İnsan her halükârda dine muhtaçtır. Teşrî hakkı dediğimiz (emretme ve yasaklama)
kanun koyma ve yapma hakkı sadece Allah (c.c.)’ın hakkıdır. İnsanların kanun koyma ve
yapma yetkisi yoktur. İnsan ferdî ve sosyal hayatında kanun dediğimiz nizamdan uzak
yaşayamaz. Fakat bizzat kendisine yukarıda söylediğimiz gibi kendisini bağlayıcı bir kanun
yapma yetkisi de verilmemiştir. Çünkü insanın kendisi hakkındaki anlayışı, kendisini izah
eden felsefesi hiçbir zaman yeterli olamamıştır. Bu nedenle Allahü Teâlâ (c.c.)’nın insanın
izahatı demek olan din, ma’rufun tâ kendisidir. Ve insanın beşerî ölçüsünü kendi bakışlarıyla
izaha kalkan her sistem de cahiliyedir, münkerdir.
İnsan kanun koyma ve kanun yapma hakkının Allah (c.c.)’a ait bir hak olduğuna inanıp
itiraf edince, hayatının her safhasında ma’rufa boyun eğmiş ve hakkı doğrulamış olur. Şayet
bu hakkı Allah (c.c.)’a ait görmeyip, kendi arzularına göre kanun yapmağa kalkışırsa, şu iki
durumdan birine rıza göstermiş olacaktır.
Bunlardan birincisi; İnsanı kanun koymanın ölçüsü kabul etmiş olacak, idare hakkını
insan arzusuna ve mücerret akla vermiş olacaktır ki, her söz ve amelinde bunların arzusuna
boyun eğmek zorunda kalacaktır.
İkincisi ise; Kendisinin, kendisi gibi bir kişinin veya kişilerin (yani meclislerin ve
millî meclislerin) millet adına çıkardıkları emir ve yasaklara boyun eğmeğe razı olacaktır.
Günümüz insanlığının sahip olduğu temel felsefe, bu iki yaklaşımın değişik yüzüdür.
Her iki yöntem de aldatma ve sömürme yollarıdır. İnsanlığı hüsran ve ölüme mahkum eder.
İnsanı insanlığın kulluğuna ve şahısların katı arzuları demek olan despotizme kurban eder.
Halbuki ma’rufu emir, münkeri nehy, insanın, kulların hükmetmesinden kurtarılıp
Allah (c.c.)’ın hakimiyetine ve gerçek hürriyete teslim edilmesidir. Şartsız itaat olan Allah
(c.c.)’a ibadet etmeye ve yalnız O’na boyun eğmeye çağırmaktır. Allah (c.c.)’ın gönderdiği din
İslâm’dır. Tek hedefi İlâ-yı Kelimetullah yani Allah (c.c.)’ın her safhada tek hakim kabul
edilmesi, her sahada söz, yönetim ve hükümranlık hakkının kendisine verilmesidir.
Allah (c.c.)’a inananlar, O’nun dinini açıkça ilan etmeli ve O’nunla çatışan her çeşit
sistem ve felsefelerin aleyhinde savaşmalıdırlar. Tâ ki fitne ortadan kalkıncaya kadar. Allah
(c.c.), fikrî ve amelî olarak her türlü yabancı unsurlardan arınmış, saf İslâm şeriatını tatbik etme
görevini bu ümmete yüklemiştir. Hayatın her çeşit idare ve şubesinde emir ve nehiylerine
uyularak tatbikatını istemektedir. İslâm’da kanun koyma hakkı hiçbir yasama organının hakkı
olamaz. Nefis ve arzuların kanun yapma hakkı İslâm’da yoktur. Çünkü İslâm ile terbiye
edilmemiş bir nefsin, insanlığa vereceği ve sunacağı bir mesaj yoktur. Hiçbir insanın Allah
(c.c.)’ın dinini tebdile ve tağyire yeltenme hakkı olamaz.
Allah (c.c.)’ın dininden sapmak ve din düşmanlığı yapmak kadar büyük münker olamaz.
Münker taraftarlarının çoğalması ve savunucularının mevcudiyeti de münkerdir. Allahü Teâlâ (c.c.),
İslâm ümmetinden ma’rufa tabi olmasını ve uygulamasını istemektedir. İslâm’ın hayata uygulanma
görevinin ma’ruf elinden ve onu savunanlardan istemesi kadar tabii bir şey yoktur. Bu istek ve
arzunun, Müslümanların iç ve dış dünyasında görünür halde belirlenmesi ve savunulması gerekir.
Her fırsat ve adımda bu istek ve arzunun tezahürlerini vermesini sağlamak Müslüman’ın görevidir.
Ma’ruf ve münker, bu iki kavramı Allah (c.c.)’ın rızası ve gazabı şeklinde de algılayabiliriz.
Bir amel ve davranışı ma’ruf ve münker sınırı içinde mütalaa etmek insan aklının yetkisi
dışındadır. Zira ma’ruf ve münker diye amelleri iki temel üzerine oturtmak Allah (c.c.)’ın şeriatının
hakkıdır. Kim Allah (c.c.)’ın şeriatının üstünde bir ameli ma’ruf ve münker olarak görme ve
hükmetme hakkını kendisinde görürse, o kimse kendisini Allahü Teâlâ (c.c.)’nın makamına koymuş
ve teşrî hakkını kendi varlığında toplamış olur. Böyle bir tavır içine girmek yalnız Allah (c.c.)’ı
inkar değil, aynı zamanda Allah (c.c.)’a karşı savaş açmak ve dine karşı isyan etmek demektir.
Vel-hamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.
BUNU BİLİP BUNU UYGULAMAYA ÇALIŞAN TEK KİŞİ SAVUNAN ADAM YANİ MÜCAHİT ERBAKAN HOCAMIZDI ALLAH ONDAN RAZI OLSUN.