You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM HUKUKU NASIL DOĞAR?

İSLÂM HUKUKU NASIL DOĞAR?

Üye
İSLÂM HUKUKU NASIL DOĞAR?
İçinde yaşadığımız toplum, İslâm toplumu değildir. Onda İslâm nizamı uygulanamaz
ve devamlılığı sürecinde de hiçbir zaman bu nizamın hukukî hükümlerinin uygulanma imkanı
da bulunamaz. Boşlukta aksiyonunu ortaya koyması mümkün olmayan İslâm nizamının
kurallarının, hukukî hükümlerinin uygulanmasıyla bu toplumda bir geçiş dönemi, bir değişim
amaçlanıyorsa bu da yanlıştır. Çünkü bu kural ve hükümler tabiatı gereği boşlukta doğmaz,
gelişemez ve yine boşlukta aksiyonunu ortaya koyamazlar.
İslâm toplumu, cahiliye toplumunun organik yapısından ayrı bir organik yapı
içerisinde kurulur. Fertlerin, toplulukların, gurupların bu toplumun oluşumu için cahiliye
karşısında verdikleri cihadla kurulur ve yine bu fert ve toplulukların takat ve durumları bu
cihad içinde belirir. İslâm toplumu, insanın hürriyetine ulaşması yolunda daima aksiyoner bir
tavır sergiler. Tüm yeryüzü insanlığının, yeryüzünün her köşesinin Allah (c.c.)’tan başkasının
kulluğundan kurtarılması, insanın azgın tağutların kulluğu zilletinden arındırılması için çalışır.
Bu tağutlar ne kılık ve türde olursa olsun… Emirlik talebi, imamın seçilmesi, şûrâ meclisi
üyelerinin seçilmesi ve bu gibi daha bir çok şey, araştırmacıların İslâm’ın boşlukta uygulanması
için uğraşıp durdukları öneriler, meseleler… Boşlukta, içinde yaşadığımız organik
yapısıyla, kıymetleriyle, değer ölçüleriyle, görüşleriyle, değerlendirmeleriyle, ahlâkıyla,
duygularıyla, düşünce yapılarıyla, İslâm’ın organik yapısına, ölçülerine, değerlendirmelerine,
görüşlerine, ahlâkına, duygu ve düşünce sistemine temelden terstir bu cahiliye toplumu…
Banka faaliyetleri, faiz sistemi, sigorta şirketleri ve onun faiz üzerine işlerlik meselesi, doğum
kontrolü nasıl çözümlenecektir. Ve bu gibi daha bir çok araştırmacıyı meşgul eden
meseleler… Din açısından cevap bekledikleri hususlar… Bunlar bir varsayımdan hareket
etmekteler. İslâm nizamının kuralları ve hükümlerini mevcut organik yapısıyla kurulu cahiliye
toplumunda tatbik edebilecekleri varsayımıyla… Bu toplumları, İslâmî hükümleri onlara
uygulamakla, İslâm’a taşıyabileceklerini sanıyorlar.
Bilinmeli ki, İslâm hukuku tüm hükümleriyle beraber İslâm toplumunu kurma
işlevinde değildir. Aksine İslâm toplumu faaliyetlerini sürdürmesiyle, -başlangıçta cahiliye
karşısında, ikinci olarak İslâm toplumunun hayatî ihtiyaçlarında- İslâm hukukunu şeriatın
bütün esaslarına dayanarak kuracaktır. İslâm hukuku boşluk içerisinde kurulamaz. Ve
boşlukta yaşamasını sürdüremez. İslâm hukuku beyinlerde ve kağıt sayfalarında değil,
yaşanan hayat içerisinde doğar ve gelişir. O halde gerekir ki, evvelâ organik yapısıyla İslâm
toplumu kurulsun… Ve işte o zaman, İslâm toplumunun cahiliye karşısında kurulmasını
tamamlayıp, hayatın ihtiyaçları doğrultusunda faaliyete girdikten sonra bankalara, sigorta
şirketlerine, doğum kontrolüne ve bu gibi meselelere ihtiyaç duyulup duyulmayacağının
zamanı olacaktır. Biz daha önceden onun ihtiyaçlarını, kapasitesinin şeklini takdir etmek
imkanına sahip değiliz ki, bu ihtiyaçları hukuken düzenleme yoluna gidebilelim. Bir defa bu
din, tüm cahiliye toplumlarına varlık tanıyan hiçbir kanunu tanımaz, kabul etmez. Ve onların
devamlılığına razı olmaz. Yani O, cahiliyenin ortaya koyduğu ihtiyaçları kabul etmez ki
onları karşılamak diye bir meselesi olsun.
Bu araştırmacıların temel yanlışı cahiliye pratiğini “asıl” sanmalarındadır. Allah (c.c.)’ın
dininin ona uyması gereken bir asıl… Oysa ki mesele tamamen tersinedir. Allah (c.c.)’ın dini
asıldır. İnsanlığın kendisini ona ayarlaması gereken, cahiliye pratiğini değiştirip, onunla tam
bir uyum meydana gelinceye kadar dönüştüreceği bir “asıl”. Bu değişme ve dönüşmeyse
ancak bir tek yolladır. Yalnızca yüce Allah (c.c.)’ın şeriatını onların hayatına hakim kılarak,
cahiliye karşısında verilecek mücadele yeryüzü insanları üzerinde yalnızca Allah (c.c.)’ın
uluhiyetinin ve Rabliğinin gerçekleşmesi, insanların tağutların kulluğundan hürriyete
kavuşturulmasıdır.
2
Bu mücadele tabii ki işkencelerle, fitnelerle, belalarla karşılaşacaktır. Bu durumda
dayanamayıp sapanlar sapacaktır, dininden dönenler dönecektir. Rabbine sadık kalıp, bu
işkencelerde ölecekler şehid olacaklardır. Sabredip mücadele edenler, Yüce Allah (c.c.)’ın
kendileriyle kavmi arasında hak hükmü verinceye kadar, onları yeryüzünde yerleştirinceye,
hakim olana kadar dayanacaktır. İslâm nizamı işte böyle kurulur. Ve farklı ihtiyaçlar ve
emeller ortaya çıkar. O gün İslâm toplumunun pratiğinin ışığında hükümler çıkartılır ve
boşlukta değil, problemleri, ihtiyaçları, emelleri belirlenmiş İslâm toplumu pratiği içerisinde,
İslâm hukuku gelişir, uygulanır.
Günümüzde zekâtın tam olarak toplandığı ve yerli yerince sarf edildiği, önce bölgeler
arası, giderek millet fertlerinin tümünü kapsayan, karşılıklı merhamet ve dayanışmanın
sağlandığı, lüks ve israfın, her türlü gösteriş ve yarışın yer almadığı ve İslâm’ın diğer
ilkelerinin uygulandığı örnek bir İslâm topluluğu, toplumu gösterilebilir mi? Böyle bir
toplumu varsayarsak sahip olduğu kurumlar ve değerler dengesinin yanı sıra böylesine bir
güvence ortamında bulunan o toplum acaba sigorta şirketlerine ihtiyaç duyar mı? Asla! Şayet
bu toplum farklı bir güvenceye ihtiyaç duyarsa, bunun cahiliye toplumu düşünce, değer ve
yargılarından kaynaklanan ve dolayısıyla cahiliye toplumundaki bilinen türden olduğu iddia
edilebilir mi? Buna da kesinlikle hayır diyoruz. Aynı şekilde, sürekli hareket ve cihad halinde
bulunan bir İslâm toplumunun, sözgelimi, nüfus planlaması gibi bir uygulamaya ihtiyaç
duyacağı da asla söylenemez.
Cahiliye toplum terkibinden (bileşiminden) ayrılıp bütün değer hükümleri, sistem ve
ölçüleriyle İslâmî bir yapıya geçmekte olan bir toplumun temeldeki ihtiyaçları konusunda
nasıl bir takım varsayımlar yürütemezsek ve o ihtiyaçları özde ve biçimde benzeri tedbirlerle
çözümlemeye kalkışamazsak, henüz ortada olmayan bu ihtiyaçların giderilmesi için de daha
önceki sistem ve hükümleri değişik biçimlerde o topluma ve o toplumun ihtiyaçlarına uygulayamayız.
Çünkü, söz konusu olan bizzat İslâm toplumudur ve onun tamamen ayrı yapısıdır.
Bu konudaki içine düşülen yanılgının başlangıç noktası mevcut olan toplumları, İslâm
toplumları olarak kabul etmek ve bu toplumların değer hükümleri, sistem ve ölçüleri,
temeldeki yapıları bu olduğu halde, İslâm fıkhının hükümlerini kaynaklarda kalmaktan
kurtarıp yürürlüğe koyacağını beklemektir.
Nitekim sıkıntıların temelinde yatan şey de işte bu günümüz cahiliye toplumlarının
özüne dokunmadan sadece bir takım dış müdahale ve ıslah girişimleriyle, İslâm’ı bunların
üzerine kurma çabası ve karşılaşılan ihtiyaçları bu şekilde giderme gayreti ve şuurudur. Oysa
bu ihtiyaç ve müşküller temelde İslâm’a muhalefetten kaynaklanmakta, topyekün İslâm
çerçevesinin dışına çıkmaktan ileri gelmektedir.
İnancımız odur ki, artık vakit gelmiştir. Bundan böyle İslâm, sancaktarlığını yapan
davetçilerinin kalbine cahiliye toplumlarının sistem ve ihtiyaçlarının kesinlikle hizmetinde
olamayacağını yerleştirmek durumundadır. Bu, davetçilerin böyle bir hataya düşmeden genelde
bütün insanlara şunu demelerini isteyecektir. Önce İslâm’a gelin, her şeyden önce onun
hükümlerine teslim olduğunuzu ilan edin! Diğer bir ifadeyle: Önce gelin Allah (c.c.)’ın dinine
girin. Yalnızca Allah (c.c.)’a kul olduğunuzu ilan edin. Allah (c.c.)’tan başka ilâh olmadığına
şehadet ederek bu şehadetin gereği olan iman ve İslâm’ın ancak bu şekilde varolabileceği
gerçeğine inanın. Ve insanlığın topyekün hayatında yalnızca O’nun (c.c.) hakimiyet ve sultasının
geçerli olacağını kabul edin! Bu da kulların, kullar üzerindeki hakimiyet ve kural koyma
yetkisini ortadan kaldırarak, kulların kullara tanrılığını önlemek demektir. İnsanlığın ve
içlerinden bir topluluğun davetçilerin yönelttiği bu çağrıyı kabul etmesi halinde İslâm toplumu
var olma yolunda ilk adımı atmış demektir. Bu toplum artık canlı ve pratik bir yapıya sahiptir.
Allah (c.c.)’ın şeriatına fiilen teslim olmuş bu toplumda ortaya çıkan ihtiyaçlar karşısında zaten
canlı olan İslâm fıkhı gün gün gelişir ve her şeye cevap verir.
3
İSLÂM HUKUKU NASIL DOĞAR? -IIAma
böyle bir toplum oluşup varlığını ortaya koymadan fıkıh ve düzenleyici ahkâm
alanında yapılacak her şey kendini aldatmaktan ve havaya tohum saçmaktan ibarettir. Oysa
havada tohumların büyüme imkanı olmadığı gibi boşlukta İslâm fıkhının da tutması, gelişmesi
imkansızdır.
İslâm fıkhını düşünce alanında irdelemeye çalışmak şüphesiz rahat bir iştir. Çünkü
tehlikesi yoktur. Ne var ki bu, doğrudan İslâm için bir çalışma olmadığı gibi, İslâm’ın metot
ve tabiatı ile de bir ilgisi yoktur. Böyle bir fetret döneminde ancak zamanı ziyan etmektir. Bu
dinin fıkhı ve ahkâmı da boşluğa kurulamayacağı gibi yine boşlukta işlerlik gösteremez. Bu
fıkhı yapıp ortaya koyacak olan mevcut toplum değildir. En başta Allah (c.c.)’ın hakimiyetine
teslim olan İslâm toplumudur. İslâmî gelişmenin adım ve aşamaları daima birdir. Cahiliyeden
İslâm’a geçiş ise hiçbir zaman kolay ve basit bir olay değildir. İslâm toplumu, İslâm düzeni
bir gün kurulduğunda her şeyi hazır bulsun düşüncesiyle boşluğa fıkıh ahkâmı yerleştirmeye
kalkışmak, işe böyle başlamak kesinlikle doğru değildir. Cahiliyeden İslâm’a geçişte böyle bir
yol izlenemez. Boşluktaki bir birikim üzerine ahkâm bina etmeye çalışmak çıkış noktası
olarak kabul edilemez. İslâm’a geçebilmek için cahiliye toplumlarını bertaraf etmek gerekirse
bunu, söz konusu fıkhî birikimden beklemek doğru olmaz. Bu geçişteki güçlük mevcut İslâm
fıkhının halihazırdaki toplum ihtiyaçlarını karşılamamasından doğuyor da değildir. Ve daha
bunun gibi nice aldanış noktaları!
Bu toplumların İslâm düzenine geçmesine tek engel, hakimiyetin Allah (c.c.)’a ait
olmasını istemeyen tağutların varlığıdır. Bunlar insan hayatında Allah (c.c.)’ın tek Rab
olmasını, yeryüzünde tek ilâh olarak hüküm sürmesini istemektedirler. Böylece, tam
anlamıyla İslâm’dan çıkmış oluyorlar. Öte yandan İslâm düzenine geçişte Allah (c.c.)’ı bırakıp
da bu tağutlara tapan, onların peşinden giden toplulukların varlığı da ayrı bir engel teşkil eder.
Bu topluluklar söz konusu hareketleriyle tevhidden şirke sapmış oluyorlar. Onların bu durumu
İslâm’ın gözünde somut bir şirk örneğidir.
Böylece cahiliye yeryüzünde bir nizam olarak varlığını sürdürmekte, maddî kuvveti
nispetinde sistem ve ölçülerini koruyabilmektedir. O takdirde denk yöntemlerle fıkhî
hükümleri ortaya koymak bu cahiliye karşısında bir çözüm değildir. Cahiliye karşısına böyle
çıkılmaz. Çözüm cahiliyeyi yeniden İslâm’a çağırmak ve cahiliyeyi her şeyi ile sarsacak bir
harekete girişmektir. Sonra da şimdiye kadar cahiliye karşısındaki İslâm çağrısının durumu ne
olmuşsa o olacaktır. Allah (c.c.) Müslümanlarla onlar arasındaki hükmü hak ölçüsüne göre
verecektir. İşte ancak o zaman bu canlı pratik ortamda tabiî gelişimini sürdüren fıkıh
ahkâmının devri, zamanı gelmiş olacaktır. Ve bu ahkâm henüz ortada olmayan bir takım
açmazların, ihtiyaçların ötesinde yeni doğmuş bu toplumun hakikî hayatındaki ihtiyaçları da
karşılama gücüne erişmiş olacaktır. Bu konuda evvelden kehanette bulunma imkanı olmadığı
gibi, bu dinin tabiatına yaraşır bir biçimde bu günden ciddi bir çalışmaya girmek de mümkün
değildir. Bu yaklaşımımız hiçbir suretle Kur'an ve hadisteki mevcut şer’î hükümlerin yine
şer’î açıdan halen ayakta olmadığı anlamına gelmez. Demek istediğimiz odur ki, bu şer'î
hükümlere göre yürüyen, hayatını yalnızca bu hükümlere göre ayarlayan bir toplum bugün
fiîlen mevcut değildir. O nedenle bu hükümlerin varlığı ancak böyle bir toplumun ortaya
çıkmasına bağlıdır. Çıkan sonuç şu ki, cahiliye toplumunda yaşayan her Müslüman tüm
cahiliye ve onun tanrılaştırılan tağutlarına, şirke batmış sapık topluluklarına karşı harekete
geçmek mecburiyetindedir.
4
İslâm’ın değişmez gelişim çizgisinin bu olduğunu anlamak, yürürlükteki her
cahiliyenin karşısına her seferinde İslâmî bir hareketle çıkmanın zorunluluğunu kavramak, bu
dini yeniden pratik varlık alanına çıkarma yolunda girişilecek gerçekçi bir çalışmanın
başlangıç noktasını teşkil eder, meydana getirir. Son iki asır içinde Allah (c.c.)’ın şeriatının
yerini alan beşerî düzenlerin ortaya çıkmasından ve tüm yeryüzünün İslâm’ın gerçek
varlığından boşalması sonucundan sonraki kopukluk ancak bu şekilde giderilebilir. Son iki
asırdaki durum budur. Ne var ki hâlâ camilerin bulunması, ezanların okunmakta oluşu,
ibadetlerin yapılabilmesi kimi Müslümanları yanıltmakta ve onların sürekli iyi bir ortamda
bulunduklarını zannetmelerine sebep olmaktadır. Oysa bu yanılgı onları uçurumun kenarına
getirmiştir. Şüphesiz, İslâm toplumu bu ibadetlerden ve camilerden önce de vardı. İnsanlara:
“Allah’a ibadet ediniz, O’ndan başka ilâh yoktur” denildiği gün bu toplum meydana
gelmişti. Ve hemen onlar Allah (c.c.)’a ibadet etmişlerdi. Ancak onların ibadeti şimdi olduğu
gibi bazı şekil ve hareketler biçiminde değildi. Çünkü bunlar henüz farz kılınmamıştı. Onların
ibadeti tek Allah (c.c.)’a bağlanmak şeklinde idi. İşte tek Allah (c.c.)’a bağlanan bu kişiler
yeryüzünde maddî bir kuvvet sağlayınca farzlar bir bir gelmeye başladı. Kendi hayatlarının
hakikî ihtiyaçlarıyla karşılaştıkça da Kur'an ve hadiste mevcut olan esaslar çerçevesinde fıkhî
hükümleri geliştirdiler.
İşte izlenecek yol budur. Sadece dil ile çağırmak ve İslâm’ın hükümlerini beyan
etmekle toplumların hemencecik İslâm’a geliverecekleri şeklinde kolay bir yol mevcut
değildir. İslâm çağrısının başlangıçta izlediği ağır ve uzun yoldan gidilmedikçe toplumlar
hiçbir zaman cahiliyeden ve tağutlara kulluktan, İslâm’a, tek Allah (c.c.)’a kulluğa geçemeyecektir.
O yolun şartları ise ortadadır. Önce tek kişi başlar, ardından onu bir cemâat izler. Sonra
bu cemâat cahiliyenin karşısına çıkar ve kesin zafere kadar yeryüzündeki ağırlığını ortaya
koyuncaya kadar üstüne düşen görevi yapar. Daha sonra insanlar bölük bölük Allah (c.c.)’ın
dinine girer. O din ki, Allah (c.c.)’ın tüm insanlık için seçtiği tek yoldur, tek sistemdir, tek
nizamdır. İşte âyet-i kerime: “Kim İslâm’dan başka bir din isterse bu, kesinlikle kabul
edilmeyecektir.” (Âl-i İmran:85).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.