demektir. İslâm’ın gayesi, bütün insanlığı dünya ve ahirette saadet ve huzura kavuşturmaktır.
İslâm tevhid dinidir. Zâtında ve sıfatında Cenab-ı Hakk’ın bir ve tek olduğunu O’ndan
başka hiçbir yaratıcının olamayacağını ve ibadete layık bulunamayacağını, ibadete ancak Allahü
Zülcelâl’in (c.c.) layık olduğunu öncelikle kabul etmektir. İşte bu inanç İslâm’ın temel akîdesidir.
İslâm, bu inancın dışında kalmayı küfür olarak görür.
İslâm’da dini hükümlerin kaynakları kitap, sünnet ve bunlara bağlı kalmak şartıyla icmâ
ve kıyas-ı fukahadır. İcmâ, evvelce emsalinin geçmemiş olması durumunda din alimlerinin
toplu kararlarıdır. Kıyas, yine evvelce emsalinin geçmemesi halinde, emsallerine benzetilerek
verilen hükümdür. Zamanla meydana çıkan hadiselerde yeni yeni karar vermek durumu ortaya
çıktıkça bu kaynak ve dayanaklardan istifade edilir. Bu dört kaynağın dışındaki emir ve yasaklar
cahiliyeden sayılır.
Müslümanlıkta kaza ve kadere yani her şeyin ve her işin Allah (c.c.)’ın takdiri ile
olduğuna inanılır, başka türlü bir düşünce İslâm haricidir. İslâm, güvenenlere dayanak, ışığına
gelenlere nur, akıl edenlere idrâk, hakkı arayanlara yol göstericidir. Azim sahiplerine basiret
verir ve ibret alanları da ikaz eder, uyarır.
İslamiyet beşerin yaratılışına uygun hükümler getirmiştir. Fertler arasında fark
gözetmez, takvaya riayet edenlere kıymet ve üstünlük verir. İslamiyet sadece bir din ve inanç
sistemi değil, başlı başına bir kültür, bir hukuk, ekonomi, ahlâk ve bir devlet nizamıdır. Ama
kaynağı Kur'an ve onun tefsirini yapan hadislerdir. Dünya için ahireti, ahiret için de dünyayı
feda etmemeyi emreder. İslam’ın hitabı ne belli bir sınıfa, ne şu veya bu millete ve ırka
mahsustur. O bütün insanlığın mutluluğunu ve iyiliğini hedef almış olup, O’nun dünya ve ahiret
kurtuluşunun yönünü göstermiştir. İslâm’ın hükmü bütün zamanları ve mekanları kapsar. İslâm
dini aynı zamanda akla hitap eder, dine teşvik eder. İslamiyet tefrikayı yasaklar, birliğe mani
olacak her türlü hususu ret eder. İslamiyet üstün ve ileri bir ahlâk nizamıdır. Saygı ve sevgi
hasletlerini üstün görür. Öksüze, yetime, düşküne, fakire yardım etmeyi, kadın, erkek, gayr-i
müslim bütün insanların haklarını korumayı, topluma saygılı olmayı emreder.
İslamiyet’te fert, özeleştirisini ilk önce kendi vicdanında yapacaktır. İslamiyet’te, dinin
zorla kabul ettirilmesi söz konusu değildir. Kur'an-ı Kerim’in Bakara Sûresinin 256. ayetinde
açıkça ifade edilmiştir. İslâm’da gayr-i müslimlerin hakları, Müslümanlardan daha az değildir.
İslamiyet insan hayatına büyük kıymet verir. Kur'an-ı Kerim’de “Sizin için kıyasta
hayat vardır” buyurulmaktadır. Bir insanın haksız yere öldürülmesi, bütün insanların
öldürülmesi gibi olduğunu belirtir. (Maide:32).
Günümüzde ne yazık ki bazı rejimleri ayakta tutabilmek için, yüz binlerce insanın yok
edilmekte olduğu görülmektedir.
İslamiyet’te yavaş yavaş da olsa köleliğin kalkması için çalışılmıştır. Günahlardan
arınmak için İslâm’ın öne sürdüğü hususlardan biri de, esir azat edilmesidir. Hz. Ömer (r.a.)
zamanında kölelerin kurtarılması için Beyt’ül- Mal’den (hazineden) tahsisatlar da ayrılmıştır.
İslâm, bütün peygamberleri Allahü Teâlâ (c.c.)’nın kulları ve Resûlleri bilir. Ne Musâ (a.s.)
ne İsâ (a.s.) ne de Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ulûhiyetle zerre kadar alakalarının olamayacağını
kabul eder. İslamiyet mülkiyet hakkını tanımış ve bu hakkı koruma altına almıştır. İslamiyet hiç
şüphesiz ki kolaylık dinidir, aşırılık yoktur.
İslâm, savaşı başlatmaz, savaş müdafaa ve ezilmişlerin hakkını korumak, adaleti hakim
kılmak için yapılır. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Barış halinde bulunan bir milletin
mensubunu öldüren kimse, cennetin kokusunu bile alamaz. Halbuki cennetin kokusu kırk
yıllık mesafeden dahi duyulur ve hissedilir.” (İbn-i Mace).
İslamiyet akla kıymet verir, fakat nakli (naklen gelen dini hükümler) temel kabul eder.
İslamiyet Cenab-ı Hakk’ın afv ve mağfiretinin büyük ve çok olduğunu bildirmiştir. Hiç bir
ferdin aracılığına lüzum olmadan bu mağfiret kapısından girilerek Allah (c.c.)’a sığınabileceğini
bildirmektedir. İslamiyet çalışmayı ve yardımlaşmayı emreder, bunlar için türlü türlü metotlar
koyar. Bütün hareketlerin faydalı olmasını, vicdanı temiz tutmayı, düşünce ve ifadelerin hür
olmasını emreder. Ahde vefaya çok kıymet verir, söz verilince yerine getirilmesini mutlaka
ister. Yalan söylemeyi kesinlikle yasaklar, emniyet edilince de hıyanet etmemeyi bildirir.
İslamiyet merhamet ve yardımı yalnız insanlar arasında uygulamayı değil, hayvanlara ve
bütün mahlukata acımayı da üstün ahlâk sayar. Müslümanlık etikete, sûrete değil, cevhere, öze
bakar. Kibirlenmeyi yasaklar, tevazûu över.
İslâmiyet’te hakiki manada bir eşitlik mevcuttur. Yine İslamiyet sevmesinde, nefretinde
kısacası her işin Allah (c.c.) için olmasını emreder. Allah (c.c.)’ın emrine uymayı gaye edinir.
İslamiyet, hak verilmezse zorla alınır demeyip, hakkını alamayana zorla verilir
görüşünde olduğu için, sendikalara veya diğer aracı cemiyetlere, kuruluşlara lüzum kalmaz.
Felakete, kazaya uğrayanlara yardım her Müslüman’ın vazifesi olduğu için, sigortalara da
lüzum kalmaz. Böylesi bir yardımlaşmanın bulunmadığı yerde istenilen manada Müslümanlık
yoktur ve bundan da Müslüman fert ve toplum sorumludur.
Müslümanlık aynı zamanda bir ibadet nizamıdır, ihsân dinidir. Yalnız bu ihsânın,
adalete ters düşmeyen, suçları teşvik etmeyen, batıla saptırmayan bir şekilde olmasını ister.
İslamiyet, bütün beşeriyetle alaka kurmayı öngörür. Çocuklara, kadınlara, ihtiyarlara, acizlere
ve zavallılara acımayı, mabetlere ve din adamlarına dokunmamayı emreder. Devletler hukukuna
da uymayı ister. Bu hususta Kur'an-ı Kerim’de meâlen: “Karşılıklı muâhede (anlaşma)
yaptığınızda Allah (c.c.)’ın ahdini yerine getirin, sapasağlam ettiğiniz yeminleri bozmayın.
Çünkü anlaşmanıza Allah (c.c.)’ı kefil yapmıştınız. Şüphe yok ki Allah (c.c.) ne yapacağınızı
bilir.” (Nahl:91) buyurulmaktadır.
İslâm’a göre dinin temeli iman, imanın temeli ibadet, ibadetin temeli duâ, duânın temeli
de Allah korkusudur. İslâm dininde fert, hakimden ve kanundan evvel Cenab-ı Hakk ile karşı
karşıyadır. Hakim aldatılabilir, kanun tefsirlerle, yorumlarla başka başka taraflara yöneltilebilir.
Fakat her şeyi bilen ve her şeye hakim olan Allah (c.c.) aldatılamaz. Beşeriyet, toplum halinde
refah seviyesine İslâm’ın gölgesinde yükseldiği kadar hiçbir zaman yükselmemiştir.
İslâm, ilmin daima yanındadır. İslamiyet İslâm Devleti sınırları içinde yaşayan gayr-i
müslimlerin komşuluk hakkının gözetilmesini emreder. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Allah’a yemin ederim ki kul, insanlar dilinden ve elinden emin olmadıkça Müslüman olmuş
sayılmaz. Yine kul, komşusunun kendi zulmünden ve haksızlığından selamette bulunmadıkça
tam iman etmiş olmaz. Kim reâyaya (gayr-i müslimlere) zulmederse yarın kıyamette
karşısında beni bulur.” (Buhari-Müslim).
İslâmiyet’te, Hıristiyanlıkta olduğu gibi, dine girmede, doğumda, nikahta, günah
affettirmede, hatta ölümde bir din adamına ihtiyaç yoktur. Hatta Hıristiyanlar ibadeti dahi
papasız yapamazlar. Hiçbir Hıristiyan âlimin, bir aydının ve kültürlü bir ferdinin Musevi dinine
girdiği görülmediği halde, İslamiyet’i kabul eden binlercesi vardır. Halbuki Hıristiyanlık, Tevrat
akidesine dayanmaktadır.
İSLÂMİYET NEDİR? -IIHz.
Ömer (r.a.)’in İslamiyet hakkındaki şu sözleri ne kadar isabetli ve doğrudur: “Biz zelil
bir millet idik. Allah (c.c.) İslâm’la bizi aziz etti. Ne zaman da İslâm’dan gayr-i izzet arasak Allah
(c.c.) bizi yine zelil eder.” Şimdiki Müslümanların hali bu sözün doğruluğunu ispat etmiyor mu?
İslamiyet ruh temizliği için çok şeyler ileri sürdüğü gibi, vücut temizliği ve giyim kuşam
temizliği için gerek Kur'an-ı Kerim’de gerekse hadis-i şeriflerde pek çok emir ve tavsiyelerde
bulunmaktadır. “Dinin yarısı temizliktir” vecizesi bu fikirleri doğrular. Ağız ve dişlerin
temizliğinin 1400 sene evvel üzerinde durulmuş, misvak denilen bir araçla dişlerin
temizlenmesi ısrarla istenmiştir. Misvak içinde florit bulunan bir ağaç köküdür.
Biz buraya kadar sadece İslamiyet’in insana, topluma, toplumun huzurunu temin edecek
esaslara bir nebze değindik.
Diğer iki kitâbî dine gelince onlar hakkında çok kısa da olsa şunu söyleyebiliriz: Bu
dinler yine Allah (c.c.)’ın dini olmakla beraber kendi zamanlarına ait idi. Kendilerinden sonra,
Allah (c.c.)’ın gönderdiği diğer din ile onların tatbik sahasından kalkması icap ediyordu. Çünkü
Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) emri bu idi. Her Peygamber geldiğinde, zamanına göre değişiklik ve
yenilik getirmiştir. İnsanlar ise eski dinleri üzerinde bilgisizce ve ısrarla direnmişler, zamanın
sosyal gayesine sahip olamamışlardır.
Evvelki kitâbî dinlerin kitapları da Allah (c.c.) tarafından indirildiği gibi kalmamıştır. İncil
Hz. İsâ (a.s.)’dan senelerce sonra havariler tarafından yazılmıştır. Hâl böyle olunca bu kitap ne
dereceye kadar esasını koruyabilmiştir? Zaten halen mevcut olan dört İncil de birbirini
tutmamaktadır. İznik konsiller toplantısında yüzlerce incilin içinden ancak bu dört incilin doğru
olabileceği üzerinde durulmuş. Bunlardan bir tanesi de Bernâba ismindeki kişinin yazdığı
incildir. Bu İncil de Hz. Muhammed (s.a.v.)’den Feraklit diye bahsetmektedir. Feraklit, “Ahmet”
manasına gelmektedir. Yine bu İncil Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sıfatından, özelliğinden
bahsetmekte ve sonradan Peygamber olarak geleceğini bildirmektedir. Bernaba ismindeki bu
kişinin Feraklit ismindeki Peygamberin geleceğini bildirmesi diğer kişilerin işine gelmediği için
Bernaba incilini yakmışlar, kendisini de Kıbrıs’a sürmüşlerdir. Bu incilin bir nüshasının
Amerika’da olduğu zannediliyor. İncilde açıklanan ayetlerden bazıları şöyledir: Yuhanna;
11,12,13: “Size söyleyecek daha çok şeylerim var, fakat şimdi dayanamazsınız. Lakin o hakikat
ruhu geldiği zaman size her gerçeği gösterecektir. Zira kendiliğinden söylemeyecektir. Ancak
Allahü Teâlâ (c.c.)’dan işittiklerini söyleyecek ve gelecek şeyleri size açıklayacaktır.” Yuhanna;
14: “Şimdi size olmadan söyledim. Tâ ki olduğu zaman iman edesiniz. Artık sizlere çok şey
konuşmayacağım. Zira bu dünyanın başkanı geliyor ve bende onun için hiçbir şey yoktur.”
Matta İncili, 3-11: “Gerçi ben sizi su ile vaftiz ediyorum tevbe için. Fakat benden
sonra gelen benden daha kuvvetlidir. Ben O’nun pabuçlarını taşımaya layık değilim. O sizi
Ruhu’l-Kudüs ve ateşle vaftiz edecektir.”
Matta incili; 12: “Onun yabası elindedir, harman yerini tamamen temizleyecektir.
Buğdayını anbara toplayacak fakat samanı sönmez ateşle yakacaktır.”
İşte İncillerdeki bu sözler ne kadar açık olarak gelecek bir Peygamberin müjdesini veriyor.
Hz. İsa (a.s.)’dan sonra iki bin yıl geçtiği halde, Hz. Muhammed (s.a.v.)’ten başkası gelmediğine göre,
akıl sahipleri ve Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) hidayet buyurdukları hakikati bulmaktadırlar.
Tevrat’a gelince: Hakikisi Buhtunnasır tarafından Kudüs’te yakılmıştır. Hayli zaman
sonra Ezrâ tarafından tekrar yazılmıştır ki, Tevrat’ın hakikisiyle hiçbir alakası yoktur.
Kur'an-ı Kerim için ne denilebilir ki, on dört asırdır parlayan nur. Köre ne, görene her şey!
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.