İslâm toplumunun karakterinin önemli noktalarından bazılarını açıklamak, Müslüman
olduğunu iddia eden bazı insanların bile kurtulamadıkları şüpheleri gidermek, iftiracıların
saçmalıklarını, İslâm düşüncesinin düşmanlarının yaydıkları iftiraları ve İslâm’ı sadece ismen
tanıyan ama onun ruhunu tanımayan bilgisizlerin desteksiz iddialarını çürütmek için bazı
noktaların açığa kavuşturulmasında zaruret vardır.
Batı toplumları, herkesin bildiği gibi çeşitli sistemler tanıdı. Farklı uygulamalara şahit
oldu. Önce kölelik düzeni, sonra derebeyliği, sonra kapitalist sistemi ve ardından da
komünizmi gördü. Bütün bunlara pratik hayatta gerçekleşme imkanı bulamayan bir çok felsefî
sistemi de ekleyebiliriz.
Acaba bu nizamların hangisi İslâm nizamının özelliklerini taşımaktaydı? Şüphesiz ki
bu sorunun cevabı; Hiç birisidir! Bu sistemlerin İslâm’la bir ilgisi yoktur. Onlar tamamen
birbirleriyle ilgili, birbirlerine basamak olan sistemlerdir.
İslâm toplumunun, diğer toplumlar arasında kendine özgü sistemiyle özel bir konuma
sahip olmasının en büyük sebebi şudur: Bu sistem özel bir şeriatın şekillendirmiş olduğu bir
toplumdur. Allah (c.c.)’ın kudret elinden çıkan ilahî bir sistemin şekillendirmiş olduğu ilahî bir
toplum. Bu sistem, tarihî tecrübeler ve tedricî evrimlerden geçmeden önce olgun olarak
varolan bir sistemdi. İşte İslâm toplumunu bu tip bir sistem meydana getirdi. Bu sistem onları
Allah (c.c.)’ın kulları için dilediği esaslar üzerine harekete geçirdi. Bu sistem, kulların, diğer
kulların arzularına teslim edilmedikleri, insanların diğer insanları kendi arzularına boyun
eğmeye mecbur etmedikleri ilahî bir sistem idi.
İşte bu eşsiz özelliklere ve ayırıcı üstünlüklere sahip olduğunu bildiğimiz İslâmî
toplumların oluşumu, bu esasların ve sistemin gölgesinde gerçekleşmişti. Bu sistem sayesinde
çalışma, üretim ve idare arasında dengeli bağlar kurulmuş, kişisel ve toplumsal edebin
kuralları tespit edilmiş, hayat prensipleri ve ilerleme kanunları mükemmelleştirilmiştir. İşte bu
şekilde, gelişme ve ilerleme yolları belli, şekli kendisine has olan özel bir toplumun, İslâm
toplumunun diğer unsur ve temel esasları da oluşturulmuştur. Özellikle bu nedenden dolayıdır
ki, İslâmî sistem, batının tanımış olduğu sosyal sistemlerin hepsinden ayrıdır. Belirli bölgelerin
gereklerine uygun olarak doğan, çeşitli çıkar gurupların mücadeleleri arasında meydana
gelen, mevcut üretim yolları ile sürekli yenilenmekte olan, üretim yolları arasındaki tabii
sürtüşmelerden ortaya çıkan ve insan topluluklarının bünyesindeki çeşitli sınıfların aynı görüş
etrafında birleşmelerine rağmen, birbirlerine aykırı çıkarlardan meydana gelen sosyal
sistemlerin hepsine aykırı ve hepsinin dışındadır. Bu özelliğinden dolayıdır ki, batı toplumlarının
sosyal yapısı ve evrim kurallarına dayanarak vücuda getirilen hüküm ve kanunların
bütünü İslâm’a aykırıdır. Dayanakları, ana prensipleri ve temel anlayışları farklıdır. Gelişme
ve ilerlemelerini dayandırdıkları kanun ve prensipler de birbirinden farklıdır.
İslâm toplumu kesinlikle bir beşer yapısı değildir. Evrenin yaratıcısı olan Yüce Allah
(c.c.)’ın kudretli ellerinden çıkan bir sistemdir. İslâm toplumuna şekil veren bu sistem,
Müslümanların her şeylerini tanzim ve tertip etmiş, özelliklerini, unsurlarını ve ana
prensiplerini tespit etmiş, onları ilahî prensiplere ve değişmez gelişme kanunlarına
bağlamıştır. Bu sistem, sadece geçici bir zamanın ve bölgesel bir toplumun ihtiyaçlarına
cevap vermekle yetinmez. Bu sınırlılık olsa olsa beşerî sistemlerin özelliğidir. Halbuki bu
sistem ilahî bir sistemdir. Bütün insanlığı topyekün geliştiren, insanlığa yeni bir çehre
kazandıran ve İslâm toplumunun gerçekleştirilmesi ile sonuçlanan hareketi başlatan bir
2
sistemdir. İlerleyen zaman ve insanlığın artmakta olan anlayış kapasitesi, bu toplumun
gerçekleşmesine yardımcı olan en büyük vasıtadır. İşte bu ayırıcı özellikler, İslâm toplumunu,
kendiliğinden ortaya çıkan veya günbegün değişen belirli toplumsal olayların ortaya çıkardığı
belirsiz kanunlarla kurulup yönetilen, diğer toplumlardan ayıran kesin işaretlerdir.
İslâm toplumunda teşrî (yasama) organının en önemli görevi, sabit bir kaynağa
dayanması, yani İslâm nizamından kaynaklanmasıdır. Aslında teşrî organı, sosyal gelişimin ve
bu gelişimi devam ettiren faaliyetlerin en önemli unsurudur. Buna rağmen İslâm fıkhı,
toplumda meydana gelen ihtiyaçlara ve değişen ilişkilere yine de en iyi şekilde cevap
verebilme kabiliyetine sahiptir. Fakat fıkhın gelişmesi ve ilerlemesi de kendi başına
bırakılmamış, sabit bir kaynağa ve ilahî bir takım esaslara bağlanmıştır. Özellikle Allah (c.c.)’ın
İslâm toplumunda devam etmesini istediği önemli özellik ve unsurların muhafaza edilmesine
dikkat edilmiştir. İşte bu özellikleriyle İslâm nizamı, daima İslâm toplumu için gelişme ve
yenilenme kapılarını açık tutmuştur. Böylece İslâm toplumunun asıl tabiatı parlak ve açık bir
şekilde ortaya çıkmıştır.
Batı toplumları ise hiçbir kaynağa dayanmayan ve hiçbir ana prensibe bağlı olmayan
pratik bir takım güncel tesirlere açık olarak gelişme yollarını ararlar. Çünkü batının dini olan
Hıristiyanlık hiçbir zaman sosyal bir sistem hüviyetine bürünmemiştir. Zaten Hıristiyanlık,
sınırlı bir takım teorileri bir yana, sosyal bir sistemi besleyecek bir sisteme sahip değildir.
İslâm toplumu hakkında tarihi bir araştırma yapıldığı zaman, bu toplumun bir takım
yabancı prensiplerin, bazı bölgelerdeki beşerî gelişmelerle kurulan düzenlerden ve coğrafî
şartların sebep olduğu bir takım bölgesel tesirlerden etkilenerek İslâm nizamının ana
prensiplerinden sapmış olduğu görülür. Bu nedenle, İslâm toplumunu kurarken bütün bu dış
etkenleri unutmamamız gerekmektedir. Yine önemle üzerinde durulması ve korunması
gereken ana prensip, İslâm toplumunun kanunlarının kaynağı olan sabit kaynaktır. Bu
kaynak, İslâm toplumuna özel bir karakter, belirli bir gelişme yolu çizer. Batıda olduğu gibi
tarihî ve sosyal evriminin dar sınırlarına hapsolmaz. Orada öneme sahip olan sosyal
kanunlarla kendini bağlı hissetmez. İşte dün geçerli olan bu açık hakikat, gelecek için de
geçerlidir. Çünkü geleceğin geçmişten ayrı olarak düşünülmesi mümkün değildir. Bu sabit
gerçeklere özenle riayet ettiğimiz takdirde, İslâm toplumunun, ileride batılıların düşmüş
oldukları çıkmazlara düşmesini ve onlarla aynı girdapta birleşmesini önlemiş oluruz. İslâm
nizamının himaye edici kanatları her zaman açıktır ve toplumu her zaman korumaya hazırdır.
Her ne kadar bazen bir takım direniş unsurları ortaya çıksa da, ilahî himaye koruyuculuğu
sürdürecektir. On dört asırdır bütün ihanetlere rağmen devam eden ve ne Müslümanların
vicdanlarından ne de uygulama alanlarından silinmeyen sistem…
İslâmî prensipler yenilik ve devamlılık için konulmuştur. Bu prensiplerin en
mükemmel ve en üstün esaslar oldukları, insanlığın tanıdığı diğer bütün sistemleri çok geride
bıraktığı apaçık bir hakikattir. İslâmî sistemdeki sebat ve devamlılık, bu sistem için bir
meziyettir. Çünkü sebat, sürekli yükselmenin ve devamlı ilerlemenin en önemli garantisidir.
Yine sebat, arzu ve heveslere, kargaşaya, bozulmaya, gerilemeye ve yıkılmaya fırsat
vermeyen en önemli güvencedir. Bu nedenle konulan prensibin bugün konulması ile yüzyıl
önce konulmuş olması arasında hiçbir fark yoktur. Bu prensip, bundan bin sene önce
kurulmuş olsa dahi, toplumun tabii akışına ayak uydurabiliyor ve günlük ihtiyaçlarına cevap
verebiliyorsa değerlidir. İslâm’ın sosyal sistemi ile diğer sosyal sistemler arasında bulunan bu
önemli farklar, İslâm’ın özellikle sahip olduğu özellikler ve ölçüler, gerçekten hürmete layık,
ciddi ve ilmî mantığa uygun özelliklerdir. İlahî sistemin ölçüleri ile diğer sistemlerin sahip
oldukları ölçülerin karşılaştırmasını yapmadan ve konulan teorileri tarafsız bir şekilde
muhakeme etmeden, sadece on dört asır evvel indirildiği için İslâmî sistemin reddedilmesi,
hiçbir zaman akla uygun ve hürmete layık bir hareket değildir. Ciddi insanların asla
başvuramayacağı ve kabul edemeyeceği bir harekettir.
IIİslâm’ın
sosyal sistemi ile diğer sistemlerin bağlı oldukları ölçüler karşılaştırıldığında,
bu sabit kaynağın büyük kolaylıklar ve üstün bir elastikiyete sahip olduğu anlaşılır. Bu sistem,
diğerlerine göre itaat edilmeye daha layıktır. İnsanlığın hayatında ilerici diye adlandırılan
bütün sistemlerden daha çok gelişme ve ilerleme imkanlarına sahiptir. İnsan fıtratına en
mükemmel şekilde cevap verir. Beşeri sistemlerde tezatlar, zulme varan aşırı unsurlar
rahatlıkla dikkati çekecektir.
Sabit olan İslâm şeraiti bir çok özelliklere sahiptir. İslâm toplumundaki gelişme ve
ilerleme karakteri bu özelliklerden kuvvet alır. Sürekli değişen insani arzuların gerçekleştirilmesine
güç yetirebilecek olan toplum düzeni ancak bu prensiplerle gerçekleşir. Bu prensiplerden
bir kaçı şunlardır:
1- İslâm nizamı doğrudan doğruya Allah (c.c.) tarafından gönderilmiştir. O Allah (c.c.) ki,
yarattıklarının karakterini herkesten daha iyi bilmektedir. İnsanî özellik ve boyutların tümüne
uygun, yani beşer fıtratı ile yüzde yüz uyuşan bir yapıya sahiptir. Bu fıtrat asla yok olmaz,
sabit aslı daima sabit kalır ve gelişen olaylar karşısında sürekli gelişir.
2- İslâm nizamı küllî ve genel prensipler halinde gelmiştir. Bu prensipler, değişen
durumlara ve ortaya çıkan cüz'î olaylara uygulanabilecek niteliktedir. Fakat bu uygulama,
şeraitin asıl kaynağına aykırı olmamalı, problemleri menfî yönden etkilememelidir. Çünkü
devamlı yenilenme bu sistemin karakteridir.
3- Bu genel ve küllî prensipler, insanî hayatın bütün yönlerine ve hayatın tüm
olaylarına şâmildir. Hem kişisel hayatı ele alır, hem sosyal ilişkilere ışık tutar, hem devlet
unsurunu sağlar, hem de devletler arası ilişkilere yol gösterir. İnsanî hayatın her alanına, her
türlü mesele ve becerilerin gelişmesine yardım eder. Hayatın ticarî, sınaî, medenî, sosyal ve
siyasal bütün alanlarına prensipler koyar. Hayatın alanlarından hiçbirisini boş bırakmaz.
Hayatın bütün alanlarını kapsayan bu prensipler, hiç şüphesiz ki beşerî düşüncenin ürettiği
teorilerin ulaşabildiği aşamanın çok çok üstündedir.
4- İslâm’ın sosyal alandaki prensipleri her zaman gelişmeye yönelik hareketler dikkate
alınarak konulmuştur. Bu prensiplerin amacı, insanlığı sürekli ilerlemeye teşvik etmek ve
bakışları daha hür ufuklara çevirmek amacı gütmektedir. Bu prensiplerin tarihte gerçekleştirdikleri
fonksiyonlarını, gelecekte de gerçekleştirebileceğinden hiç şüphe yoktur. Çünkü bu
prensiplerle, içinde bulunduğumuz ortamı ve mevcut sosyal teorileri kıyasladığımızda, onları
çok çok gerilerde bırakmış olduğunu ve onların hiçbir zaman ulaşamayacakları bir dereceye
ulaşmış olduğunu görürüz. Eğer biz, İslâm toplumunun bütün özellik ve prensiplerini etraflıca
anlatabilseydik, bütün insanlık davamızın doğruluğunu hiçbir şüphe kalmadan anlardı.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.