Secdeden kalkmasını beklemiş fakat kalkmamış.
Bunun üzerine hayrette kalmış. Yaşadığı hadiseyi bu yolun pirlerine sormaya başlamış, bilen kimse bulamamış.
Çünkü onlar, dürüst insanlardı, gerçekleşmiş bir zevk olmaksızın konuşmazlardı.
Bunun üzerine Sehl’e şöyle denilmiş,
“Abadan şehrinde saygın bir şeyh var, oraya gidersen belki sorunun cevabını alabilirsin”
Bunun üzerine Sehl, yaşadığı şeyi sormak için Abadan’a gitmiş,
o şeyhin huzuruna girmiş, selam vermiş ve şöyle demiş,
“Ey şeyh! Kalp secde eder mi?” Şeyh şöyle cevap vermiş, “Eder, hem de sonsuza kadar” Böylece şifasını bulmuş ve o şeyhin hizmetine girmiş.
Secde etmek, kalbe vaciptir.
Bununla birlikte o, velîlik makamına ulaştığı gibi onda derinleşmiştir de.
Kalp secdesi gerçekleştiğinde, sahibi bir daha başını secdeden kaldırmaz.
Sehl’in makamı kalbin secdesi
Başkalarında onun hükmü yok
Kalb secdeden sonra başını kaldırmaz
Yüz ise kalkar, başkalaşma bildirir
Secdesinin ebediliği hakikatini izhar eder
Yaratıkların ilimleri onu nereden bilsin?
Sehl b. Abdullah el Tüsterî henüz altı yaşındayken bu makama ulaşmıştı.
Bu yoldaki ilk hali, kalp secdesiydi.
Halbuki büyük hal sahibi uzun yaşamış nice Allah Teala velîsi vardır ki, kalp secdesi yapamamış, kalbin bir secdesi olduğunu da öğrenememiştir.
Allah Teala kalp için de bizzat kendisini belirlemiştir.
Kalp bir başkasına yönelmez!
Allah Teala kalbe sadece kendisine secdeyi emretti.
Şeytan insandan ancak kalbiyle ve yüzüyle secde ettiğinde uzaklaşabilir.
Kalbi secde etmeyen veli korunmuş değildir.
Kim kalp secdesinde başını kaldırmazsa, o her şeyde Allah Teala’yı müşahede ederek gördüğü her şeyden önce Allah Teala’yı görür.
Hazreti Ebu Bekir radiyallâhü anhın hali buydu.
Zannetme ki alem secde eden değildi de, sonra secde etmiştir.
Alem her zaman secde edicidir, çünkü alem için secde zati bir niteliktir.
Secdenin abdestliyken yapılması, daha uygun ve daha üstündür.
Abdullah b. Ömer abdestsizken bile tilâvet secdesi yapardı.
Onlar, dünya veya ahirette başlarını kaldırmaz.
Secde ancak bir tecelliden ve müşahededen kaynaklanır.
Bu nedenle Allah Teala, “Secde et ve yaklaş dedi.
Başka bir ifadeyle, bu secde, bir ikram, iyilik ve hediye yakınlığıdır.
Bir hükümdar huzuruna girip önünde secde ederek kendisine yaklaşana “yaklaş, yaklaş” der ve istediği ölçüde yaklaşmasını sağlar.
Kutsi hadiste Allah Teala, “Bana bir karış yaklaşana bir arşın yaklaşırım” der.
İşte bu, Allah Teala’nın peygamberine kendileri ve benzerleri için evini temizlemeyi emrettiği ariflerin secdesidir.
Allah Teala, “Evimi tavaf edenler, itikafa girenler, rükû ve secde edenler için temizle” buyurur.
Hazreti Peygambere ise “Rabbinin övgüsünü tespih et ve secde edenlerden ol” buyurdu.
Burada, hiçbir zaman başlarını kaldırmayan kimseler kastedilir ki, böyle bir şey ancak kalbin secdesinde olabilir.
Sözünün ardından ise, “Secde edenlerden ol” demiş, sözünü tamamlayarak “Sana yakîn gelene kadar Rabbine ibadet et” demiştir.
Kalbin secdesi, Allah Teala ehlinin yolunda önemli ve büyük bir meseledir,
az bulunan bazı fertlerin dışında kimse için gerçekleşmez.
Onlar, Rablerinden bir delile sahip kimselerdir.
Delil, Hakkın tecellisi demektir.
Bu kalbin sahibi ise, insanları basiretle Allah Teala’ya çağırır.
Tasavvuf yolunda bu makam hakkında sûfilerin şaşırdığı pek çok sebep vardır.
Ebu Yezid şöyle der,
“İnsanları şu kadar yıl Allah Teala'ya davet ettim, sonra Allah Teala’ya döndüm, bir de ne göreyim, “Hepsi beni geçmiş”
Bu makamda Ebu Yezid’e şöyle denilmiş, “Arif günah işler mi?”
O da şöyle cevap vermiş, “Allah Teala’nın emri mutlaka gerçekleşir”
Bu ifade, edebin zirvesidir.
Çünkü Ebu Yezid ‘evet’ ya da ‘hayır’ dememiştir.
Bu ise, onun hali, bilgisi ve saygısının yetkinliğindendir.
Allah Teala ondan ve onun gibilerden razı olsun!
Muhyiddin İbnü’l Arabî, Futuhât-ı Mekkiyye