''...İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah'tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir.''(Nisa Suresi 79)
Degerli canlar..
Geleneksel İslam (Sünni ekol), hayır ve Şerrin Allah'tan geldiğini kabul eder... Bu Alevi-Bektaşi inancında ise bu KÜFR'ÜN.. VE ŞİRKİN... Ta kendisidir..
Alevi-Bektaşi'nin Amentüsü " Hayrihi ve şerrihi" değil aksine "Hayrihi ve adaletihi min Allahu Teala" dır.
Şer Allah'tan gelmez, ancak beşeri zaaflardan ortaya çıkar. Şerrin Allah'tan geldiğini ileri sürmeyi Alevi-Bektaşi büyük hata kabul eder.. Çünkü... Allah insanı şuurlu bir varlık olarak yaratmıştır, iyi ile kötüyü, sevap ile günahı tercih kişiye aittir.
Hayır ve Şerr, fayda ve zarar, ve bunlardan üreyen günahları, zulümleri, küfrü ve benzeri şeyleri Tanrı'ya isnat etmek KAZA VE KADER Tanrı'nın ürünüdür demek... yezit ve Muaviye'in islam anlayışıdır... Şöyleki...Emeviler Ehl-i Beyt'e ve İmam Hasan ve Hüseyin'e ve 12 İmam'lara yapılanlardan kendilerini kurtarmak ve masum göstermek için, kaza ve kader anlayışını ortaya attılar... Ve ne yazık ki sünniliğin kaza ve kader inanışıda böylece ortaya çıktı
ALLAH KUŞKUSUZ DOĞRUYU VE GERÇEĞİ BİLENDİR...
Sünni-islam anlayışına göre: "...Fayda ve zarar, hayır ve şerr, Tanrı'nın kaza ve kaderi ile olup, rızası ile değildir. Çünkü Hz. Adem ile şeytan; su ile ateş; cehennem ile cennet; dirilmek ile ölüm; saglık ile hastalık;iman ile küfr, itaat ile itaatkarsızlık;sevgi ve düşmanlık; Hz Muhammed ile Ebu cehil, kafir ile müslüman... hep Tanrı'nın yaratmasıyla meydana gelmiştir. Tanrı bunların hepsini kaza ve kadere bağlamıştır...."
Degerli Canlar...
"...Şerr ile isyan, küfr ile fısk Allah'ın kaza ve kaderi iledir, ama rızası ile değildir" demek hem imkansız hem boşunadır..
çünkü;
"... bir hakim hüküm verdiği zaman, onun bu hükmünde rızası olmaz mı hiç?... Aksi halde Tanrı'ya acizlik, ikiyüzlülük ve başarısızlık isnadı yapılmış olur.. Halbu ki Yüce Allah'ın zatı böyle sıfatlardan, niteliklerden temiz ve münezzehtir... Böyle düşünenler küfre ve yalana batmış, olduklarından dolayı..
Kafirin küfrünü ve şerrini, KAZA VE KADERE bağlayıp, kabahatlerini örtmek için böyle düşünceleri edinmişlerdir.
Sünni Ekol kaza ve kaderi aşagıdaki ayetlere dayandırır.
Zümer suresine "... Tanrı herşeyi yaratandır, herşey O'nun Yanında muhafaza edilmiştir." Zümer Suresi ayet 62.
".... Tanrı kimi dilerse sApıklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder... Nahl Suresi 93"
"... Tanrı Kimi dilerse onu doğru yola iletir. Bakara 142. ayet"
"... Tanrı, onların hem kalpleri hem de kulakları üstüne mühür başmış, gözlerinin üzerine bir de perde çekmiştir. Bakara 7."
Öncelikle Degerli Canlar...
Zümer suresi'in orijinalinde geçen... "KÜL KÜLLİN MİNİNDİLLAHİ" ayetinin zahirine bakıldığında.. Herşeyin yapıcısı ve yaratıcısının Tanrı olması gerekir.Oysa bu düşünce yani hayır ve şerrin Allah'tan gelmesi şeytanın gidişatıdır. Buradaki "KÜLL" SÖZCÜĞÜNÜN "BAZI" anlamı taşıdığının bilinmesinde yarar vardır..
Nitekim, benzer şekilde Hz. İbrahim (as.) in öyküsünde, Bakara suresinin 260. ayetinde "KÜLL" SÖZCÜĞÜ "BAZI " ANLAMI taşımaktadır... Yine Neml suresinin 23. ayetinde belkıs olayında "KÜLL" SÖZCÜĞÜ yine bazı anlamı taşıdığı kolaylıkla görülür..
".... Tanrı kimi dilerse sapIklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder... Nahl Suresi 93"[/b]
Ayeti ise... zahir anlamın aksine... Burada geçen "HİDAYET" sözcüğünün iki anlamı vardır.
Birincisi... irşat ve beyan, diyeri ise lütuf ve ihsan " bağış" anlamına gelir. Her ikisi de bütün insanlar için.. gerek mümin =iman eden... gerekse kafir "inanmayan" hakkında çoğul anlamını taşır.
Yüce Tanrı müminlere bağışladığı lutfu, irşadı, peygamberler göndermesi,kudret ve imkan vermesi,aklıl ve buna benzer şeyleri kafirlere de bağışlamıştır. Böyle olmasaydı. o zaman, kafirler Tanrı'ya
"..Ey Tanrı'! Sen bizim göz ve kulaklarımızı mühürleyip hakkı "gerçeği" görmek ve işitmek kuvvet ve kudretini vermedin" dediklerinde Tanrı'nın kafirlere karşı sorumlu olması gerekirdi...
Halbu ki Tanrı Nisa suresi ayet 165 te "... Ta ki Peygamberlerden sonra insanların Tanrı'ya karşı bahaneleri olmasın..." Yani; peygamberleri, insanların bana karşı bahaneleri olmaması için gönderdim. çünkü kullarıma delil ve burhan getirmek benim Tanrısal hakkımdır. ...
Bu nedenle buradaki hidayetten maksat, Tanrı'nın lutfu'nun çokluğudur. "Hidayet'i İlahi" , Tanrı'nın lutuf anlamını taşımaz olsaydı.. Allah'a imanı olmyanları imana çağırmak beyhude olurdu...
".... Tanrı kimi dilerse sapIklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder... Nahl Suresi 93"
Kur'anın orijinalinde gecen "delalet" sözcüğünün asıl anlamı, yukarıda verildiği gibi... helak "*****lık" olarak kullanılır... Ama "delalet" sözcüğü, Yüce Tanrı'ya isnat edildigi zaman HELAK "ÖLÜM" VE AZAP "İŞKENCE" anlamını taşır...
Benzer şekilde... "..Tanrı, zalimleri delalete uğratır.. İbrahim suresi 27"
Burada geçen Tanrı'nın delalete uğratması, yani zalimlere işkence verilmesi demek olur. Zalim olduklarından dolayı....
Kötülük Tanrı'dan değil yani onun dışındadır. Yine aşağıdaki ayetleri ibretle izleyelim...
"... And olsun ki şeytan içinizden birçok halkı saptırmıştı.. Yasin , 62"
yani şeytan , sizin aranızdan pek çoğunu doğru yoldan ayırmıştır.
Yine benzer şekilde... ".. Firavun, milletini saptırdı, doğru yola iletmedi. Taha suresi 79"
Yüce Tanrı kullarını saptırıp yoldan çıkartsaydı, bu isnadı kendisinden başkalarına isnad etmezdi...
Bu nedenle yukarıdaki eyetlere sünnilerin getirdiği anlamlar Batıni yoruma göre KÜFRDÜR ALLAH'A ŞİRK KOŞMAKTIR...