Kim bilir kaç kez döndü pencereden hayal kırıklığıyla o büyülü cümleyi söyleyebilmek için: “Kar yağmış!” Bahçesi yokmuş evin, olsun! Komşu evlerin çatılarında bile güzel; kargaların bata çıka yürüdüğü, bacaların buhurdanlar gibi tüttüğü. Karın soğuk olduğu büyüklerin söylediği bir yalan.
Sorun bakalım üşüyor mu çocuk! Eldivenlerini üşüdüğü için değil, üzülmeyesiniz diye takıyor. Yüzünün kırmızılığı heyecandan. Ensesine giren kartopu bile sıcacık. Allah çocuklar üşümesin diye sıcak yağdırıyor karı. Isıtmasaydı ağızlarından duman çıkar mıydı! Sıcacık olmuşlar karla. Hatta kaynamışlar. Sait Faik’in “Semaver”indeki gibi sabahın saadeti buharlaşıyor dudaklarından. Hadi çocuklar karla oynayabilmek için uyduruyorlar bu martavalları. Ya kediler! Onlar da yalan söyleyecek değiller ya! Keyiflerine bak şunların! Neredeyse soba başında uyudukları gibi bir kardan adamın ayakucunda kıvrılıp yatacaklar.
Çocuğu kendiyle buluşturan daha büyülü bir şey yok tabiatta. Öyle olmasaydı Ahmet Hamdi Tanpınar, Antalya’lı gence şu satırları yazar mıydı mektubunda: “Ergani Madeni’nde üç yaşımda iken bir gün kendime rastladım. Çok karlı bir gündü. Ben sıcak ve buğulu bir camdan karla örtülü bayıra bakıyordum. Sonra birdenbire kar tekrar yağmaya başladı. Bir çeşit çok lezzetli hayranlık içinde kalmıştım. Bu ânı her karlı günde hatırlar ve yağışı beklerim.” Tanpınar’ın bu cümleleri içindeki iki kelimenin üstünü fosforlu kalemle boyuyorum: “Kendime rastladım.” Küçük bir çocuğun kendine rastlaması ne büyük bir şey! Onu kendiyle buluşturan kar ne güzel!
Kar ağır ağır yağmasaydı bu kadar büyüleyemezdi bizi. Ağır ağır inşa edilen her şey gibi şaşırtmazdı son tuğlayı koyduğunda. Paltolarına ve atkılarına sarınmış adamların eline bembeyaz bir gecikme kâğıdı tutuşturmazdı. Büyükler geç kalmalarının suçunu kara yükleyedursunlar çocuklar karın geç de olsa gelmesine çılgınlar gibi seviniyorlardı. Gelin, Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek romanını karıştıralım bu sevinci yaşamak için. Kar gibi bir sayfada iki küçük çocuk koşuştursun. Kar tutacak kadar yağacak mı? Yoksa tutmayan her kar gibi isli kalpler mi bırakacak geride?
“Arkamdaki lapalaşmış ayak izlerine baktım. eğer biraz daha yağmasını beklersek kardan adam yapacak kadar kar biriktirebileceğimizi söyledi. Dilimi çıkarıp irice bir kar tanesi yakaladım. Yakıcıydı.
Hayır değil, o kadar soğuk ki yakıyor. Yeme onları Scout, ziyan ediyorsun. Bırak yağsın.”
Bırakın yağsın kar. Örtülecek o kadar çok şey var ki! Bırakın yağsın kar. Açılacak o kadar çok şey! Dışarda kar yağıyor. Bütün hesapları bırakıp pencereye koş! Pencerenin arkasında yalnız ağır ağır yağan karı değil, ağır ağır beliren yüzünü de göreceksin.
...Öyle garip bir dünya...
...Olmaz dediğin ne varsa olur...
...Düşmem der düşersin...
...Şaşmam der şaşarsın...
...En garibi de budur ya;...
...Öldüm der durur yine de Yaşarsın...
