You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM NİÇİN GELDİ?

İSLÂM NİÇİN GELDİ?

Üye
İSLÂM NİÇİN GELDİ?
İSLÂM NİÇİN GELDİ? -I
İslâm insanlığa alâka ve bağlılıklar konusunda yepyeni bir düşünce sistemi getirmiştir…
Geldiği gün değer ölçüleri ve kıymetler konusunda yepyeni bir düşünce tarzıyla gelmiştir. Bu
değer ölçüleri ve kıymetlerin alınacağı kaynaklar hususunda da aynı yeniliği getirmiştir.
İslâm insanı Rabbine döndürmek için gelmiştir. Allah’ın (c.c.) hakimiyetinin insanların
değer ve ölçülerini aldıkları tek hakimiyet kaynağı olmasını temin için gelmiştir. İnsanın
varlık ve hayat görüşünü o kaynaktan almasını sağlamak için gelmiştir. İnsan ilişkileri ve
bağlılıkları yönünden de o kaynağa başvurmak zorundadır. Çünkü insan ondan gelmiştir ve
yine ona dönecektir.
İslâm gelince insanları Allah (c.c.)’a bağlayan bir tek bağın var olduğunu belirtmiş ve bu
bağın geliştiği andan itibaren başka hiçbir bağın ve dostluğun kalmayacağı gerçeğini yerleştirmiştir:
“Allah (c.c.)’a ve ahiret gününe inananların, babaları veya oğulları veya kardeşleri
veya aşiretleri de olsa, yine de onların, Allah (c.c.)’ı ve O’nun Resûlü’nü düşman tutanlara
dostluk ettiğini göremezsin… İşte Allah (c.c.), sadece Allah’a ve Resûlüne düşmanlık eden
kimseleri sevmeyenleri Mü’min sayar ve rahmetiyle kuvvetlendirir…” (Mücadele:22)
Meydanda tek bir hizip vardır. O da Allah (c.c.)’ın hizbidir. Bir de başka başka hizipler
vardır ki onların hepsi de şeytanın ve tağutun hizipleridir. “Allah (c.c.)’ın nizamını kendileri
için tek nizam kabul edenler O’nun nizamı için harbederler. Bu nizamda yaşamayı
reddedenler ise, şeytana ve ona bağlı sistemlerin uğrunda savaşırlar. Ey benim nizamımı
yaşamak azminde olanlar, şeytanın temsilcileriyle savaşınız. Zira şeytanın hilesi size
kuvvetli görünse de, aslında bizim indimizde hiç mesabesindedir.” (Nisa:76)
Ortada tek bir yol vardır insanı Allah (c.c.)’a kavuşturan: “Kendisinde hiçbir eğrisi
olmayan bu yol benim dosdoğru yolumdur. Sizler bu dosdoğru yoluma tabi olunuz. Benim
nizamımın haricindeki yollara katiyen sapmayınız. Çünkü o yollar sizi benim dosdoğru
yolumdan ayırır…” (En’am:151)
Meydanda bir tek nizam vardır. O da İslâm nizamıdır. Geriye kalan nizamların hepsi
cahiliyet nizamıdır: “Cahiliye nizamlarının hükümlerini mi istiyorlar? Halbuki bilen insanlar
için Allah (c.c.)’ın hükmünden ve nizamından daha hayırlı hangi nizam vardır?” (Mâide:50)
Meydanda tek bir şeriat vardır. O da Allah (c.c.)’ın şeriatı. Geriye kalan ise tamamen insanların
arzu ve heveslerinden ibarettir: “Biz seni, her işinde kolaylık olsun diye kanun koyduk.
Sen bu kanunlara göre hareket et. Asla bilmeyenlerin hayali kanunlarına uyma!” (Câsiye:18)
Meydanda bir tek gerçek vardır, birkaç tane değil… Onun gerisinde kalan her şey
delaletten, sapıklıktan ibarettir: “Hak’tan başka ancak bir de batıl yok mudur? O halde siz
neden Hak’tan batıla kaçıyorsunuz?” (Yunus:32)
Meydanda bir tek yurt vardır, o da İslâm yurdudur. İslâm devletinin hakim olduğu yurt…
Allah (c.c.)’ın şeriatının hükümran olduğu, emirlerinin geçerli bulunduğu ve Müslümanların
birbirlerini dost edindikleri diyar… Bunun gerisinde kalanların hepsi de harp diyarıdır. Müslümanların
onlarla münasebeti ya anlaşma ile ittifak, ya da savaştır. Dostluk söz konusu olamaz.
İşte bu mükemmel açıklıkla ve bu kesinlikle İslâm geldi… İnsanı yüceltmek, yer ve
çamur bağından kurtarmak, et ve kan bağlantısından kurtarmak için geldi. Bütün bunlar
yeryüzünün ve toprağın bağlarıdır. Müslümanın vatanı yalnız ve yalnız Allah (c.c.)’ın hükmünün
hakim olduğu yerdir. Ve burada Müslümanlar arasındaki ilişki Allah (c.c.) yolunda
alâka esasına dayanır. Burada Müslümanı ortaya çıkartan sadece ve sadece akîdesidir. Ve
bu akîde Müslümanı İslâm yurdundaki İslâm ümmetinin bir parçası, bir uzvu kılar.
2
Müslümanın akrabalığı yalnız ve yalnız Allah (c.c.) yolunda akîde esasından doğar. Akrabaları
ile Müslümanın arasındaki bağ Allah (c.c.) yolunda birleşir… Müslümanın babasıyla, anasıyla,
kardeşiyle, eşiyle ve aşiretiyle bağlantısı ancak Allah (c.c.) davasında bir bağlantı olduğu
zaman söz konusu olabilir: “ Ey insanlar! Rabbinizin size bildirdiği şekilde yaşayınız. O Rab
ki, sizi bir nefisten yarattı. O nefisten de onun eşini yarattı. Ve onların ikisinden de sayısız
erkek ve kadınları yeryüzüne dağıttı. Onun için Allah (c.c.)’ın emirlerinin dışına çıkmak
suretiyle günah işlemekten kaçının ve ilâhi hudutlar içerisinde birbirinize yardımcı
olunuz…” (Nisa:1)
Şu kadar var ki bu düşünce Müslümanı akide ayrılığına rağmen anne ve babaları ile ve
akrabaları ile anlaşma arzusuna mani değildir. Yeter ki onlar Müslüman cephesine düşman
olan saflarda yer almasın: “Allah (c.c.)’a ve ahiret gününe inananların babaları veya oğulları
veya kardeşleri veya aşiretleri de olsa, yine de onların Allah (c.c.)’ı ve O’nun Resûlünü
düşman tutanlara dostluk ettiğini göremezsin. İşte Allah (c.c.), sadece Allah (c.c.)’a ve
Resûlüne düşmanlık eden kimseleri düşman bilen ve ona göre muamele eden kimseleri
Mü’min sayar ve rahmetiyle onları kuvvetlendirir…” (Mücadele:22)
Hz. Muhammed (s.a.v.) ile amcası Ebû Leheb, amcazadesi Ebû Cehil arasındaki akrabalık
bağı kopunca, muhacirler Bedir gününde akraba ve yakınlarıyla savaşıp onları öldürünce…
İşte o zaman muhacirlerle ensar arsındaki akîde bağı kuruluverdi birden… Ve Müslüman
Araplarla kardeşleri Bizanslı Suheyb, Habeşli Bilal ve İranlı Selman arsında kopmayan bağlar
kuruldu. Ve kabile bağlantısı, ırk taasubu, toprak bağlılığı siliniverdi birden. Ve Resûlüllah
(s.a.v.) onlara şöyle buyurdu: “Asabiyete çağıran bizden değildir. Asabiyet için savaşan bizden
değil, asabiyet uğrunda ölen bizden değildir…”
Ve insanlar birer birer yüce ufuklara doğru tırmandılar. Kan ve et pıhtısının kokusundan
uzaklaştılar. Toprak ve arazi derdinden sıyrıldılar… Ve işte o zamandan beridir Müslümanların
vatanı artık toprak parçası olmadı. Müslümanın vatanı İslâm’ın hüküm sürdüğü diyar
oldu… İslâm akidesinin ve İslâm şeriatının hâkim olduğu diyar… Müslümanlara sığınak olan,
müdafaa edilen, korumak için can verilen, şehid olunan diyar…
İşte İslâm budur… Ve İslâm dille söylenen bir söz, yeryüzünün herhangi bir bölgesinde
İslâm markası ve İslâm unvanı yazılı bir varlığın doğuşundan ibaret değildir. İslâm’da cihad
yalnız ve yalnız Allah (c.c.)’ın dininin ve şeriatının zaferi içindir. Yoksa başka zaferler için
değil… Ve cihad yalnız İslâm sancağının altında yapılır, başka sancakların altında değil… Ve
bütün bunlardan sonra fedakârlık Allah (c.c.) içindir. Yoksa ganimet ve şöhret için değil…
Şehitlik ise yalnız ve yalnız Allah (c.c.) kelimesinin üstün gelmesi uğrunda olunur…
Ebû Musâ El-Eşari (r.a.) rivayet ediyor: “Resûlüllah (s.a.v.)’a kahramanlık için dövüşen
bir adam soruldu. Birisi kahramanlık, için, birisi şeref için, birisi de riya için dövüşür.
Bunlardan hangisi Allah (c.c.) yolundadır? denildi. Resûlüllah (s.a.v.) buyurdu: ‘Kim Allah
(c.c.) kelimesinin üstün gelmesi için dövüşürse o Allah (c.c.) yolundadır…’” Ve işte yalnız
bunun için olur şehitlik… Yoksa herhangi bir üstünlük için ve bu tek hedeften ayrı, Allah (c.c.)
davasından uzak herhangi bir gaye için şehitlik olmaz…
Akidesi uğrunda Müslümana savaş açan, onu dinden uzaklaştıran, engelleyen, dininin
hükmüne göre amel etmesine mani olan her yer Müslüman için harp diyarıdır… Orada ailesi
de bulunsa, aşireti, kavmi, malı ve ticareti de olsa… Müslümanın akidesinin gereğini
yapabildiği ve akidesi uğrunda faaliyet yapabildiği, netice olarak Allah (c.c.)’ın hükmünün
hakim olduğu her yer İslâm diyarıdır… Orada akrabası bulunmasa da, aşireti olmasa da,
kavminden kimse bulunmasa da, ticareti olmasa da…
Vatan: Müslüman için Allah (c.c.) nizamının, hayat sisteminin ve inanç prensiplerinin
hâkim olduğu yerdir… İşte insanın insanlığına yaraşan vatan anlayışı budur.
3
İSLÂM NİÇİN GELDİ? -IIHiç
şüphesiz ki aşiret taassubu, kabile, kavim, cins, renk ve arazi taassubu çok geri ve
basit bir taassuptur. İnsanlığın ruhî çöküntüye uğradığı devrelerde tanıdığı bir taassup şeklidir.
Yahudiler kendilerinin Allah (c.c.)’ın seçilmiş ırkı olduklarını iddia ettikleri zaman Allahü
Teâlâ (c.c.) onların bu iddialarını reddetmiş ve bütün meseleyi nesiller boyu sürüp giden iman
ölçüsüne bağlamış, cinslerin, renklerin, kavimlerin ve vatanların değişmesine rağmen…
Gerçek manada Allah (c.c.)’ın seçilmiş milleti ise yalnız ve yalnız İslâm ümmetidir. Allah
(c.c.)’ın sancağına sarılan aralarındaki renk, cins, yurt ve kavim ayrılığına rağmen o bayrak
altında toplanan İslâm ümmetidir…
“Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder,
kötülükten men eder ve Allah (c.c.)’a inanırsınız…” (Âl-i İmran:110). “Onlar (yahudiler) nerede
bulunursa bulunsunlar, Allah (c.c.)’ın ahdine ve insanların (Mü’minlerin) himayesine
sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur…” (Âl-i İmran:112)
Bir ümmet ki kafilesinin başını Ebû Bekir (r.a.) gibi bir Arap, Bilâl (r.a.) gibi bir Habeşli,
Suheyb (r.a.) gibi bir Rumlu, Selman (r.a.) gibi bir İranlı ve onların yüce kardeşleri teşkil
ediyordu. Ve o nesil birbiri arkasından aynı parlaklık ve uygunluk içerisinde devam edip
gidiyordu. İşte bu altın nesilde cinsiyeti akîde teşkil ediyordu. Vatanı İslâm diyarı teşkil
ediyordu. Ve orada hakimiyet Allah (c.c.)’ındı. Değişmez yasa ise Kur’andı.
İşte yurt, cinsiyet ve akrabalık konusundaki bu üstün düşünce sistemi gibi Allah (c.c.)
davasına bağlananların gönlünde hakim olan bu konu… Dava adamlarının gönlünde hiçbir
karışıklığa sebep olmadan gizli cahiliyet düşüncesinin eserlerinin, izlerinin karışmadığı ve
hiçbir şekilde şirkin girmemesi gerektiği husus budur. Toprak şirkinin… Cinsiyet şirkinin…
Kavmiyet şirkinin… Nesep şirkinin… Uzak, yakın basit menfaatler şirkinin… İşte Allah (c.c.)
bunların hepsini bir âyet-i kerimede topluyor ve kefenin bir gözüne koyuyor… Ve ikisinden
birini seçmeyi insanlara bırakıyor…
“Ey Resûlüm! O hicreti terk edenlere de ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz,
karılarınız, soylarınız, kazandığınız mallar, geçersiz olmasından korktuğunuz bir ticaret,
hoşunuza giden meskenler size Allah ve Resûlünden ve O’nun yolunda cihaddan daha
sevimli ise, artık Allah (c.c.)’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah (c.c.) fasıklar
topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe:24)
İşte böylece dava adamlarının ruhunda bu çeşit düşünce ve şüphelerin, cahiliyet ve İslâm
gerçeği ile harp diyarı ve İslâm diyarının özellikleri hususunda en ufak bir şüpheye yer
kalmamalıdır. Ve işte bundan gelir Mü’minlerin düşünce ve görüşlerine yakîn… Şüphesiz ki
İslâm’ın hükmetmediği bir yerde, İslâm şeriatının olmadığı bir yerde İslâm bulunamaz…
İslâm nizamının ve prensiplerinin hakim olmadığı bir arazi İslâm diyarı olamaz… İmanın
gerisinde küfürden başka bir şey yoktur… İslâm’ın ötesinde cahiliyetten başka bir şey
olamaz… Haktan sonra delaletten başka bir şey yoktur… Bu iki durumdan başka üçüncü bir
durum düşünülemez. Ya Allah (c.c.)’ın hükmü… ya da cahiliyetin hükmü. Şu halde İslâm’ın
vazifesi cahiliyeti insanlığın kumanda mevkiinden uzaklaştırmak, kendi özel metoduna göre
yönetmektir. İslâm bu hayırlı kumanda vazifesiyle insanlığın hayrını istemekte ve kolaylık
arzu etmektedir. Ve bu hayır insanlığı yüce yaratanına döndürmekten doğar. İslâm insanlığı
Allah (c.c.)’ın irade buyurduğu en yüksek seviyeye yükseltmek ister. Arzu ve heveslerin
esaretinden kurtarmak ister. Şu halde İslâm insanların düşünce ve sistemlerinde devrim
yapmak için gelmiştir. İslâm hayatı yeniden yapılandırmak için gelmiştir.
4
Allah (c.c.)’ın nizamıyla insanların sistemleri (nizamları) arasında çok köklü farklar
bulunduğundan her ikisinin bir sistem altında birleştirilmesi veya birbirine uyum sağlaması
da kesin olarak hayaldir. Ayrıca Allah (c.c.) kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun gibi
kendi nizamıyla birlikte başka sistemlerin de hakim olmasını kabul etmez.
Netice olarak, İslâm geldiği zaman bütün hayat ideolojileri değişecek, hakim prensipleri
geçersiz kılacak, hayat seviyesini geliştirecek, insanın insanlığına uygun bir mertebeye
yükseltmek için yapacaktır bütün bunları… Ne var ki pozitif bilgilerin hududu içerisine giren
bilgi kaynaklarından onları çekip çıkarmayacak, aksine daha da güçlendirecek hızla daha
ilerilere doğru atılımlara yardımcı olacaktır… İnsanlığın düşündüğü sistemlerin çok çok daha
üstünde hayırlı bir sistemi ortaya koyar İslâm… Çünkü O, doğrudan doğruya Yüce Allah (c.c.)
tarafından gönderilmiş, insanlık için uygun, temiz, ulvî bir sistemdir.
Bizi Sırat-ı Mustakime hidayet eden Allah (c.c.)’a hamd olsun. Eğer Allah (c.c.) hidayet
etmeseydi biz doğru yolu elbette bulamazdık.
Velhamdülillahi Rabbi-l Âlemîn.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.