denmektedir.

21. Böylece bulunmalarını sağladık ki, Allah'ın vadinin gerçek olduğunu ve kıyametin kopacağında asla şüphe bulunmadığını bilsinler. Hani onlar kendi meselelerini aralarında tartışıyorlardı. Bunun üzerine: "Üzerlerine bir bina yapın" demişlerdi. Rableri onları daha iyi bilendir. Onların işine galip gelen kimseler İse: "Mutlaka biz, yanlarında bir mescit edineceğiz" dediler.

Bu ayet İslam âlimlerince; şehir halkının Müslüman olduğu, onların içinde bulundukları yeniden dirilme konusunun açıklığa kavuşması için Allahın (c.c.), Ashabı Kehf’i bilinir hale getirdiği şeklinde yorumlanmıştır. Ben şehir halkının Müslüman olması hususunda derim ki; İnşallah öyledirler ama Rabbimiz onları daha iyi bilendir.

Ashabı Kehf’in tamamının onlara gözüktüğü ve sonrasında öldükleri de söylenmiştir. Benim görüşüm ki İnşallah yanlıştır; şehir halkının kahir ekseriyetinin kâfir oldu şeklindedir. Alimlerin onları Müslüman olarak tanımlaması hüsnü zandır ve aslolan, Müslüman’a yakışan da budur. Benim onlar hakkındaki sui zannım, Ashabı Kehf’in ve Rakim ashabının onlara görünmediğini düşünmem sebebiyledir.

Dokuz yıl (on beş yıl da denir) önce yaşanılan olay şehir halkının kafasını karıştırmış ve bu konu uzun süre tartışılmış olabilir. Onları gören kişinin, ruhlarını gördüğü, beden olarak kalmalarının mümkün olmadığı, yoksa aralarına dönüp kendilerini gösterecekleri veya mağarada görünecekleri savı ileri sürülmüş olabilir. Bu ayet insanların bu olaya referans vererek yaptıkları değerlendirmenin yanlışlığını, mevzu kavme gösteriyor olabilir.

Zannım odur ki; Rakim Ashabından gördükleri genç dışında kimseyi görememişler, daha sonra mağaraya girdiklerinde de hiç kimseyi bulamamışlar veyahut ta mağaranın geniş avlusuna ulaşamamışlardır. Bu durum aralarında tartışmaya sebep olmuş, bazıları ins midir? Cin midir? diye tartışmaya koyulmuştur. Yıllar önce mağaranın girişinde buldukları Genç yiğitlerin kitabesi olmasa, belki de hiç inanmayacakları bir durumla karşı karşıya kaldılar. “Rableri onları daha iyi bilendir,” cümlesi, Ashabı Kehf’in, Rakim Ashabının ve onların hikayesinin tamamına vakıf olamadıkları izlenimi edinmeme sebep olmuştur.

Aralarında tartışmaya girmiş olmaları, aralarında hüküm sahibi kuvvetli bir kralın olmadığına, belki vali veya bölgesel bir kralın olduğuna işaret ediyor olabilir. Tartışmadan galip çıkan kesim yanlarında bir mescit edinmeyi düşündüler.


22. "Sayıları üçtür, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. "Beştir, altıncıları köpekleridir" de diyecekler. Bu, gaybı taşlamaktır. "Yedidir, sekizincileri köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını en iyi bilendir. Onları pek az kimseden başkası bilemez." O halde bunlar hakkında zahir olan şeyden başkası ile mücadele etme! Bunlara dair onlardan kimseye bir şey sorma!

Ayet İslam alimlerince üç veya beş kişi olmalarının mümkün olmadığı, yedi kişi olabilecekleri şeklinde yorumlanmıştır. Sayı bilgisinin Allaha (c.c.) ait olduğu ve pek az kişinin bunu bildiğine atfen de gerçek saylarının yedi olmadığı da söylenmiştir. Ashabı Kiramdan İbni Abbas kendini bu az sayıdaki insandan sayarak onların yedi kişi olduklarını söylemiştir.

Zannımca Ashabı Kehf yedi kişiden çok fazladır. Yedi kişi olan Rakim ashabıdır. Mağara arkadaşlarının bir bölümüdür ve mağara arkadaşı da zaten bu durum yüzünden meydana gelmektedir.

Ben bu ayeti; Üç ve beş kişi diyenler hiçbir bilgiye dayanmaksızın bunu söylemekteler. Yedi kişiler, sekizincileri köpekleridir diyenler de bunu bir bilgiye, bir belgeye dayanarak söylerler ama o da doğru değildir. Sayılarını Allah (c.c.) bilir, insanlardan pek azı onların sayıları hakkında bilgi sahibidir, şeklinde algıladım.
Ayrıca ayet, ehli kitabın sahip olduğu bilgilerin yanlış ve/veya yalan ile dolu olduğunu ifade etmektedir.


23. Hiç bir şey hakkında sakın: "Ben bunu mutlaka yarın yapacağım" deme.
24. Meğer ki Allah dilemiş ola. Unuttuğun zaman Rabbini an ve: "Umulur ki Rabbim beni bundan doğruya daha yakın olana erdirir" de.


Ayetin nüzulünün gecikmesi, Hz. Peygamberin (sav) İnşallah dememesi yüzünden olduğu ve Allahın (c.c.) bu ayetlerle hem Peygamberini (sav) hem de Müslümanları eğitip, kemale erdirdiği söylenmektedir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
25. Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kaldılar, (buna) dokuz (yıl) daha kattılar.
26. De ki: "Allah ne kadar kaldıklarını en iyi bilendir. Göklerin ve yerin gaybı yalnız O'nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! Bunların O'ndan başka hiç bir velileri yoktur. O, kimseyi hükmüne ortak yapmaz."


Ayette üç yüzyıl kaldıkları ve dokuz daha kattıkları ifade edilmektedir. İslam alimlerinden bazıları takip eden ayeti referans vererek, nasıl ki sayıları bilinemez ise, uyudukları süre de bilinemez, bu Yahudilerin uyuduklarını iddia ettikleri süredir demişlerdir.

Alimlerin büyük kısmı onların uyudukları süreyi 309 kameri, 300 güneş yılı olarak Allahın (c.c.) haber verdiğini kabul etmişlerdir. Ayette geçen dokuz, yıl olarak belirtilmemiş bu yönüyle saklı olarak bırakılmıştır.

Benim algım da Allahın (c.c.) uyudukları süreyi söylediği şeklindedir. Gerekçe itibariyle cümle bittiğinde ayet de bitmiştir. Sayılarının bilinmezliğini anlatan ayette durum bu değildir. Bilinemezliği söyleninceye dek diğer ayete geçilmemiştir. Fakat burada bağımsız bir ayet olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada peşinden gelen ayeti, bu konuda sana muhalefet ettiklerine veya edeceklerine bakma, doğru budur şeklinde algıladım.

Bazı Alimlerin ayeti okurken başına “dediler ki” kelimesini eklemesini de yadırgadım. Bu ancak Peygamber Efendimizin (sav) açıkça bu durumu bildirmesi ile olabilecek bir şeydir. Ashabının kahir ekseriyetinin de bu şekilde okuması durumunda bir anlam ifade eder. Aksi takdirde Ayet’in, bilgi doğru olsa bile, beşeri bir formata dönme riski vardır. Yani, Kur’an-ı Kerim ayeti olmaktan çıkma ihtimali olabilir. Bu okunuş farkı değil, eklemedir.

Çünkü “Hamd, kuluna Kitabı indiren ve onda hiç bir eğrilik koymayan Allah'a dır ki, O, dosdoğru bir Kitaptır.” (kehf 1-2) “Bizim Önümüzdeki, arkamızdaki ve bu ikisinin arasındaki her şey yalnız O'nundur. Rabbin unutkan değildir” (Meryem 64).
Yani Kuran’daki her fazla gözükenin ve her eksik gözükenin bir sebebi vardır. Mesela dokuza yıl eklenmemiştir. Bu eksiklik değildir. Biz anlamasak da bir hikmeti vardır. Yani eksiklik bizim ilmimizdedir. Halbuki bazı meallerde yıl kelimesi parantez ile verilecek yerde, dokuza eklenmiştir. Bu bile yanlış bir uygulamadır.

Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kaldılar,
Mağarada kalanlar kim? Rakim Ashabı ve Ashabı Kehf.
(buna) Dokuz (yıl) daha kattılar.
Dokuz daha katan kim? Rakim Ashabı ve Ashabı kehf.
Burada Yahudilere referans olabilecek bir zamir yok. Belli ki uyuyanların süresi Allah (c.c.) tarafından ifade edilmektedir. Dokuz, yıl olarak rağbet görmüşse de yıl anlamına geldiği gibi başka anlamlara da gelebilir.

Alimler ayet başında yıl söylendiği için dokuz da yıl olarak alınmalıdır demişlerdir. İslam alimlerinin büyük çoğunluğu bunu yıl olarak kabul eder ve 9 un mahiyetini öğrenmeye ve açıklamaya çalışırlar. Ashabı Kiramdan pek çok insan da bu mahiyette görüş belirtmişlerdir. Söz Yahudilere ait olsa durum bu olmazdı.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
Neden yıl tabiri kullanılmadı? Neden 309 yıl toplam olarak söylenmedi?
Bunun üzerinde biraz kafa yoralım İnşallah Allahın (c.c.) ayetlerinden bir ayet daha buluruz.

Bütün semavi dinlerde yıl hesabı Ay hareketlerine dayanır. Allah (c.c.), Dünyanın ay ve yıl saatini Ay’a bağlamış ve insanlar da mevsim değiştirmelerine rağmen ay takvimini kullanmaya devam etmişlerdir. Yahudiler kameri ve güneş takvimini birleştirmiş (Sümerlilerden almış), bazı kameri yılları 13 ay yaparak tuhaf bir sistem oluşturmuşlardır. Hıristiyanlar takvim geliştirmeyip, Yahudilerin kullandığı takvimden hangi ayda olduklarını öğrenmeye çalışmışlardır. Sonra bakmışlar olacak gibi değil, 13 ay sistemi ayların isimlerini karıştırıyor onlar da MS 325 yıllarında Jülien takvimine geçmişlerdir.

Jülien takvimi MÖ 45 yıllarında Romalılar tarafından geliştirilmiş, güneşi esas alan bir takvim çeşididir. Bir yıl 365 gün 6 saat olarak kabul edilir ve dördüncü yılda şubat ayına bir gün eklenerek 366 gün sayılır. Bu takvim daha sonra MS 1580’li yıllarda Papa tarafından revize edilmiş ve bugünkü halini alarak gregoryen takvimi olarak adlandırılmıştır. İznik konsülünde tespit edilen ekinoks baz alınarak Julien takvimine 10 gün eklenmiştir. Bazı Ortodoks ve Ermeni kiliseleri bu değişikliği kabul etmemiş ve uzun süre Jülien takvimini kullanmaya devam etmişlerdir.

Cevabını aramaya çalışacağım sorular;
Neden 309 yıl değil de, 300 yıl + 9 ?
Neden 300 yıl + 9 yıl değil de, 300 yıl + 9 ?

Kimi tefsir alimi de şöyle demektedir: Yüce Allah: "(Buna) dokuz daha kattılar" diye buyurunca, insanlar bu dokuzun saat mi, gün mü, hafta mı, ay mı, yıl mı olduğunu bilemediler. İsrail oğulları da buna göre görüş ayrılığına düştüler. Yüce Allah da bu dokuz hususunda bilginin kendisine havale edilmesini emretmektedir. Buna göre buradaki "dokuz"un ne olduğu muhkem (müteşabih) bırakılmıştır. Arap dilinin zahirinden anlaşılan ise, bu dokuzun yıl olduğudur.

Öncelikle Alimlerin çoğunluğunun kabul ettiği şekliyle yani 300yıl+9 yıl olduğunu baz alarak ayeti anlamaya çalışalım. Ki böyle anlaşılması son derece doğaldır. 300 yıla eklenen 9’unda yıl olması dilbilgisi kuralları içinde akla yatkındır.
Bir diğer mevzu; neden kattık kelimesi kullanılmamıştır da “kattılar” kelimesi kullanılmıştır?
Kur’an-ı Kerim’in her bir cümlesi değil her bir kelimesi bir ayet galiba. Belki her bir harfi bir ayettir de biz ona ulaşacak kadar ilim sahibi değiliz. Kattılar kelimesi, bazı ilim adamlarının aklını karıştırmış olabilir. Dokuz yıl da uyutan Allah (c.c.). Kattık denmesi gerekirdi diye düşünüp, zorlama ile bu cümlenin ehli kitaba ait olduğunu savunmuş olabilirler. Bu halde veriliyor olmasının başka sebebi, hikmeti olamaz mı? Aklımızda bulunsun, ileride inceleyelim İnşallah.

Bu 309 kameri yıl neden ayrı yazılmıştır sorusunu cevabını arayalım, İnşallah Allah (c.c.) bizi doğruya ulaştırır.
Benim kanaatim; ayrı yazılmasının sebebi hikayedeki aslında önemli olan bir detay yüzünden olabilir. Şöyle ki; onlar mağarada uyumaya başladıklarında peşlerinden hükümdar gelmiş fakat onlara ulaşamamıştı. Onlar hiçbir yardım almadan orada açlıktan ve susuzluktan ölsünler diye mağaranın girişi taşlarla kapatılmıştı. Şehirdeki az Müslümanlardan birkaçı onlar için bir kitabe hazırlayıp, mağaranın içine veya duvarın içine bunu saklamışlardı.

Hikayede koyunları olan bir adamın, ağıl yapmak için bu taşları söktüğünü, bu sırada mağaranın girişinin açıldığı söylenmektedir. Muhtemeldir ki bu esnada bakır muhafaza içinde kurşun tablete yazılmış olduğu söylenen kitabeyi bulmuş ve içerde ne olduğunu merak edip, mağaranın içlerine yürümüştür.
Mağaranın geniş yerine ulaşınca içerde bir gurup insanın yatar halde hareket ettiklerini görmüş, giriş kapısında duran köpeğin havlaması ile korkup, mağaradan kaçmıştır.
Bazen hikaye, bu adamla beraber şehre indikleri şekilde söylense de bu Kuran’da anlatılan hikaye ile bağdaşmadığı gibi diğerleri ile de bağdaşmaz. (Bazı alimler bilinmelerinden 15 yıl önce bu olayın olduğu şeklinde görüş bildirirler.)

Kehf Ashabı köpek havlaması ile uyanırlar. Aradan 300 kameri yıl geçmiştir ve mağaranın girişi açılmıştır. Fakat onlar ne mağaraya giren adamdan ne de girişe yapılan duvardan haberdardır. Köpeğin girişte yatar durumda olduğunu gördüklerinde bir tehlike olmadığını düşünürler. Uykuları onlara galip gelir ve uyumaya devam ederler. Bu uyanıklık belki birkaç saniyelik bir olaydır.

Adam şehre gider ve başından geçenleri oradaki seçkin topluluğa anlatır. Elinde Rakim olmasa bekli de kimse ona inanmayacaktır. Şehrin ileri gelenlerinden bir gurup mağaraya gider. Ya onlara ulaşamazlar veyahut ta onlara gösterilmezler. Ellerinde kitabe olduğu şekilde geri gelirler. Şehir bu olay ile bir müddet çalkalanır. Daha önce hiç kimsenin bilmediği bu Genç Yiğitleri bütün şehir halkı tanır ve onlara gıpta eder.

Dokuz kameri yıl daha uyurlar. Arttırma fiilini kendileri, uyandıkları ve mağaranın girişi açık olduğu halde, uykuya devam etme tercihleri suretiyle yapmış olabilirler. Yani “kattılar” ile olayın oluşumunda etkileri oldu manası olabilir. “Kattık,” denseydi, olayın hiçbir aşamasında karar ve etkilerinin olmadığı anlamı çıkardı. Dolayısıyla “9 yılda” bir etkileri bu şekilde olmuş olabilir ve ayet buna işaret ediyor olabilir.

Daha sonra içlerinden bir kişi şehre indiğinde ve bilinir hale geldiğinde, herkes 9 yıl önce yaşanmış o olayı hatırlayıp, kitabe ile onu sorgulamış ve doğru söylediğine kanaat getirmişlerdir. Hikayelerinin şehre kendilerinden önce gelmesi, onların şehir halkı tarafından önceden tanınmasının hikmeti; gencin yalancı diye görülüp, zarar verilmemesi veyahut ta hapsedilmesini önlemeye, Gençlerin başlangıç ve mevcut durumu itibariyle insanların ibret alması için olabilir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
309 kameri yıl kaç gündür?
Kameri yıl 12 aydan ve ayın çevrimlerinden oluşur. Yeni hilal görüldüğünde ay başlar ve kaybolduğunda da ay sonlanır. Ay, Dünya etrafında sabit hızlarla hareket etmez. Bu yüzden kameri ay, ortalama kameri aydan bazen 8-9 saatlik bir fark gösterebilir. Fakat uzun yıllar ortalaması alındığında bir kameri ay ortalama 29,5305882 gündür. Yani 29 gün 12 saat 44 dakika 2,82 saniyedir. Saniye mertebesi bizim için önemli çünkü yarım dakikalık fark, uzun süreç içinde birkaç günlük hata barındırır.

Lakin Ay çevrimlerinde başlangıç ve bitiş, Dünyaya aynı uzaklıkta ve aynı hızdayken gerçekleşmemiş olabilir. Çünkü kameri ay bazen 29 gün 4 saat 20 dakika, bazen 29 gün 22 saat 20 dakika olmaktadır. Bu bağlamda uzun yıl ortalamasından sekiz buçuk saat az, dokuz buçuk saat fazla olabilir. Fakat oluşacak bu hata tekil bir hatadır ve zaman ne kadar büyürse hata oranı o denli ufalacaktır. Sadece ortalama ile bulunan rakamın kesin rakam olmaya bileceği, saatlik temelde hata içerebileceğini ifade etmek için değinilmiştir. Ayın 9 yılda bir, benzer eksenler üzerinde hareket ettiği söylenmekte ve 309 sayısı 9’a tam olarak bölünememektedir. Dolayısıyla gerçek zamanı bulabilmek için, bulunan gün sayısına çeyrek gün ilave etmek veya eksiltmek gerekebilir.

İşlemimize devam edersek;
309 kameri yıl = 29,5305882 gün/ay X 12 ay/yıl x 309 kameri yıl
309 kameri yıl = 109.499,421 gündür. (+/- yörünge farkı)

Gün sayısını, 365,25 gün/yıl olan Jülien takvimine bölersek; 299,79 sene çıkar. Senenin 300 yıla tamamlanması için 75 gün daha ilave edilmesi gerekir.

Bir de tersten gidelim; 109.499,421 günde 300 tane olan şey nedir?
109.499,421 / 300 = 364,998 gün.
Bu sayı 365 sayısına çok yakın. 365 tam sayısı ile çarparsak çıkan sonuç;
300 x 365 = 109500 gün. Arada yarım günlük bir fark var.
Bu farkın bir miktarı daha önce değindiğimiz, kameri ayların süresinin sabit olmamasından kaynaklanabilir.

Peki 365 günü bir yıl kabul eden bir takvim mi var?
Kaynakları taradığımızda; Mısır, Suriye, İran, Irak ve Türkiye gibi büyük bir coğrafyada uzun yıllar önce kullanılan bir takvim daha vardır. 365 güne dayalı güneş esaslı bir takvimdir bu. O sistemde 30 günden oluşan 12 ay vardır ve bunlar bittiğinde üstüne 5 gün daha sayarlar, sonra tekrar 30 günden oluşan 12 ay sayıp, üzerine 5 gün ilave ederler. Hatta bazı kavimler bu 5 günü bayram ilan etmişlerdir.

Mezopotamya coğrafyasında eskiden halkın ve devletlerin kullandığı takvim buydu. Mısırlılar, Sasaniler, Ermeniler, Partlar bu takvimi kullanırdı.
Bu takvimi buraya Mısırda bir süre yaşamış Yahudilerin getirmesi de olasıdır. Kullandıkları ay takviminin yanında mevsimleri bilebilmek için güneş takvim kullanıyor olabilirler. Ki Mısır da yaşayan bazı Yahudi kavimlerinin 365 ve 364 günlük güneş takvimi kullandıkları bilinmektedir. Sonra Filistin’e, Suriye’ye, sürgün edildiklerinde (MÖ 500) Irak’a, dağıldıklarında Mezopotamya ve Pers topraklarına bu takvimi taşımış olabilirler.

O devirde belki de insanlar takvim bilgisinden yoksundu. Alıp, onu kullandılar. Veyahut ta Yahudiler o coğrafyaya geldiğinde oradaki halk da bu takvimi kullanıyordu. Dolayısıyla bu 365 günlük takvimi, Musevi Müslümanlarının kavmi kullanıyor olabilir. Veyahut ta uyandıklarında şehir halkının kullandığı takvim de olabilir. Veyahut ta Peygamber Efendimize (sav) soru hazırlayan Medine Yahudileri bu takvimi kullanıyor da olabilir.

309 ortalama kameri yıl 300 Mısır/Pers takvim yılından sadece yarım gün eksik ki burada ay yörüngesinden kaynaklanan bir bilinmezimiz var. Olayı biraz daha incelemeye devam edelim. Çünkü cevabını araştırdığımız dokuz sayısının neden bir zaman ile tanımlanmadığı durumu da var.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
Hikayeye geri dönelim. Genç Yiğitler bir sabah şenlik bahanesi ile polo oynayarak şehirden kaçıyorlar. Şehirden oldukça uzak bir bölgede atlarından iniyor ve atlarını geri döndürüyorlar. Atlar, üzerlerinde binicileri olmadığı halde şehre dönünce halk onların kaçtığını anlıyor. Lakin kavimlerinden olan vali veya kral orada değil. Bu arada Genç Yiğitler yürüyerek mağaranın yolunu tutuyorlar. İhtiyaten gittikleri yön belli olmasın diye mağaraya uzak bir mesafede atlarından iniyorlar.

Öğleden sonra, belki akşamüzeri mağaraya ulaştıklarında mağara girişinde tanımadıkları bir adam görüyor ve onunla konuşuyorlar. Mağaraya girip Allaha (c.c.) dua ediyorlar. Vakit ilerlemiş fakat güneş henüz batmamıştır. Hepsinin üstlerine çöken ağırlıkla uykuya dalıyorlar. Vali izlerini sürüyor. Mağaraya saklandıklarından emin oluyor fakat mağaranın içine giremiyorlar. Onun için mağaranın çıkışını duvar ile kapatarak, onları ölüme terk ediyor.

Bu sırada Ashabı Kehf mağaranın oldukça içinde, hiçbir gürültü, patırtı ve ses duymaksızın uyumaya devam ediyorlar. Aradan 309 kameri yıl geçiyor ve uyanıyorlar. Uyandıklarında yine vakit akşamüzeridir. Mağaraya gelen ışığa göre ya tam bir gün ya da 10-15 dakika uyuduklarını hesap ediyorlar. Konuşmalar, değerlendirmeler, dualar sonunda yatıp uyuyorlar. Çünkü akşam olmuştur. 8-9 saatlik normal bir uykudan sonra sabah tekrar uyanıyorlar. Ve arkadaşlarından birini yiyecek alması için şehre gönderiyorlar. Aradaki konuşma süresi ve sekiz-dokuz saatlik uyuma ile mağarada kaldıkları süre 300 yıla tamamlanmış olabilir.

İhtimal, ayette geçen yıl mahiyetindeki dokuz kameri 9 yıldır. Bu olağan dışı 9’dur.
Bu 9 aynı zamanda güneş yılına eklenen 9 saattir. Bu olağan 9’dur.
Dolayısıyla Ayette 9’un müteşabih olarak bırakılması, bahse konu olan dokuzun her iki takvim sistemine farklı bir zaman dilimiyle ilave edilmesi sebebiyle olabilir. En doğrusunu Allah (c.c.) bilir.

Ayrıca günlerin uzaması ve kısalması durumu da hesaplamaya dahil edilmesi gereken bir etkendir. Onu da inceleyelim İnşallah. Bir de Tropikal gün kavramı sabit değildir ve günler az da olsa uzamaktadır. Keza Ay da Dünyadan uzaklaşmakta ve tropikal yıl ile az da olsa farklılıklar göstermektedir. Bu süre zarfında bunlardan kaynaklanan hata 5-10 dakika civarında olabilir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
Girdikleri zaman ile uyandıkları zaman arasında mevsimsel saat farkı önemlidir. Gregoryan yılı baz alarak mağaraya giriş ve çıkışları arasındaki mevsimsel farkı hesap edecek olursak;
109500 gün / 365.2425 gün/yıl = 299,8008 yıl.
Yılı tamamlayabilmesi için 72 gün 18 saat daha gerekmektedir. Bunun anlamı giriş ve çıkış zamanları arasında 73 gün dönencesel bir fark vardır.
Tropikal yılı baz alarak mağaraya giriş ve çıkışları arasındaki mevsimsel farkı hesap edecek olursak;
109500 gün / 365.24219 gün/yıl = 299,80107 yıl.
Yılın tamamlanabilmesi için 72 gün 16 saat gerekmektedir. Dönence farkı bu olmalıdır.
Julien Takvimine göre hesap edecek olursak;
109500 gün / 365.25 gün/yıl = 299,79466 yıl.
Yılın tamamlanabilmesi için 75 gün gerekmektedir.

Ortodoks Hıristiyanları Ashabı kehf için anma törenleri düzenlerler. 4 Ağustosta mağaraya girdikleri, 22 Ekimde de mağaradan çıktıkları inancına göre anma törenleri yaparlar. Arada 78 gün fark vardır ve 73 günlük farka yakındır. Jülien takvimine göre fark 75 gün olmaktadır. Ama zamanları ters olmalıdır. Yani mağaraya Ekim ayında girip, mağaradan Ağustos ayında çıkmış olmaları gerekir.

Diğer Hıristiyan toplulukları da 27 Temmuzda kutlama yaparlar. Bu fark muhtemelen gregoryen takvimine geçiş esnasında oluşmuş bir farktır. İkinci kutlamayı yapmazlar. Muhtemelen bu, mağaraya girdikleri tarihtir. O konuda yeteri bilgileri olmadığı için sadece çıkış tarihine göre kutlama yapıyor olabilirler.
Yani Ashabı Kehf’ten birinin şehre iniş zamanı mevsimsel gün bazında tespit edilmesi daha kolay bir durumdur. Bu yönüyle 27 Temmuz veya 4 Ağustos çıktıkları zamana ait tarih olması daha olasıdır. Ortodoks kaynaklarda 4 Ağustos giriş tarihi olarak geçer muhtemelen burada bir karışıklık mevzu bahis olabilir.

Dönence farkı yüzünden, MS 325 deki dönence baz alınarak, 4 Ekim 1582 de julien takvimi sonlandırılmış ve ertesi gün 5 Ekim 1582 olacağına, 15 Ekim 1582 olarak tanımlanmıştır. Hasılı 10 gün ileri giderek İznik konsülündeki dönenceye ulaşılmaya çalışılmıştır. 4 Ağustos tarihi de bu ekleme yüzünden erken olarak 27 Temmuzda kutlanmaya başlanmış olabilir.

Burada önemli nokta 4 Ağustos ile 27 Temmuz arasında 8 günlük bir fark vardır. Hikayenin başlangıcı tüm versiyonlarda MS 325 de olan İznik toplantısından öncedir. Eğer 4 Ağustos tarihi İznik konsülünden önceye ait bir tarih olsaydı, bu tarihten 10 günden daha fazla gün eksiltmeleri yani 25 Temmuz öncesinde bir tarih kullanmaları gerekirdi. Çünkü aradaki zaman miktarı arttıkça dönencenin takvimden uzaklaşması daha fazla olacaktı. 8 günlük bir fark olması, 4 Ağustos ve 27 Temmuz tarihlerinin İznik konsülünden sonra meydana gelen bir olaya karşılık geldiği şeklinde yorumlanmasını daha uygun hale getirir. Bu takdirde 10 günden daha az bir süre geri gitmek mantıklıdır.

Mağaradan çıkışları İznik konsülünden sonraya tekabül ettiğinden bu 4 Ağustos veya 27 Temmuz’un Ashabı Kehf’in mağaradan çıkış tarihine denk gelmesi daha olasıdır.

Ben çıkış tarihlerinin İznik konsülünden 15-20 yıl sonra olduğunu kabul ederek 25 Temmuz tarihini baz alıp, değerlendirmeme devam etmek istiyorum. Dönece farkı güneş takvimini saate çevirmedeki hata payımızdır. Kameri olarak ise yörünge farkı karşımıza çıkar.

25 Temmuzu baz aldığımız için yaklaşık güneşin konum farkını hesap edebiliriz. Çıkış tarihleri 25 Temmuz alındığında giriş tarihleri 6 Ekim olur. Bu iki zaman arasında güneş konumları itibariyle 2 saatlik bir fark olması olasıdır. Yani onlar 6 Ekim saat on sekiz civarında uyumuşlarsa, 25 Temmuz saat yirmi civarında uyanmış olabilirler. Arada zaman olarak iki saat olmasına rağmen Güneş aynı konumdadır.

25 Temmuz saat yirmi de veya bir miktar geçerken uyanıp, ne kadar süre kaldıklarını tartışmış olabilirler. Sonrasında işrak, altı buçuk gibi olmaktadır. Şehirden çıktıklarında ise işrak 8-8,30 olabilir. Dolayısıyla aradaki gün tam olarak hesap edilse de, misal şafaktan şafağa, Akşamdan akşama, öğlenden öğlene, bunların arasında iki saatlik bir hata olabilir. Bu takdirde 365 günlük güneş takvimine göre kaldıkları süre hesap edilirken bu fark dikkate alınmalıdır.

Mağaradan çıktıklarında şafağın erken olması sebebiyle gün, saat baz alınarak hesap edilen günden iki saat daha kısa olabilir. Yani 300 yıl 2,628,000 saat olacağına, 2,627,998 saat olabilir. Ortalama 309 kameri yıl 2,627,986 saattir.

Ayet her ne kadar 300 güneş yılı demiyorsa da saatlik bazda yakınlaşmış olmaları böyle bir ihtimali düşünmemizi sağlıyor. Olayın geçtiği yerin koordinatları ve coğrafi yapısı, Akşam güneşin batışı ile sabah doğuşu arasında farkı etkileyebilir. Bu bağlamda gündüzlerin birbirinden farkı 2,5-3 saate kadar da çıkabilir, 1-1,5 saate kadar da düşebilir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
Bir diğer ihtimal ki en kuvvetlisi bu olabilir; Ayet tamamen Kameri zamandan bahsediyor. Güneş yılına denk gelmesi ise, bu mucizeye şahitlik edenlerin veya onun hakkında sağlam bilgileri olanların, Genç Yiğitlerin günlerini hesap ederken kullandıkları takvime de denk getirip, hem Allahın (c.c.) ilmini göstermek, hem de zaman konusunda şüpheye düşmemelerini sağlamaya yönelik olabilir.

Ayette Mağarada kaldıkları süreden bahsedilmektedir. Bunun karşılığı 300 yıl +9 olarak verilmiştir. Buradaki hata payımız ayın yörüngesel farkı yüzünden oluşabilecek birkaç saattir. Belki istatistiki verilerden ne kadar bir sapma yapabileceği hesap edilebilir.

Peki şehirdekiler, mağarada kaldıkları süreyi mi hesap ediyorlar?
Bence şehirdekiler kronometreyi, şehirden kaçtıklarında çalıştırdılar. Ve onlardan biri mağaradan çıktığında kronometreyi durdurmuyorlar. Şehre girdiğinde kronometreyi durduruyorlar.

Şehirden çıkış ile mağaraya ulaşma zamanları; 7-8 saat
Mağarada geçirdikleri süre; 109.499,421 gün (+/-) yörünge farkı
Mağaradan çıkıp, şehre ulaşma zamanı; 4-5 saat.
Geliş ve gidiş tarihlerindeki güneşin doğma zamanından kaynaklanan fark 2 saat civarı.
Bu, toplam 300 Mısır/Pers takvim yılı ediyor olabilir.

Zaten 309 ortalama kameri yıl ile 300 Mısır takvimi yılı arasında 13 saat fark var. Ve bahsi geçen rakamlar da bu eşitliği sağlayacak düzeyde.

Kısaca; Allah (c.c.) bize mağarada geçirdikleri süreyi kameri olarak veriyor.
Bu süreyi olaylar ile öyle bir parçaya ayırıyor ki, parçalardan biri şehirde, başka bir takvim sistemi ile sayılan yıllara tam denk geliyor. Yıl kelimesini de onun sonuna ekliyor ki hiçbir şekilde muhalefet edemesinler. Muhtemelen kalan 9’un da içine başka bir ayetini gizliyor. Bulacağız İnşallah.

Genç yiğitlerin mağaraya öğleden sonra, akşamüzeri ulaştıkları söyleniyor. Uyandıklarında ne kadar uyuduklarını bilemeyecek kadar yakın bir saatte uyanıyorlar. Bu durumda akşamüzeri yola çıkmayıp, sabahı beklemeleri daha mantıklı. Şehirden oldukça uzaktalar. Belki alaca karanlıkta şehre ulaşsalar kimden yiyecek bulacaklar, nasıl geri dönecekler. Acaba bu 9 aynı zamanda normal bir insan uyumasını veya sabaha kadar olan zamanı mı tanımlıyor?

O takdirde ayet 300 yıl uyuma + 9 yılın tamamlanmasına 9 saat kala uyanma ve 8-9 saat normal uyuma anlamını taşıyor olabilir. Toplamda 309 yıl yapar ama arada bir uyanma ve normal uyumaya işaret vardır.

Hikayenin geneli içinde ise mağarada kaldıkları süre ve aşamalar;
300 yıl uyuma.
Mağaranın girişinin açılması ve çok kısa süren bir uyanıklık.
9 yılın tamamlanmasına 9 saat kala uyandırılma.
9 saat konuşma ve uyuma.

9 saatlik kısımda kattılar fiili, yine mağara açık ve uyanık oldukları halde, akşam olduğundan dolayı mağaradan çıkmadılar ve uyumaya karar verdiler şeklinde algıladım. Bu “Kattılar” kelimesini daha da ileri taşıyor. 9 yıl katmadaki kararları yarı uykulu bir halde iken, burada tamamen bilinçli bir karar ve uygulama ile “kattılar” kelimesi anlam kazanıyor şeklinde algıladım.
Olayın yeri ve dönencesel zamanı bilinseydi zaman aralıkları daha kesin olabilirdi.

En doğrusunu Allah (c.c.) bilir. Belki de 9’un hiç bilmediğimiz başka bir anlamı vardır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
Ed-Dahhak da şöyle demektedir: Yüce Allah'ın: "Onlar, mağaralarında üç yüz kaldılar" âyeti nazil olunca, bunu duyanların: Yıl mı, ay mı, hafta mı, gün mü diye sormaları üzerine, yüce Allah da: "Yıl" anlamındaki buyruğu indirdi.

Eğer ayet, 300 kaldılar, 9 da kattılar şeklinde inip, daha sonra 300’ün sonuna yıl eklenmiş ise, burada yine bir hikmet olabilir. Şöyle ki; Yahudiler muhtemelen 309 rakamına aşinaydılar. 309 kameri ayın, bahsi geçen takvim sisteminde 25 Mısır takvimi senesine tekabül ettiğini biliyorlardı. Ayette geçen 309’u 309 kameri ay olarak yorumladıkları ve şüpheye düştükleri için sorma veya sordurma ihtiyacı hissetmiş olabilirler. Allah (c.c.) en doğrusunu bilir ya “Yıl” kelimesi mahşerde onların aleyhlerine şahitlik etsin diye ilk anda söylenmemiş, sonradan eklenmiş olabilir. Allah (c.c.) en doğrusunu bilir. Benim bilgim ancak buna yetti.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: KEHF SURESİ
Ashabı Kehf’in öldükleri söylendiği gibi, ölmedikleri ve tekrar uyanacakları da söylenmiştir. Genel kanı uyumaya devam ettikleri yönünde ve benim de aklıma yatan odur. Pek yaygın olmayan bazı hadislerde;

“Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa (a.s.) ümmetim içinde havarilerden birtakım halkı bulacaktır.” İmam Şerani

Hadisin sahih olup, olmadığı bilgisine sahip değilim. Ama baştan beri yorumlamaya çalıştığım Allahın (c.c.) ayetlerine paralel bilgiler içermekteler. İmam Şerani’den alıntı yapıldığı söylenen Hadiste; Hz. İsa’nın geldiğinde Müslüman ümmeti içinde havarilerinden bir gurubu bulacağı söylenmekte. Bunları Hz. İsa’nın Ashabı olarak yorumlarsak; Bunlar Hz. İsa’yı ilk zamanında görmüşler ve getirdiği dine tabi olmuşlar demektir.
Hıristiyan Müslümanlarının lideri olabilecek kişi anladığımız anlamda havarilerden biri olması kuvvetle muhtemeldir. Veya Mağarada birden fazla Havari vardır ki, bence bu zayıf bir ihtimaldir.

Zannım orada bir veya iki Havari, Hz. İsa’yı ilk gelişinde görmüş ve Dinine iman etmiş bir miktar Ashabı ve bir ihtimal Hz İsa’yı görmemiş bir miktar inançlı kimse mevcuttur. Bunlar topluca Hz. İsa’nın Ashabıdırlar. Musevi Müslümanları ise Hz. İsa’yı görmemişler ve mağaraya gelene dek ondan sağlam bir şekilde haberdar olmamışlardır. Fakat bunlar da Hz. İsa ile aynı zaman diliminde veya hemen sonrasında yaşamış olabilirler.

Bazı İslam alimleri, Ashabı Kehf hikayesinde Hz. İsa’nın bir havarisinden bahsetmişlerdir. Fakat genel kanı, onlara normal hayattayken, tebliğ ettiği şeklindedir. Mağaraya girenler arasında sayılmamıştır. Bu benim üzerinde durduğum ihtimal ile örtüşmez. Çünkü bu takdirde Musevi Müslüman’ı değil, Hıristiyan Müslüman’ı olurlar ki en başta söylediğimiz, hahamların Hıristiyan gençler hakkında soru sormalarının mümkün olmayacağı savıyla örtüşmez.

Hz. İsa’nın Havarilerinden bazılarının ölüm yerleri ve yılları belli değildir. Acaba bu Genç Yiğitlere rehberlik eden bu kayıp havariler midir? Mağaranın girişinde ve daha sonra mağaranın içinde onlarla konuşan o mudur?
Ben Havarilerden birinin olduğunu düşünüyorum. Hz. İsa havarisine, Allaha (c.c.) inanları alıp, şehirden çıkarması, güvenli bir yere götürmesi, şehirlerin fitne ve fesat ile dolacağı, kendini ve o zümreyi bu durumdan kurtarmasını ve Allah (c.c.), peygamberine bildirmişse, belki daha sonra başlarına gelecek bu tuhaf olaydan bir nebze bilgi vermiş olabilir.

Dolayısıyla zannım odur ki; Hıristiyan Müslümanları, başlarında bir Havari ve diğerleri Peygamber Ashabından olduğu halde başka bir şehirden kaçtılar. Ya bilerek, ya da bilmeyerek bahse konu mağaraya sığındılar. Orayı kendilerine bir mesken edindiler. Belki orada yıllarca uyudular ve Musevi Müslümanları geldiğinde uyandırıldılar. Veya Musevi Müslümanları geldiğinde, onlar da birkaç gün öncesinde oraya ulaşmışlardı ki bu ihtimal daha olasıdır. Çünkü Hıristiyan Müslümanlarının yanlarında onları bekleyecek bir köpekleri yoktur ve ihtiyaten bir kişinin nöbet beklemesi daha mantıklıdır.

Bir Allaha (c.c.) inanan iki zümre, iki din mensubu, iki kavim, ayrı şehirlerden iki halk, imanlarını korumak için aynı mağarada “La İlahe İllallah” kelimesi üzerinde birleştiler. Ve mağara arkadaşları oldular. Havari veya Peygamber Ashabından biri yanında İncil taşıyorsa her ikisi de Rakim Ashabı olarak nitelendirilebilir. Ama Kuran’da bahsedilen Rakim’in, kitabeleri olan ashap olması daha muhtemeldir.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.