İslâm hayat sahnesinden çekilince yeryüzünde hiçbir şey yerinde kalmaz. Düzen
bozulur, ölçüler sarsılır. Dünün haramı helal ve helali haram olur. Bugün kabul edilen yarın
reddolur. Yarın kabul edilenin hükmü bir sonraki gün kaldırılır. Beşer arzuları, çeşitli ve
çelişkili görüşlerle kendilerini aldatma çabasına girerler. İnsan, bu görüşleri ne kabul edebilir
ne de onlardan kurtulabilir. Şaşkına döner. Ne yapacağını şaşırır. Ne yapacağını bildiğini
zannettiği an, muhakkak ki onu ne için yaptığını bilmez. Her nesil bir önceki nesilden farklı
bir şekilde kendini takdim eder. Nesillerdeki her fertte, diğerlerinden farklı bir şekilde
kendisini takdim eder. İnsanların başvurdukları ve kabul ettikleri bir temel yoktur. Yaptığından
dolayı kimse sorumlu değildir. Herhangi bir ölçü fertlerin hareketlerini sınırlandıramaz.
Hiç kimse başkasını bir ölçüye zorlayamaz. İnsan özgür değil midir?
O zaman insanlık, başı boş dolaşan hayvanların bir çeşidi olur. Hatta bu durumda,
hayvan çeşitlerinin de en aşağısıdır. Çünkü insanın elinde ilmî imkanlar vardır. Ve o zaman
bu imkanlarını sapık yollarda kullanacaktır. Hayvan ne kadar vahşi olursa olsun, insanın bu
imkanlarla yapacağının binde birini yapamaz.
Günümüz insanının durumu işte budur. Ne yazık ki, bu acı gerçek, daha da kötüye
gitmektedir. Değilse, emniyet tedbirleri arttığı halde suçların çoğalmasının manası nedir?
Anarşist ve hippilerin doğuşu neyi ifade ediyor? Cinsi ilişkilerdeki sorumsuzluk nereye kadar
devam edecektir? Hayvanların bile kaçındığı aynı cinsle ilişki kurma bazı ülkelerde yüzde
yetmişe (% 70) ulaştı. Bu durum, insanlığı nereye götürüyor? Her şeyi birbirine ters düşen
günlük düşünceler insanlığın başına neler getirecektir?
İslâm’ın hayat sahnesinden çekilmesiyle hiçbir şey yerli yerinde kalmaz. Çünkü
sapıklık ve bozulmak, kokuşmaktan kurtulmuş biricik Rabbani düzen İslâm’dır. İnsanlığın
gölgesine sığınabileceği biricik düzendir O. O olmayınca insanın yararına olan her şey
kaybolur. İnsan için çok önemli olan beş mesele vardır. Bu beş meseleyi ele alarak, İslâm’ın
hayat sahnesinden çekilmesiyle insanlığın başına neler geldiğini misalleriyle görelim. Beş
mesele ise şunlardır:
1- Din. 2- Akıl. 3- Mal. 4- Can. 5- Nesil.
1- DİN: Müslümanlar Endülüs’ü fethetti. Orada sayıları milyonları buluyordu. Sonra
yenildiler. Bu milyonlardan geriye ne kaldı. Şimdi tek bir Müslüman’a rastlayamazsınız
Endülüs’te (İspanya’da). Müslümanlar Mısır’ı fethetti, Şam’ı da. O zaman Mısır’da ve
Şam’da Hıristiyan vardı. Bugün hâlâ buralarda Hıristiyanlar yaşıyor. İnançlarından dolayı
insanların öldürülmesi bir yana, zorlandıklarına bile rastlayamazsınız. İslâm tarihinde
asırlarca Müslümanlar Hindistan’a hükmetti. Dinimize ters düşen her şeyi silip süpürebilir,
ortadan kaldırabilirdik. Hiç kimse de buna engel olamazdı. Ama bunu yapmadık. Dinlerini
değiştirmeleri için hiçbir baskıda bulunmadık. Onun için Hindistan’da Müslüman olmayanların
sayısı, Müslümanların iki katından daha çok olarak devam etti.
İngiltere krallarından birinin, sadece mezhepleri değişik olduğu için vatandaşlarından
öldürdüklerinin sayısı yüz binleri aşmıştır. Dinlerinin temelinde bir farklılıkları yoktu. Bu
kralın kanunlarından biri şöyleydi: Hirtok mezhebine bir erkek tevbe ederek dönerse,
kendisine acınır. Bu acıma ateşte yakılmak yerine kılıçla öldürülmesidir. Tevbe edip dönen
kadın ise, yine ona da şefkat gösterilir ve bu şefkat ateşte yakılacağı yerde, diri diri
gömülmesidir.
2
Engizisyon mahkemeleri, Protestan mezbahaları gibi hususlar, İslâm olmayınca
insanlığın başına gelen belaları belgeleyen hususlardır. Bütün bunlar İslâm’ın olmadığı yerde
inanç özgürlüğünün de olmadığını göstermektedir. İslâm'ın hakim olduğu yerlerde inanç
özgürlüğüyle ilgili durumu Müslüman olmayanlardan dinleyelim: Patrik İşoyaya, hicri 656
yılında şöyle diyordu: “Her tarafa hükmetme imkanını elde eden Müslümanlar bildiğiniz gibi
bize adaletli davranmaktadırlar.” Antalya patriği Makaryos ise şöyle diyor: “Allah (c.c.)
Müslüman devletini ebede kadar daim kılsın. Belirli cizyeyi alır ve Yahudi olsun, Hıristiyan
olsun kendilerine tâbi olan kimsenin inancına karışmazlar.” Arnold şöyle der: “İtalya’da bile
Müslümanları şevkle bekleyenler var. Belki onlar da, daha önce Müslümanların hakimiyetine
geçen Hıristiyanlar gibi, Hıristiyan idarelerde kavuşamadıkları hürriyet ve hoşgörüye
kavuşacaklar.” Arnold, yine şöyle der: “Yenilen İspanya Yahudileri ancak on beşinci asırda
kafileler halinde, Müslüman Osmanlı Devletine sığınabildiler.” On altıncı asırda yaşayan
Rişard Stibz de şöyle der: “Müslümanlar, hakimiyetlerinde yaşayan Hıristiyanların inançları
doğrultusunda hareket etmelerine müsaade ettiler. Hakimiyetlerinde yaşayan Yunanlılar da,
Latinler de kalplerini diledikleri şekilde kullandılar. İstanbul’da bile kiliselere ve Hıristiyan
larca mukaddes bilinen yerlere dokunmadılar. İspanya’da geçirdiğim on iki yıllık gözlemlerime
dayanarak kesinlikle belirteyim ki, papaların toplantılarına istemeyerek katılıyorduk.
Çünkü hem kendimizin ve hem de çocuklarımızın canlarından endişeliydik.”
Çağımızda inanç özgürlüğü korunmuştur deniliyor ama, durumun tamamen ters
olduğunu da görüyoruz. Günümüzde inanç hürriyeti, gizli veya açık bir şekilde yok edilmiştir.
Öyle ki dindarlar bile dinlerini koruma hususunda emin değildirler. Nerede kaldı ki,
başkalarının dinleri konusunda emin olma.
Sovyetlerde ve diğer sosyalist ülkelerde inkarcı Marksist Felsefe çeşitli yollarla
öğretildiği halde, dinlere davet etmek yasaktır. İstatistiklere göz attığımız zaman bu
ülkelerdeki din hürriyetinin durumunu anlayabiliriz. Kilise ile ilişkileri kesilmiş kiliselerin
sayısıyla, cami olmaktan uzaklaştırılmış camilerin sayısı… Ve elli milyon Müslüman’dan
bugün Rusya’da arta kalan kaç kişi…
Bir de şu ayete kulak verelim: “Eğer Allah, insanların bir kısmını (müşrikleri) bir
kısmı ile (mü'minlerle) def etmeseydi, içlerinde Allah’ın ismi çok anılan manastırlar,
kiliseler, havralar ve mescitler elbette yıkılırdı. Muhakkak ki Allah, dinine yardım edene
yardım edecek, zafer verecektir. Şüphe yok ki Allah, çok kuvvetlidir, her şeye galiptir.”
(Hacc:41). Rusya’da ve sosyalist ülkelerde din hürriyeti açıkça yasaklanmıştır. Kapitalist
ülkelerde ise bu yasaklama, bazen açık ve bazen de kapalı bir şekilde uygulanmaktadır.
Eritre’de, Müslümanlara uygulanan katliamlarla, Malcom’un Amerika’da öldürülüşünü henüz
unutmadık.
Gerçek şu ki İslâm'ın olmadığı yerde, inanç hürriyeti yoktur.
2- AKIL: Aklın korunabilmesi, akıl yararına göre hareket edebilmesi için tek çıkar
yol, İslâm düzeninin hakim olmasıdır. Bu tecrübe ile sabittir.
Günümüzde, aklın tamamen hür olduğu ve aklın en güzel şekilde korunduğu iddia
edilir. Halbuki günümüzün düzenlerinde, akıl ihmal edilmiştir. Bunun bir çok örnekleri
vardır:
a) Günümüzün idare düzenleri, laikliği benimsediklerini söylerler. Halbuki, ilmin
dediği bir türlü, uygulama başka türlüdür. İlim, alkolün zararlı olduğunu söyler. Ne var ki,
dünya devletlerinin hemen hemen hepsinde alkol serbesttir. İlim, sigaranın zararlı olduğunu
söyler. Ama devletlerin tümünde, sigara teşvik edilir. İlim, zinanın, insan nesline yararı
olmadığını söyler. Ama tatbikatta zina serbesttir. İlim, kadının erkekten farklı olduğunu
söyler. Fakat, her şeye rağmen kadını erkekle bir tutmaya çalışır.
3
İSLÂM OLMAYINCA VE NEDEN İSLÂM? -IIb)
Akılcı asrımızda gazete, mecmua ve radyoların sayısız yalan söyledikleri, yalan
uydurdukları, böylece asılsız haberlerin her tarafa ulaştırıldığını, suçları temize çıkarmak için,
gerçeklerin büyük bir ustalıkla örtbas edildiğini görüyoruz. Öyle ki, toplum idaresi demek
olan siyaset, yalan ve hakikatleri saptırma anlamında kullanılır oldu. Üstelik bu yalan ve
demagojinin başarılı olabilmesi için psikoloji (ruh bilimi) ve toplum biliminin verileri istismar
edilmektedir. Bu hata ve sapıklıklarla beslenen akıl, insana yakışan bir akıl mıdır? Başka bir
deyişle, aklın bu şekilde aldatılması, aklın yararına mıdır?
c) İki şekilde akla kötülük yapılmaktadır. Biri, akla bir çeşit düşünme emredilir. Ama
aklın bu düşünceyi eleştirmesine izin verilmez. Diğeri ise, düşünme ve fikir olmadan dilin
konuşmasıdır. Bu da sadece hevâ ve şehvete uyularak olur.
İslâm'ın hakim olmadığı yerde, bu iki durumdan biri vardır demektir. Komünist
toplumda akıl, komünizm doğrultusunda düşünmek zorundadır. Başka türlü düşünemez ve
komünizmi eleştiremez. Kapitalist toplumlarda ise, insan dilediği şekilde konuşur. Akla tam
terste olsa bile. Çünkü bu toplumun insanı kendini her şey sanır. Olaylar, çağımızda akıl
yararına hareket edilmediğini göstermektedir. İstatistikler de bu gerçeği ispat etmektedir.
Yeryüzünde zeka oranı azalırken, gittikçe aklî hastalıklar da çoğalmaktadır.
Netice olarak İslâm'ın hakim olmadığı yerde, aklın korunamayacağı bir gerçektir.
3- CAN: Bazı durumlar hariç, insanın hayat hakkı, mukaddes haklardandır. “Kim
kısas gerekmeksizin veya yeryüzünde fesat işlemeksizin bir nefsi öldürürse, bütün insanları
öldürmüş gibi olur.” (Maide:32).
Yüceltilen insanın öldürülmesi kolay bir şey değildir. “Gerçekten biz, Adem
oğullarını üstün kıldık.” (İsra:70). Lakin İslâm'ın olmadığı yerde, sebepli sebepsiz insan
öldürmek, bir yudum su içmek gibidir. Medeniyet çağı diye nitelenen çağımızda bu acı
gerçekleri açıkça görüyoruz.
a) Komünizmin gerçekleşmesi için on dokuz milyon Rus vatandaşı öldürülmüş, iki
milyon kişi ağır cezalara çarptırılmış ve dört-beş milyon da sürgüne gönderilmiştir. Bu
rakamlar neyi ifade ediyor?.. İnsan canına değer verildiğini mi?..
b) Amerika ve Güney Afrika’da sırf siyah oldukları için milyonlarca insanın öldürülmesinin
manası nedir? Atom ve hidrojen bombaları neyi ifade ediyor? Sömürgelerde katliamlar,
istikrar bulamamış ülkelerde koltuk kavgaları ve bir çok ülkede karşıt siyasi görüşte
olanların kurşuna dizilmeleri bize neyi anlatıyor? Müslümanları yok etmek için zaman zaman
Hindistan’da çıkan kargaşalıklar, kesik başlardan kurulan tepeler ve dünya savaşları bize neyi
gösteriyor? Türkiye’de laikliğin yerleşmesi için şehit edilen insan sayısı beş yüz bindir. Bu
insanların pek çoğu alim ve istiklal savaşına katılmış kimselerdi. Bunun manası nedir?
Bütün bunlar, canına değer verilmediğini ispatlamak için yeterli değil midir? Ama
İslâm hakim olsaydı, haksız yere tek bir insanın canına kıyılmayacaktı.
4- MAL: Mal, canın yongasıdır. Öyle derler. Yüce Allah (c.c.) insan için şöyle
buyuruyor: “Gerçekten o, malı sevdiği için çok cimridir.” (Âdiyat:8). “Malı da pek çok
seversiniz.” (Fecr:20). Onun için insanın malını korumak, çok önemlidir. Nasıl ki canı korumak
zorunlu ise, malı korumak da zorunludur. Ama İslâm olmayınca her şey yok olur.
Ebû Ubeyde b. el-Cerrah, Humus’taki Hıristiyan halkı koruyamayacak duruma
düşünce, daha önce onlardan aldığı cizyeyi geri verdi. Bu olay tarihte benzeri olmayan bir
4
adaletin doğuşunu ve eşsiz bir toplumun ortaya çıkışını gösteriyordu. Bu toplum, insan hayatı
için zorunlu olan her şeye hakkını veren eşsiz bir toplumdu.
Ebû Ubeyde’nin bu hareketiyle sömürgecilerin ele geçirdikleri yerlerde yaptıklarını
karşılaştıralım. Veya haksız yere hiç kimsenin malının alınmadığı ve haksız olarak kimsenin
mala sahip olmadığı İslâm toplumuyla çağdaş komünist veya kapitalist toplumları karşılaştıralım.
Komünist toplumda, mülkiyet ve hayat hakkından hiç sorulmaz. Bunların ikisi de, bu
toplumda yok edildiği apaçıktır. Kapitalist topluma gelince, bu toplumda görünüşte mal
korunmuş görünüyorsa da gerçekte faiz, karaborsacılık, hortumculuk ve sömürü ile mal
çalınmakta, fakir ve muhtaçların hakları çeşitli zulüm yollarıyla ellerinden alınmaktadır.
Mal ancak İslâm ile korunur. İslâm'ın hakim olduğu yerde ne zulümle alınır ve ne de
zulümle elde edilir.
5- NESİL: İnsan için zorunlu olan beş şeyden biri de neslini korumaktır. İslâm hakim
olmadan insan nesli de, tam olarak korunamaz. İslâm yeryüzüne hakim olunca, insanları kendi
kendilerinden sorumlu tutar ve onları korur. Basit bir araştırma yapılsa, günümüzde insan
neslinin nereye götürüldüğü açıkça görülür. Meselâ altmış yıldır Fransa’da doğum oranı
gittikçe azalmaktadır. Yirminci asrın başlarından bu yana Fransız ordusunun kumandanları
bedeni kuvvet ve sıhhat yönünden gerilemektedir. Amerikan gençliğinde de durum böyledir.
Amerika başkanı, askerlik çağına gelen altı milyon kişiden bir milyonunun askerliğe elverişli
olmadığını ilan etmiştir. Ayrıca Amerikalıların saplandıkları eğlenceli hayattan dolayı
genellikle vücutlarında bir zayıflama ve yıpranmanın olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir.
Viyana’dan gelen haberlerde kadınların üçüncü bir cins haline geldikleri, kadınlıkla
ilişkileri kalmadığı halde erkekte olamadıkları söylenmektedir. Kadın, erkeklerle karışıp
erkeğin yaptığı tüm işleri yapmakta ve hastalıklı olmadığı halde hamile kalmamaktadır.
İsveç’te evlenenlerin oranı, evli olmayanlara göre gittikçe azalmakta ve meşrû olmayan
çocukların sayısı da gün geçtikçe artmaktadır. Evlilik çağına gelen erkek ve kadınların % 20’si
hiç evlenmemektedir. Burada boşanma oranı da diğer ülkelerden fazladır. Sosyal işler bakanlığının
istatistiklerine göre her altı-yedi evlilikten biri boşanmayla sonuçlanmaktadır.
Tekrar Fransa’yı misal verelim: Birinci dünya savaşının ilk iki yılında, Fransız
hükümetinin zührevi hastalıklardan dolayı hastaneye yatmak zorunda kalan askerlerinin sayısı
yetmiş beş bindir. Orta büyüklükte bir kışlada iki yüz kırk iki asker aynı anda bu hastalığa
yakalanmıştır. Bu hastalıkların insan nesli üzerinde olumsuz etkisi vardır. Amerika’da her yıl
otuz binle kırk bin çocuk ırsî yolla gelen zührevi hastalıklardan ölmektedir.
Günümüzde kadınla erkek arasındaki cinsi ilişkilerin % 90’ında yaratılışa uygun
düşmeyen yollarla gebelik önlenmektedir. Geri kalan ilişkilerin % 5’i de gebelikle
neticelenmiş ise, çocuk çeşitli yollarla alınmakta ve doğmadan öldürülmektedir. Hakim
Landsi şöyle diyor: Amerika’da her yıl en azından bir milyon gebe olan kadın çocuğunu
düşürmekte ve binlercesi de doğumdan hemen sonra onu öldürmektedir. Almanya’da kızın
bakire kalması ayıptır. Gebeliği önleyici ilaç ve aletler her yerde serbestçe satılır.
Bütün bunlar insan neslinin yararına mıdır? Bu da gösteriyor ki, İslâm olmayınca ne
insan nesli ve ne de hayatın zorunlu ihtiyaçları tam bir şekilde korunabilir.
Netice: İslâm olmayınca, insan kendi kendini öldürür, kendi kendine zulmeder. Geçici
lezzetlerden ne alırsa alsın, sıkıntılarla dolu bir hayat geçirir. İslam’ı yaşamayan toplumlarda
huzur ve saadet yoktur. Bu böyle biline!..
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.