Ayet İslam âlimlerince; aynı şehirden kaçan Ashabı kehf’in kendi arasında geçen konuşma olarak manalandırılmış ve aralarından yaşça büyük olan kişinin konuştuğu ifade edilmiştir.
Benim algım ise iki zümreden, iki farklı şehirden, iki farklı dinden oluştuğu şeklinde. Bu ayette de buna ait ipuçları var. İki zümre Musevi Müslümanları ve Hıristiyan Müslümanları olarak düşünülmektedir.
Hıristiyan Müslümanlarından (Ashab-ı Kehf'ten) biri "Ne kadar kaldınız?" diye sordu.
Musevi Müslümanları (Rakim Ashabı) "Bir gün veya bir günün birazı kaldık" dediler.
Hıristiyan Müslümanları; "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilendir. Şimdi siz, birinizi bu gümüş paranız ile şehre gönderin de baksın; hangi yemeği daha temiz bulursa ondan size bir rızık getirsin. Dikkatlice hareket etsin ve sakın sizi kimseye fark ettirmesin.” diye karşılık verdi. Bu ayet “Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı …” Şeklindedir. Bundan dolayı Hıristiyan topluluğun birden fazla kişiden oluştuğu düşünülmektedir.
Bu ayet bizim bu topluluğu algılamamızda önemli ipuçları taşımaktadır. Konuşan Hıristiyan Müslümanlarında sağlam bir eğitim var. Peygamber sahabesi veya asgari tabiinden olmaları olasıdır. Konuşmalar sağlam bir inancı yansıtmaktadır. Belki kendilerine bazı şeyler daha önce söylenmiş de olabilir. Veyahut ta Peygamber tarafından bu işle özellikle görevlendirmiş de olabilir. Veya daha önce başlarına benzer bir olay gelmiş de olabilir. Yani daha önce Hıristiyan Müslümanları bir gün uyudukları halde, çok uzun bir süre uyuduklarının farkına varmış olabilirler. Musevi Müslümanlarıyla beraber uyudukları bir günü de değerlendirirken, ihtiyatla yaklaşıyor olabilirler.
“Şimdi siz, birinizi bu gümüş paranız ile şehre gönderin de baksın;” ayetinde konuşan kişinin mevzuya kendisini katmadığı görülmektedir. Aynı gurup içinde olsa “haydi içimizden birini gönderelim de baksın” demesi daha mantıklı olurdu. Bir ilginç taraf da Gümüş para tanımlamasıdır. Sanki bir şeyler biliyor. Çünkü hikayede gümüş para kilit öneme haiz. Belki takas usulü yiyecek alsalar hiç belli olmayacaklardı. Belki Musevi Müslümanları onlardan, gümüş parayı göstererek yiyecek satın almak istediler. Konuşma bundan sonra bu şekle bürünmüş de olabilir.
“Hangi yemeği daha temiz bulursa ondan size bir rızık getirsin.” ayetinde yine mevzuya kendisini katmıyor. Bir önemli nokta daha var ki, size yiyecek temin etsin demiyor. Size yemeklerin en temizini bulup, getirsin diyor. Yani bulabilirse şeriata uygun yemek bulup, getirsin. Putlara adanmış, yemesi haram olan şeylerden getirmesin. Buradan da konuşan zatın sağlam imanı yanında şeriat bilgisinin de sağlam olduğu, Musevi gençleri bu yönüyle uyardığı anlaşılmaktadır. Öngörüm doğruysa, Hıristiyanlarda da yiyecek anlamında Helal-Haram kavramının olduğu görülmektedir. Yani vücuda giren helal, çıkan haramdır diye bir genelleme, Hıristiyan inanışı bakımından da yanlış olabilir.
“Dikkatlice hareket etsin ve sakın sizi kimseye fark ettirmesin.” ayetinde yine mevzuya kendini katmıyor. Bu ayetten konuşan kişinin aklıselim sahibi, pek akıllı ve ihtiyatlı biri olduğu anlaşılmaktadır.