Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Kadere inanmayanlar ve oncusu M.islamoglu
Kadere inanmayanlar ve oncusu M.islamoglu
syf.36 da diyor ki ozgur iradee karsi kaderi ilk kim savunmustur ? sorusuna kuran "seytan" cevabini veriyor.(!) Guya kaderi cebri zorlayici olarak vasfedecek oysa kader anlayisimizda cebir zorlama yoktur..
Yine kitabin baslarinda Allah dilemeseydi biz sirk kosmazdik diyen musriklerin kader anlayisinin muslumanlara gecmesinde bir sebep oldugunu soyluyor
Kuran in ustunu cizdigi kader anlayisi Emeviler doneminde yeniden cikmis ..(!)
Bir de Hasan i Basriya iftira atarak emevi yoneticilerine "Allah dusmani " dedigini soyluyor.Var mi Hasan el Basri de boyle bi nakil yok.Bunu ancak gulat i sia der.
Konuya dönersek ''Mezkur şahsın söylemediğini söylemiyorsun ama söylediklerinden söylemediği anlamlar anlıyorsun.'' Kader ilkesi Kur'an da zikredilen amentü de geçmiyor diyor, buraya ben de katılmıyorum direkt olarak geçmese de başka yer de nüanslarla birlikte atıflar var. Bununla beraber ikinci kaynaktan da deliller var. Dolayısıyla her şeyin yazılı olduğuna inanmamak(ki onun tam olarak böyle dediği belli değil) kişinin akidesini tehlikeye düşürür. Fakat burada Mustafa İslamoğlunun söylediği diğer şeylerin nesi yanlış? Kader meselesi siyasi rantlar da kullanılmamış mıdır, birilerine malzeme olmamış mıdır? Kader anlayışımız iradeyi dışlayan fatalist bir anlayışa doğru hiç itilmemiş midir?
İslamoğlu'na tekrar dönersek bu şahıs Allah'ın her şeyi bildiğini ve olacakları kayıt ettiğine dair inancı var mı yok mu? sorusuna verilecek cevap diğer sözlerinden haraketle'' kesinlikle var'' dememizi gerektirir. belki fark şuradadır: Allahın her şeyi bilmesi bizim irademize engel teşkil etmez. buna ben de öyle inanıyor ve naslardan da bunu anlıyorum.
fakat İslamoğlu'nun kaderi ayrıntı bir şeymiş gibi göstermesine bende katılmıyor ve elbette bende yanlış buluyorum.
Maide-44 e gelince hamdolsun sahabenin tuttuğu yoldayım

İtikadım aynen ehli sünnetin dediği gibi Allahın indirdiğiyle hükmetmeyen kişi ancak bunu hükmü inkar ederek ve yaptığını helal sayarak yaparsa kafir olur..
*Ancak bunu gündeme getirerek tağutlarını müslüman olarak gösterip onlara meşruiyet kazandırmak ne İbni hazmın ne de sahabenin yolu..
-Ehli sünnet bunu, haramları helal, helalleri haram kılan nitelikte yasalar çıkartıp bu yasalarla hükmeden, bu batıl yasaları tasdik eden hakimler için söylememiştir. Bilakis bu, bazı hususlarda nefsine uyarak Allahın hükmünü terk eden hakimlerle alakalı söylenmiş bir sözdür.
-Maide: 44. Ayetin tefsiriyle alakalı alimlerin zikrettiği şeylerin günümüz vakıasıyla bir alakası yoktur. Bir alimin “küfür lafzı marife olarak gelirse hakiki küfre delalet eder” demesiyle bütün iman küfür meseleleri izah edilemez.
Bizim usulümüz bu değil...
İlk once kitabında da yazdığın ayet hakkında İbnu Abbas’tan nakledilen “Bu ayette bahsedilen küfür, küfrün altında bir küfürdür” veyahut da “Burdaki küfür, Allahı meleklerini kitaplarını inkar edenin küfrü cinsinden değildir” gibi sözlerin benzerleri sadece İbnu Abbas’tan değil, selefiyle halefiyle alimlerin birçoğundan nakledilmektedir.
*Bundan dolayı İbnu Abbas’ın sözü hakkında sened veya metin açısından yapılacak tenkidlerin bizim meselemize herhangi bir faydası yoktur.
-Allahın indirdiğiyle hükmetmeyen hakimin hükmü inkar etmedikçe kafir olmayacağı doğrudur. Ancak bu inkarın mutlaka hükmü dil ile yalanlama şeklinde gerçekleşmesi gerekmez. Kişi Allahın hükümlerini kabul ettiğini söylese fakat amelinde bu tasdikine zıt bir fiil ortaya koyarsa sözüne değil, ameline itibar edilir ve o kişi tekfir edilir. Bundan dolayı alimler İslam şeriatını terk edip Cengizhan’ın ihdas ettiği Yesak kanunlarıyla hüküm veren Tatarları ve bu kanunlara muhakeme olan herkesi tekfir etmişler ve bu kimselerin İslam şeriatını kabul edip etmediklerini araştırmamışlardır. İbn Kesir (ra) Cengiz yasalarına muhakeme olanların kafir olacağını Maide: 50. Ayetin tefsiri sadedinde beyan etmiş ve bu hususta alimlerin icma ettiğini bildirmiştir.
-Kardeş, Maide: 44. Ayetin nuzul sebebi olan hadisede de aynı şekilde Yahudiler zina edenlere verilen recm cezasını kömüre boyayıp eşeğe ters bindirme cezasıyla tebdil edip değiştirmişler ve Tevrattaki asıl hükmün recm olduğunu itiraf etmeleri onları küfürden kurtarmamışt mı? Hayır..
-Bak günümüzde de aynı şekilde Allahın hükümlerini kabul ve itiraf ettikleri halde, mesela İslamda hırsızın haddinin el kesmek olduğunu, zina edenin recmedileceğini vb hususları dilleriyle kabul ettikleri halde Allahın bu hükümlerini yürürlükten kaldıran, bunların yerine yeni cezalar getiren veya bu fiilleri tamamen serbest bırakan yöneticiler ve bu yeni oluşan batıl şeriatı kendilerine esas alıp buna göre hüküm veren hakimler ve bu yeni icad kanunları fiiliyatta tasdik edip buna rıza gösteren herkes de aynı şekilde Allahı ve rasulunu inkar etmiş ve de kafir olmuştur. İbnu Kesir (ra)’ın ilgili yerde beyan ettiği gibi Tevrat ve İncil gibi neshedilmiş şeriatlarla amel etmeye kalkan birisi dahi kafir olurken, Yesak gibi beşeri kanunlarla hükmeden kimseler nasıl kafir olmazlar?
- Amerika’daki zencilerden bazılarının yaptığı gibi ramazan orucunu kış mevsimine sabitleyip bundan sonra her sene Aralık ayında oruç tutmayı kararlaştıran bir topluluğu akıl sahibi herkes tekfir ettiği halde veya namazı bundan sonra iki vakit olarak kılma kararı alan bir cemaati herkes tekfir edeceği halde bu akıl sahipleri nasıl olur da hırsızın elini kesmek yerine hapis cezası verme kararı alan, faizin bundan sonra serbest olduğunu ilan eden yöneticilerin ve bu yöneticilere tabi olanların küfründe ihtilaf ederler? Aklı ve dini olan herkes, tembelliğinden dolayı oruç tutmayan birisinin durumu ile oruç konusunda yeni bir teşri getirip orucun vaktini değiştiren birisinin durumunu ayırd eder.
Bunlardan birincisi günahkar Müslümanken diğeri kafirdir. Peki akıl ve din sahibi olduğunu iddia eden bir kimse nasıl olur da zina eden birisine 100 deynek cezası vermekten nefsine uyarak imtina eden bir yönetici ile zinanın cezası hususunda yeni bir şeriat çıkartan ve Allahın hükmettiği celde cezasının yerine hapis vs yeni bir kanun ihdas eden yöneticinin durumunu ayırd edemez?
-Haramı helal kılmak sadece itikad yoluyla gerçekleşmez. Dille ve amelle de istihlal gerçekleşebilir. O sebeble Allahın indirdiğiyle hükmetmeyen bir kimsenin kafir olması için yaptığı işi helal sayması gerekir, ibaresinden “amelinde ne yaparsa yapsın, sadece kalbi itikadında bunun haramlığına itikad etmesi yeterlidir” şeklindeki bir kanaat iman, söz ve ameldir; artar ve eksilir diyen ehli sünnet ve’l cemaatin ve de diğer kıble ehlinin kanaati değildir. Bu bilakis iman, mücerred tasdik ve bilgiden ibarettir diyen ve bu kanaatleriyle beraber kafir olup kıble ehlinin dışına çıkmış olan Cehmiye ve Mürcie’nin gulat (aşırı) kesiminin kanaatidir.
Allahın şeriatını değiştiren, “Allahın dininde onun izin vermediği hükümler icad eden şerikler, ortaklar edinen” (Şura: 21) başbakan, cumhurbaşkanı, milletvekillerini ve diğer yasama görevlilerini ve onların icad ettiği bu batıl hükümlerle hüküm veren hakim, savcı, avukat vb yargı mensuplarını ; insanları bu kanunlara silah zoruyla itaat etmeye çağıran asker ve polisleri ve bu kanunlarla amel eden diğer idari görevlileri; oylarıyla bu küfür kanunlarının yapımına destek olan vatandaşları hangi iman sahibi tekfir etmez! Hangi akıl sahibi bunların tıpkı Allahın hükümlerini tatbik etme hususunda gevşeklik gösteren müslüman yöneticiler gibi sadece günahkar olduğunu, kafir olmadığını söyleyebilir?
Halbuki bu sayılan kesimler ve bunlara rıza gösteren herkes Allahın hükümlerini fiilen inkar etmektedirler ve Allahın hükümleriyle hükmetmemeyi fiilen helal saymaktadırlar. Aslında bu insanlarla konuşulduğunda yaptıkları amelleri itikaden de helal saydıkları görülür. İşin aslına bakılırsa bizim konuştuğumuz mesele vakıası olmayan bir şeydir. Tağuti sistemde görev yapanlar ve onları oylarıyla destekleyenler yaptıkları ameli biz haram işliyoruz, diye mi yapmaktadırlar?Sırf bu bile hakimiyet meselesinde bizimle tartışanların samimiyetsizliğini göstermeye yeter…
Şeyhulislam İbnu teymiye’nin naklettiğine göre bazı insanlar Ata bin ebi Rabah’ın huzuruna gelerek Mürcie hakkında sorular sormuşlardır. Nihayet soru olarak şunu yöneltmişlerdir: Onlar diyorlar ki:
“Biz namazın farz olduğunu ikrar ederiz, ama kılmayız. İçkinin haram olduğuna inanırız fakat içeriz. Annelerle evlenmek haramdır. Lakin biz evleniriz. Bunu anlatınca elini elimden çekti ve dedi ki: Kim bunu yaparsa kâfirdir." (Feteva, 7/204-205; *Külliyat, 7/170-171)
-Bizzat dinin aslına giren teşri ve hakimiyetin sadece Allah’a ait oluşu gerçeği, sadece bir tane ayet üzerinde yapılan tefsir münakaşalarına ve Arap dili kaidelerine dayandırılamaz.
*Çünkü bu husus bizzat rasullerin gönderiliş gayesi ve hepsinin ortak daveti olan “La ilahe illallah” kelime-i tevhidinin bizzat içinde yer alan bir meseledir.
-İslam şeriatını yürürlükten kaldırıp yerine beşeri kanunları getiren yöneticilerin durumu bundan farklıdır. Bunlar bu hareketleriyle şeriatı reddedip başka bir şeriata tabi olduklarından dolayı kafirdirler. Velev ki dilleriyle şeriatı inkar etmediklerini de iddia etseler amelleri, sözlerini yalanlamaktadır. O bakımdan Ehli Sünnet alimlerinin “Allahın indirdiğiyle hükmetmeyen hakimler hükmü inkar ederlerse kafir olurlar” sözü bunlar için de geçerlidir. Çünkü bunlar Allahın hükümlerini fiiliyatta inkar etmiş ve hafife almışlardır. Ayrıca hepsinden de önemlisi burada bizzat uluhiyet ve rububiyetinde Allaha ortak koşma sözkonusudur. Zira günümüzdeki laik demokratik sistemlerin yöneticileri bu kanunları çıkartırken hüküm verme yetkisinde Allaha ortak koşarak bunu yapmışlardır. Birçoğu bunu “Hakimiyet milletindir” gibi sözlerle açık bir şekilde de ifade etmektedirler.
İşte bütün bunlardan dolayı sahabeden ve seleften bir cemaatten ve de sonrakilerden nakledilen “Allahın indirdiğiyle hükmetmeyen hakim, bu yaptığını helal saymadıkça küçük küfür işlemiştir” mealindeki sözü günümüzdeki tağutlara uygulamak en hafif tabirle çarpıtmacadan ibarettir.
Aslına bakılırsa bu gerçekleri ters yüz etmenin ta kendisidir.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi