You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM ÜMMETİNİN MURAKABA (KONTROL) VE DOĞRULTMA HAKKI

İSLÂM ÜMMETİNİN MURAKABA (KONTROL) VE DOĞRULTMA HAKKI

Üye
İSLÂM ÜMMETİNİN MURAKABA (KONTROL) VE DOĞRULTMA HAKKI
Bismillahirrahmanirrahim
Yönetenlerin gözetim altında bulundurulup doğrultulmaları, ümmetin tümüyle sahip
oldukları bir yetkidir. Bu yetkinin uygulanmasına şûrâ ehli, alimler ve fakihler, ümmete
vekalet ederler. Ümmet böyle bir yetkiye iki bakımdan sahip bulunmaktadır:
Birincisi; Ümmet, yöneticileri gözetim altında bulundurmak ve onları doğrultmakla
görevlidir. Çünkü Allah (c.c.) ümmete marufu emretmeyi, münkerden de nehyetmeyi emretmiş
bulunuyor. “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği
emreder; kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız” (Âl-i İmran:110).
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun.
İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmran:104). Resûlüllah (s.a.v.) marufu emir ve münkerden
neyhetmeyi terk etmenin fesatla sonuçlanacağını açıklamış bulunuyor. Buyuruyor ki: “Ya
marufu emredersiniz, münkerden nehyedersiniz, yada Allah kötülerinizi sizlere musallat
eder (başınıza yönetici olarak geçirir). Sonra da iyileriniz Allah’a duâ eder de duâları kabul
olunmaz.”
Ayrıca Allah’ın Resûlü (s.a.v.), gücü yeten herkese (bu iş için gerekli imkan ve fırsatı
bulabildikçe) münkeri değiştirmeyi farz kılmış ve gücü yetmeyen kimsenin de münkeri
değiştirme eyleminin en alt derecesinin, kalbi ile münkere karşı çıkmak, onu işleyenlere hınç
beslemek ve gazaplanmak olduğunu belirtmiştir.
“Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin. Eğer gücü yetmiyor ise
diliyle, ona da gücü yetmiyorsa o zaman kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıfıdır.”
İkincisi; Yöneticiler, ümmetin vekilleri olarak değerlendirildikleri için, ümmetin
kendisi yöneticilerin otoritesinin kaynağıdır. Ayrıca Yüce Allah (c.c.) yöneticilere ümmete
başvurmayı, yönetim ile ilgili bütün işlerde ümmetle istişare etmeyi ve ümmet temsilcilerinin
uygun göreceği şeyleri kabul edip yerine getirmeyi de emretmiş bulunuyor.
“Ve iş hususunda onlarla istişare et.” (Âl-i İmran:159).
“Ve onların işleri kendi aralarında istişare iledir.” (Şûrâ:38). Yöneticilerin güç kaynağı
ümmet olduğuna, yöneticiler de ümmetin vekilleri olduğuna göre, ümmet yöneticilerin bütün
işlerini kontrol etmek, her yanıldıklarında düzeltmek, her eğildikçe onları doğrultmak hakkına
sahiptir. Ümmetin, yöneticileri kontrol etmek ve onları doğrultmak yetkisine sahip olduğu
tartışılmaz. Çünkü konu ile ilgili bulunan nasslar, buna delil olmak bakımından kesindir ve
açıktır. Resûlüllah (s.a.v.)’ın halifeleri, bu nassların gereğini ilk olarak yerine getirenler ve
uygulayanlar olmuşlardır. Allah (c.c.)’ın emirlerinden fasıklık ederek yoldan çıkanların,
ahiretleri karşılığında dünyalarını satanların, kendileri arasında ümmetin haklarını elinden
alan, yetkisini kabul etmeyen ve ümmete karşı üstünlük sahibi olmak isteyenlerin dışında bu
nassları askıya alan ve ümmetin bu yetkisini reddeden olmamıştır. Onlarınsa bunu
yapmalarına neden teşkil eden, bu konuda onları cesaretlendiren ise, ümmetin Allah (c.c.)’ın
emirlerine uygulanmayışına karşı susmasından, haklarını savunmakta gevşeklik göstermesinden
ve yetkilerine sahip çıkmamasından başka bir şey değildir. Hz. Ebû Bekir (r.a.),
Resûlüllah (s.a.v.)’tan sonra yönetimin başına geçti. Onun ilk olarak söz ettiği konu, ümmetin
üzerindeki yetkisini ve ümmetin eğriliklerini düzeltmek hakkını kabul etmesi olmuştur. İlk
hutbesinde şunları söyledi:
“Ey insanlar, en hayırlınız olmadığım halde başınıza geçirilmiş bulunuyorum. İyi iş
yaparsam bana yardımcı olun. İyi olmayan bir şey yaparsam beni doğrultunuz.”
2
Hz. Ömer (r.a.) ise, yönetimin başına geçtikten sonra: “Kim bende bir eğrilik görür ise
onu doğrultsun.” Öyle ki bir Bedevî Arap kendisine şunları söyledi: “Allah (c.c.)’a yemin
ederim, eğer sende bir eğrilik görecek olsak, onu kılıçlarımızla düzeltiriz.” Bir gün Hz. Ömer
ile bir adam arasında bir konuda ufak bir tartışma olmuştu. Adam Hz. Ömer’e; “Allah’tan
kork, mü'minlerin emiri” dedi. Topluluk arasında bulunanlardan bir tanesi o adama; “Sen
mü'minlerin emirine mi Allah’tan kork diyorsun?” dedi. Hz. Ömer; “Bırak onu, dedi. Bırak
bu sözü bana söylesin. Onun bana bu söylediği çok güzel bir öğüttür. Eğer sizler böyle bir
sözü, bizlere söyleyemeyecek olursanız, sizde hayır yoktur. Bu sözü söylediğinizde de bizler
kabul etmeyecek olursak, bizde hayır yok demektir.” Bir gün Hz. Ömer (r.a.) üzerinde iki
parça kumaştan yapılmış bir elbise olduğu halde minbere çıkıp halka dedi ki: “İnsanlar
dinleyecek misiniz?” Hz. Selman (r.a.): “Hayır, dinlemeyeceğiz” dedi. Hz. Ömer: “Neden ey
Allah’ın kulu?” diye sordu. Hz. Selman dedi ki: “Sen her birimize birer parça kumaş
dağıttın. Senin üzerinde ise iki parça kumaştan bir elbise bulunmakta.” Hz. Ömer dedi ki:
“Ey Allah’ın kulu, acele etme” dedi. Daha sonra oğlu Abdullah’a seslendi: “Allah aşkına
söyle, vücudumu belden aşağı örten elbise senin değil mi?” Abdullah (r.a.): “Evet, benim”
deyince, Selman (r.a.): “Şimdi söyle, artık dinleyeceğiz” dedi.
Bir seferinde Muaviye (r.a.) halka Fey dağıtmadı. Ebû Müslim el-Havlanî kalkıp
kendisine dedi ki: “Ya Muaviye, o mal ne senin, ne babanın, ne de annenin değildir.”
Muaviye (r.a.) hiddetle minberden aşağı indi ve cemâate: “Yerlerinizden ayrılmayın” dedi. Bir
süre kayboldu ve sonra tekrar yanlarına geldi. Gusl etmişti. Onlara dedi ki: “Ebû Müslim
bana, beni hiddetlendiren bir laf söyledi. Ben de Resûlüllah (s.a.v.)’ı şöyle buyururken
işittim: ‘Kızgınlık şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş su ile söndürülür.
Sizden biriniz kızacak olursa gusletsin.’ Ben de içeri gidip guslettim. Ebû Müslim’in ise
söylediği doğrudur. O mal gerçekten de ne benimdir, ne de babamındır. Gelin haklarınızı
alınız.”
Ebû Süfyan es-Sevrî, Ebû Cafer el-Mansur’un yanına getirildi. Ebû Cafer, Ebû
Süfyan’a: “Bize ihtiyacını söyle” dedi. Ebû Süfyan O’na: “Allah’tan kork, dedi. Yeryüzünü
zulüm ve haksızlıkla doldurdun.” Ebû Cafer başını öne eğdi, sonra kaldırdı. Ona tekrar: “Bize
ihtiyacını söyle” dedi. Ebû Süfyan dedi ki: “Sen buraya Muhacirlerin ve Ensarın kılıçları ile
yükseldin. Onların evlatları ise açlıklarından ölüyorlar. Artık Allah (c.c.)’tan kork ve haklarını
ver.” Ebû Cafer yine başını öne eğdi, sonra tekrar: “Bize ihtiyacını söyle” dedi. Ebû Süfyan
şöyle cevap verdi:
“Hz. Ömer (r.a.) hacc etti de, hazinedarına ne kadar para harcadın? diye sordu.
Hazinedarı, on beş dirhem dedi. Bense senin yanındaki malları devletin bile taşıyamayacağını
görüyorum.” Ebû Süfyan bunları söyleyip çıktı.
Bütün bunlar, halife ve yöneticilere, yalnızca ümmetin yöneticileri gözetmek ve
eğrilerini doğrultmak hakkına sahip bulunmasından dolayı bu şekilde karşı çıkmışlardır.
İdareciler de onların bu meydan okuyuşlarını ancak, ümmetin böyle bir hakka sahip olduğunu
ve kendilerinin bu hakka boyun eğmekle görevli olduklarını bildikleri için kabul etmişlerdir.
Rabbimiz bizlere bu şuuru lütfetsin. Amin.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.