You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kaybetmenin Acısını Yaşamayan

Kaybetmenin Acısını Yaşamayan

General
Kaybetmenin Acısını Yaşamayan
[/align][align=center]Kaybetmenin Acısını Yaşamayan
[Resim: 16b.jpg]






Yenme ve kazanma duygusu insanın doğasında var. Bunu bazen ikili ilişkilerimize de yüklüyor ama farkında olmuyoruz. Bilmeden içine girdiğimiz bir mücadele bizi garip bir mübadelenin ortasına bırakıyor ama onu bir tek kendimiz anlamıyoruz…
Bu yazı biraz uzun ve kopuk gelebilir ama oraları siz doldurun istiyorum…

Hep bizim takım şampiyon olsun!
Bizim parti iktidar olsun!
Bizim sınıf birinci olsun!
Bizim atlet kazansın!
Bizim muhtar kazansın!
Bizim çocuk en iyisi olsun!

Kazanma duygusunun getirdiği mutluluğun ve neşenin kaybedildiği an karşılığı ise haliyle üzüntü ve kederdir..
Hayat denilen şey böyle bir şey olabilir mi peki?
Hep, sürekli, her zaman ve her yerde kazanan olunursa mücadele ve heyecan olur mu?

Kaybetmenin korku ve tetiklemesi olmasa kazanmanın anlamı olabilir mi?

Bütün büyük yenilgilerin çoğu, her zaman karşı tarafın diğerini “elde var” görmesi sonucu olmuştur. Kaba tabiri ile mücadele alanında adı “keklik” olan düşünceyi, ikili ilişkilere uyguladığınızda ise adı “o bensiz yapamaz, yaşayamaz” gerçeği…

Şu haftaki futbol karşılaşmalarına bakın, daha net anlarsınız…
Sen yedek takımını sür sahaya, küçümse rakibini, onlar da en iyilerini koysun sonra düşür başını öne; ‘gitti dağ gibi üç puan’ diye debelen dur…

Futboldan çok anlamadığım için Hasan Sarıçiçek’in ceza sahasından hemen çıkıyor ve konuma dönüyorum.
Kimseyi ve hiç bir şeyi küçük görme!

Kazanma duygusu ile kaybetme korkusunun atbaşı gitmediği bir ortamda sonuçlar hep sürpriz olur. Bu bazen güldürür, bazen ağlatır; ama ne zaman güldürüp ne zaman ağlatacağı belli olmadığı için kişiyi vakitsiz soldurur…
Gel ikili ilişkilere:

Tanıştığın ve kanının kaynadığı ilk gün ile devam edegelen günler arasında her geçen gün artarak büyüyen sevginin şiddetli aşka dönüşmesi, için içe sığmaması, adı geçtiği yerde alaz alaz yanan, kıpır kıpır bir yürek, beraberinde karşılıklı hediyeler sürprizler, tanışmalar, tanıştırmalar vs vs..
Hadi bu ilişkiyi hep beraber mutlu mutlu götürelim!

Baktığın her yerde o, ya da ona dair bir iz, onun sözleri ve bakışı ile şekillenen yeni bir siz, ortaklaşa arkadaş sohbetlerinden ve yeni ortamlardan, tanışılan aile yemekleri ve gelgitlerden bir yüzükle adı konulan kocaman bir biz.
Sözden nişana, nişandan nikaha…

Nikaha giden yolda ailelerin ve de bir takım gereksiz tiplerin müdahalelerine rağmen, nişan süreci kazasız belasız atlatılır ise veya ne kadar yılmaz ve yıkılmaz ise sevenlerin karşılıklı atan yürekleri, o kadar rahat geçilir işin resmiyetine…

(Bu zamana kadar hep bir kaybetme korkusu vardı ve nikah resmiyeti adeta o kaybetme korkusunu atıp kırmızı cüzdanın içinde “ebediyen benim artık tepe tepe kullan” durumuna geçti, evet de deseniz bu tespitime, ‘hayır anlayamıyorum’ da deseniz; kadında da erkekte de ne yazık ki bu böyle.)
İki kalp birbiri için attığı sürece aşılmaz sorun yoktur, hepsi aşılır hatta aşıldıkça da karşılıklı ortak mücadele ruhu daha bir perçinleşir ve çiftleri daha sıkı bağlar olur birbirilerine…

Ama ne zaman ‘ben’ duygusu baş vermeye başlar, ne zaman benim anam, senin anan sürtüşmesi başlar, o andan itibaren de evin tavanından bir su sızmaya başlar…

Çünkü dün her türlü zorluğa göğüs gerdiğiniz ‘aşk’ eski yerinde değildir artık ve olsa da eskisi kadar mücadeleci olamayacaktır.

Su kadar, tavanda sinsi yürüyen hiç bir şey yoktur, gün gelir evin tavanını leke kaplar ama ilk akmaya başladığı yeri bulmak artık çok zordur…

Ne demiştik başta, bizim takım, bizim parti, bizim çocuk…
Sona doğru ne geliyor, benim anam, benim kariyerim, benim param... Benim çocuk

Biz’i ‘biz’ olmaktan çıkaran asıl şeydir bu ‘ben’ duygusu…
‘Peki’ dediğimiz yerde, ‘olsun’ dediğimiz yerde, ‘ne yapayım bizimkiler böyle’ dediğimiz yerde, ‘biz kumar oynamadık ki işi şansa bırakalım, gel otur bir bakalım biz nerde yanlış yapıyoruz’ dediğimiz yerde, ‘olsun yavrum hayatta kaybetmek de var, diğerine iyi hazırlanalım’ dediğimiz yerde, ‘yav her eşek çamura bir defa çöker ikinci kez çökmeyelim’ ya da daha açık bir ifadeyle; ‘evet burda kaybettik, ama şöyle şöyle yapmalıyız-yapalım artık’ dediğimiz yerde gerçekte ne kaybederiz ?..

Unutma!
Kaybetmenin acısını yaşamayan, kazanmanın tadına asla varamaz!
Ve yine unutma!
Ne kanarya kurtarır bizi, ne kartal ne de aslan,
Bizi kurtaracak olan bir sevdam, bir tek sevdan…

Bedirhan Gökçe
Kırmızı Çizgi
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]
[Resim: 373jx0.gif]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 14-10-2008, Saat:01:19 AM, Düzenleyen: konyevi.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.