Alemde, Allah (c.c.)’ın dini uğrunda, Allah (c.c.)’ın rızasına mazhar olmak için canını
feda edenler bulunduğu gibi, Allah (c.c.)’ın dininden korkan, İslâm’dan ve Kur'an’dan ürken ve
Allah (c.c.)’ın dini İslâm’ın tecelli ve inkişaf etmesini asla istemeyen imansız, beyinsiz kafirler
de vardır. Bunlar Allah (c.c.)’ın nurunu söndürmek, Kur'an hayatını öldürmek ve mü'minlere
fesat-zarar vermekte hiç kusur etmezler. Onları fitneye ve mihnete düşürmekten geri
kalmazlar. Çünkü niyetleri bozuktur, kalpleri çarpık ve mühürlüdür. Ruhen hastadırlar.
Zannederler ki doğan güneşi, sanki ağızlarıyla püf diyerek söndürüverecekler. Allahü Teâlâ
(c.c.)’nın Meşrîk-i Muhammedî’den doğdurmuş olduğu Kur'an güneşini, hak nuru olan İslâm’ı,
öyle uydurma sözlerle, yalan iftiralarla, yanlış propagandalar ve entrikalarla söndürmek ne
mümkün… Serseri kafirlerin haddine mi kalmış..?
Gerçi halis tevhidin, bir Allah (c.c.)’a imanın ve yüce İslâm nizamının ortada görünmesi
ve gelişmesi ile şirkin, putperestliğin ve bunun bir başka görünümü olan beşerî sistemlerin
yok edilmesi, ortadan kaldırılması, elbetteki açık ve gizli kafirleri ve müşrikleri çok üzer ve
son derece rahatsız eder. Fakat onlar ister hoşlansın, ister hoşlanmasın, Allah (c.c.) dinini galip
kılacak ve nurunu muhakkak tamamlayacaktır.
Hakkın dini İslâm’ın, netice itibariyle bütün sistemlere üstün olması ve İslâm güneşi
yeniden zuhur edince, bu sistemlerin sönük, hükümsüz, tesirsiz kalması bir kere olmayacak,
defalarca olacaktır. Çünkü Allahü Teâlâ (c.c.)’nın buna dair olan va’d-i sübhanesi, Kur'an’da
müteaddit yerlerde beyan edilmiş, bu müjde verilmiştir. İslâm’ın bu huzur ve galebesi, muhtelif
devirlerde defalarca tahakkuk edilecektir. İman-tevhid ile hak dinin neticesi olan, ebedî hayatın
selamet ve saadet gayesine yükselecektir. Sadece fani hayat için çalışan, heva ve hevesi için
dolaşan, şehvetleri ardında koşan facirlerin, haksızların, dinsiz, imansızların başlarına kıyamet
koparken, ehl-i İslâm olanlar, Hakkın himayesinde, dünyada Kur'an gölgesinde yaşadıkları gibi,
ahirette de arşın gölgesi altında yaşayarak, büyük kurtuluşa ereceklerdir.
İslâm cemâati içinde, Müslüman’ı gizlice kemiren, İslâm yapısını sinsice parçalamaya
çalışan münafıklar, körler, sağırlar vardır. İslâm’ın heybeti ve Kur'an’ın azameti karşısında bu
kafirler, İslâm’ın gece sakinliği gibi dinlenme safhasına girdiğini görünce, artık işi bitmiş,
istikbalde de yeniden parlayacak gücü kalmamış zannederler de meydana çıkarlar ve açıkça
küfürlerini, küstahlıklarını ortaya dökerler. Allah (c.c.)’ın dinini unutup, şirk ve küfür yollarına
saparlar, dinsizlik ve sapıklık vadilerinde dolaşırlar. Yaşadığımız bu günler, bu olaylara
şahittir. Nihayet küfrün ve cehaletin, yavaş yavaş da olsa kalkması ve İslâm güneşinin
yeniden doğmasıyla kimin ne olduğu anlaşılıverdi, halis mü'minler ile münafıklar, düzenbazlar
birbirinden ayrıldılar.
Bu bir sünnetullahtır. Allah (c.c.)’ın her asırda geçerli olan kanunudur. Ancak burada,
çok mühim olan bir hususu da hatırlatmış olalım. “Allah dinini korur, Kur'an’ı kıyamete
kadar koruyacağını vaat buyurup, garantilememiş mi? Güneş balçıkla sıvanmaz, kafirler
ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar, fakat onlar istemese de Allah nurunu
tamamlayacaktır” gibi sözlerle avunup sırtüstü yatmak, İslâm’a hizmet etmemek, din için
cihad etmemek çok yanlış bir tutumdur.
Allah (c.c.)’ın, dinin düşmanlarının şerrinden koruyup muhafaza edeceğinden asla
şüphemiz yoktur. Fakat sen yatarken, gece gündüz dünya için çalıştığı halde din için en ufak
bir hizmette bulunmazken, senin dinini, imanını koruyacağına dair bir garanti vermemiştir.
Bilakis: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım
eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Şûrâ:7) buyurmaktadır.
2
Yerden atılan gülleler ile güneş söndürülemez, ama senin gözünü kör, gündüzünü gece
yapabilirler. Hatta canını bile çıkartabilirler. Sen mübarek İslâm dinine yardım etmeyeceksin,
cihadı terk edeceksin, ehl-i küfrün bugün olduğu gibi, İslâm’a saldırılarına ses çıkarmayıp
seyirci kalacaksın, kılın kımıldamayacak, sonra da yüce dinin nimetlerinden yararlanacaksın
öyle mi? Böyle bir şey olması mümkün değildir. Siz ister bu din için çalışıp cihad edin,
isterseniz heva ve hevesinize kul olun, bu din kıyamete kadar ayakta duracak, onun için
savaşan, onun yolunda canlarını, mallarını feda eden gerçek mü'minlerden yeryüzü kıyamete
kadar boş kalmayacaktır. Mevcutlar bu hizmeti yapmayacak olursa, bu şerefli hizmeti severek
yapacak olan mücahidleri, Allah (c.c.) yaratıp bu dine hizmet ettirecektir.
Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizden kim dinine dönerse (bilsin ki) Allah,
sevdiği ve kendisini seven, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve zorlu
bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın
kınamasından korkmazlar. Allah’ın lütfü ve ilmi geniştir.”
Tarih boyunca bir çok toplum İslâm’ın bayraktarlığını yapmış, O’nun bayrağı hiç yere
düşmemiştir. İnsanlar yeryüzünde yaşadıkları müddetçe de İslâm ümmetinden bir toplum
hakkı ayakta tutacak ve bayrağı taşıyacaktır.
“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûldür ve iman edenlerdir. Onlar ki, Allah’ın
emirlerine boyun eğerek namaz kılar, zekâtı verirler. Kim Allah’ı, Resûlünü ve iman
edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz, Allah’ın tarafını
tutanlardır.”
Şimdi ey mü'minler! Gelin Allah (c.c.)’ın kullarını başkalarına kul eden, hür insanları
köle yapan, iffet ve namusu para ile satan, bâtıl dinleri ve bu dinlere bağlı olanları cehenneme
sevk eden beşerî sistemlerden kurtarıp, onları hürriyetlerine kavuşturalım. Hakkın nizamı
İslâm’ı yeniden hakim kılmak için gece gündüz durmadan, yorulmadan, mallarınızla,
canlarınızla cihad edip çalışın. Yardım Allah (c.c.)’tandır. Çalışırsak, Rabbimize güvenirsek
zafer yakındır.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.