You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM DÜNYASINDA DİNDEN DÖNME VAR MIDIR?

İSLÂM DÜNYASINDA DİNDEN DÖNME VAR MIDIR?

Üye
İSLÂM DÜNYASINDA DİNDEN DÖNME VAR MIDIR?
İSLÂM DÜNYASINDA DİNDEN DÖNME VAR MIDIR? -IBismillahirrahmanirrahim
Bu soruya tam anlamıyla cevap verebilmek için Kur’an’ın bazı ayetlerini iyi ve çok
derin düşünmek lazımdır. Ancak sunacağımız ayetlerin kapsadığı anlamların ışığında sorunun
cevabı verilebilir ve bu konuda bir hüküm ortaya koyabiliriz. Böylece hâlen içinde bulunduğumuz
gerçek durumumuzu ayetlerin içerdiği hükümlere uyarlamamız mümkün olacaktır.
Şimdi bunları maddeler halinde sunalım:
Ayetlerin ışığında durumumuzun incelenmesi:
a) Rabbimiz buyuruyor: “Hiç kuşkusuz kendilerine Hak belli olduktan sonra gerisin
geriye arkalarına, eski küfür ve batıl inançlarına dönenler, anlaşılmıştır ki, şeytan onları
azdırmış ve kendilerini uzun boylu emellere düşürmüştür. Bu dinden geri dönmelerinin,
dine karşı duyarsız davranmalarının nedeni, Allah’ın indirdiğini iyi görmeyip hoş
karşılamayanlara, size bazı hususlarda uyacağız, dediler. Allah onların gizli işlerini
biliyor.” (Muhammed:25-26).
Sadece manasını sunmuş olduğumuz ayette ortaya çıkan hüküm şudur: Tümünde
değil, bazı hususlarda kafirlere gönül hoşnutluğuyla uyan kimse dinden çıkmış ve mürted
olmuş olur. Bir de ayet şunu da gösteriyor: Allah’ın indirmiş olduğu hükmü iyi karşılamayan
ve onlara zamanı geçmiş kanunlar şekliyle bakan kimselere, bazı hususlarda da olsa uyan
kimseler aynen mürteddirler. Bugün yaşadığımız gerçek ise, birçok Müslümanlar büyük
imkanlarla kafirlere yetki veriyorlar. Halbuki kafirlere her konuda yetki veren Müslümanlar
her şeyi mubah sayan bu kimselerin peşinden gitmekle herhangi bir sakınca da
görmemektedirler. Bunların küfürlerini açıktan açığa veya gizli olarak ortaya koyduklarına da
bakmaksızın peşlerinden gidiyorlar. Müslüman ülkelerdeki İslâm evlatlarından kimileri
açıktan açığa kafir olan bir kimseye bu yetkileri verdikleri gibi, kimisi de münafıklığı açık
olana yetki vermektedir.
b) Rabbimiz buyuruyor: “Her kim Allah’ın indirdiğiyle hüküm vermezse, işte onlar
kafirlerin ta kendileridir.” (Maide:44). Bu ayet Allah’ın indirmiş olduğu hükümlerle hüküm
vermeyenlerin kesin olarak kafir olduklarını gayet açık olarak bildirmektedir. Bazı alimler bu
ayete dayanarak, başka hükümleri, Allah’ın hükümlerinden üstün kabul edenlerin kafir
olduklarını bildirmişlerdir. Ayrıca yine bu ayete dayanarak alimler, Allah’ın indirmiş olduğu
hükümler dışında başka hükümlerle hükmedilmesini uygun sayanların da kafir olduklarını
açıklamışlardır.
Size manalarını vermeye çalıştığımız ayetlere dayanarak, mana hangi şekilde
yorumlanırsa yorumlansın, İslâm aleminde bunun bir çok uygulamalarını ve örneklerini
bulabiliriz. Öyle ki, Allah’ın hükümleri dışındaki hükümleri uygulamak, bu ülkelerin en
belirgin özelliği olmuştur. Bu uygulama tüm İslâm aleminde, hemen hemen görülebilir.
İnsanları bu hususta değişik guruplarda ele almak mümkündür. Örneğin kimileri gayet açık
olarak ve hiç çekinmeden Allah’ın hükümleri dışındaki hükümlerin uygulanmasına çağrıda
bulunmakta ve öncülük etmektedir. Zinayı serbest bırakmaları, içkinin reklamını yapması,
homoseksüellere serbestlik tanıması, şeriata bağlı had cezalarının ve kısasın terk olunması,
insanlar eliyle meydana getirilen kanunlara bağlılığın ortaya konması gibi… Kimisi de bütün
bunlara karşı sessiz kalmaktadırlar, uygulanmasına göz yummaktadırlar. Şayet bu konularda
kendileriyle tartışmaya girsen, öbürlerinden farklı bir yanları olmadığını görürsün. Bazı
Müslümanlar ise İslâmî kuralların uygulanamayacağı kanaatine varmış gibiler. Kimisi de
2
mahkumu bulunduğu bu küfre sanki alışmış, itaat eder duruma gelmişler… Bazıları ise dinde
reformu öngörüyor…
Tüm bu anlatılanlar hükümetlerde, partilerde, dernek ve cemiyetlerde, müesseselerde,
gazete, dergi ve mecmualarda yer almışlardır. Hem artık bütün bunlar gayet açık olarak ortaya
konmuş bulunmaktadır.
İslâm dünyasında bu gibi hususların meydana gelmesi birbirinden farklıdır. Fakat
bunun yanında hemen hepsinde de bunun tohumları ekilmiş bulunmaktadır. Bu tohumların
kimisi henüz yeşermekte ve kimisi de meyvesini vermektedir. İşin en üzücü yanı halkı
Müslüman olan kimi ülkelerde bazı idareciler ve yetkililer, İslâmî ibadetlerin kökünden
kazınması, İslâmî adetlerin ortadan kalkması yolunu seçmişlerdir. Bunun için de Müslümanlara
baskı yapmaktalar. Mesela Ramazan ayında oruç tutmamalarını, hacca gitmeleri farz
olanlara hac yolunu kısıtlamaktadırlar. Kanuni uygulamalara gelince, kişi haklarıyla ilgili
kanunlar bile olsa, hemen hiçbirisi kanuni uygulamalardan kendisini kurtarmış değildir. Bu
hâl, halkı Müslüman olan bütün ülkelerde böyledir.
İslâm’ın ne uygulama gücü, ne kanunları, ne yargıları ne de İslâmî işaretleri
bulunmayan bu düzene ne isim vermeliyiz? Aynı zamanda bu idarenin başında bulunanlara ne
tür bir hüküm vermeliyiz? Bu soruya Rabbimizin şu ayeti ile cevap verebiliriz. Rabbimiz
buyuruyor ki: “Şayet herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe
gerçekten inanıyorsanız, o şeyi Allah ve Resûlüne götürün. Böyle yapmanız daha iyidir ve
sonuç yönünden daha güzeldir. Şunları görmüyor musun? Kendilerinin, sana indirilene ve
senden önce indirilene inandıklarını sanıyorlar da hakem olarak tağuta başvurmak
istiyorlar. Oysa kendilerine onu inkar etmeleri emredilmişti. Şeytan da onları iyice
saptırmak istiyor.” (Nisa:59-60). Bu iki ayet imanın belirtisi olarak Allah’ın ve Resûlünün
hükümlerini kabul etmek ve buna boyun eğmektir. Münafıklığın belirtisi olarak ise Allah (c.c.)
ve Resûlünün (s.a.v.) hükümlerine razı olmamak olduğunu açıklamaktadır.
Bilinen bir gerçek varsa o da şudur ki, İslâm dünyasındaki bir çok siyasî düzenler ve
hükümetlerin tamamı İslâmî değildir. Ayrıca bunların Allah (c.c.)’ın hükümlerine dönmeleri
için de hiçbir işaret görülmüyor. Kaldı ki, Müslümanların çoğunluğu bu düzenlerin ve
hükümetlerin baskısı altındadır. Hem bunların büyük bir çoğunluğu da bunları
desteklemektedirler. Onlara itaat ve boyun eğmekte kusur göstermiyorlar. Bu hâl, halen
Müslümanların savundukları yolun çok tehlikeli bir yol olduğunu açıkça göstermektedir.
c) O halde kurtuluş nasıl olacaktır? İşte ilahi reçete; Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Hüküm sadece ve sadece Allah’ındır. O, yalnız kendisine tapınarak bağlı kalmanızı
emretmiştir. İşte en sağlam din, bu dindir.” (Yusuf:40). Bir başka ayette de şöyle buyuruyor:
“Şunu iyi bilin ki, yaratma ve emir sadece Allah’ındır.” (A’raf:54).
Bu iki ayette Rabbimiz “Hakimiyeti” sadece kendisine ait kılmaktadır. Bu da mutlak
hakimiyettir. Bu hakimiyeti tanımamak, bunu anlamamazlıktan gelmek, yada bu ilahî
hakimiyete boyun eğmemek gerçek imansızlıktan başka bir şey değildir. İşte ilahî ferman.
Yüce Mevla’mız buyuruyor: “Hayır, hayır, öyle değil, Rabbine yemin olsun ki, aralarında
çekiştikleri şeylerde onlar seni hakem kabul edip, sonra da senin verdiğin hükümden ötürü
içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir boyun eğişle boyun eğmedikleri sürece iman
etmiş olmazlar.” (Nisâ:65).
Müslümanlara nasıl bir gözle bakarsan bak, göreceğin gerçek şudur: Onlar bir vadide,
Allah (c.c.)’ın kitabı ise başka bir vadidedir. Kendileriyle tartışmaya girdiğin bir çok Müslüman
evladının hiçbir nassdan ve delilden haberi olmadığını görürsün.
3
İSLÂM DÜNYASINDA DİNDEN DÖNME VAR MIDIR? -IId)
Şimdi de Rabbimizin başka ayetlerine bir göz atalım. Yüce Mevla’mız şöyle
buyuruyor: “Hani sizden, ‘Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan
çıkarmayın’ diye kesin söz almıştık. Sonra sizler bunu kabul etmiştiniz, hâlâ da buna
şahitlik etmektesiniz. Sonra yine siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarınızdan
sürüp çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde paktlar kuruyor ve size esir olarak
geldiklerinde de onlarla fidyeleşiyorsunuz. Oysa onları çıkarmanız size haram kılınmıştı.
Yoksa siz Kitab’ın bir bölümüne inanıp da, bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık
sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında aşağılık olmaktan başka bir şey değildir.
Kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yapmakta
olduklarınızdan gafil değildir.” (Bakara:84-85).
Şimdi meali sunulan bu ayetlerin ortaya koyduğu gerçekler şunlardır: Kitaptan bazı
hususları uygulamak, imanı ve inanmayı işaret etmekle birlikte, bazı hususları uygulamamak
ise, buna inanmadığını göstermektedir. O halde pratikte Kitabın tümüyle ve eşit olarak ümmet
üzerinde uygulanmaması bir tür küfürdür. Nitekim halkı Müslüman olan bir çok ülkelerde
bugün işlenen yada uygulanan çeşit, bu çeşittir. Gerçekten küfrün bu türünün uygulanması
bile sonuçta dünyada zillet içerisinde bir hayat geçirmeye neden olduğu gibi, ahirette de azaba
sebeptir. Belki de uygulamada Müslümanlar böylesi bir küfre girdikleri içindir ki, bu
zilletlerin ve aşağılanmanın başlıca nedeni olmaktadır.
Gerçekten bu ayet bize, düştüğümüz kötü sonu açıklamaktadır. Bu ise, bizlere
hükmeden pek çok kötü kimseler yüzünden gelmektedir. Zira bunlar kovulmayı, görevden
atılmayı ve öldürülmeyi hak etmiş töhmetli kimselerdir…
Şimdi bütün bu anlatılanların ışığında artık şunu söyleyebiliriz: BUGÜNKÜ İSLÂM
DÜNYASINDA DİNDEN DÖNME VARDIR. Halen dinini korumaya çalışanlar ise bunlarda
nerdeyse, İslâm’ı terk edecek duruma gelmişlerdir. Geride kalanlar ise parmakla gösterilecek
kadar az kimselerdir ki, Allah (c.c.)’ın ipine, Kitab’a sımsıkı sarılmış olanlardır.
İslâm’ı hayatlarından çıkaranlar için bakınız Rabbimiz ne buyuruyor: “Sonra onların
arkasından öyle kuşaklar çıktı ki, bunlar namaz kılma hassasiyetini kaybettiler ve
şehvetlerine kapılıp uydular. Böylece bunlar da azgınlıklarının cezasıyla
karşılaşacaklardır.” (Meryem:59).
İslâm’ı hayat nizamı kabul eden, O’nu yaşayışlarında uygulamak için çırpınanlara
Rabbimiz şu müjdeyi veriyor: “Kitab’a sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, hiç
şüphesiz biz, Sâlih amellerde bulunmakta olanların ecrini kaybetmeyiz.” (A’raf:170).
Netice olarak ortaya çıkan tablo şudur: Müslüman toplumlarda güç mürtedlerdedir,
fasıklardadır, kafir ve hususen münafıkların ellerindedir. Hepsi de fasıklıkta devam ediyorlar.
Böylece Müslümanları yaygın, toplu bir mürtedliğe, dinden dönme hareketine doğru
sürüklemektedirler. Bize düşen vazife Kur'an’a, sünnete sarılmaktır. Kurtuluş bundadır.
Zaman uyuma zamanı değildir. Müslüman’ın istirahatı ancak mezardadır. Uyandığın sabah
mahşer sabahı olmasın. Unutma! Allah (c.c.)’ın dinine yardım zaferin garantisidir.
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım
eder ve ayaklarınızı Hak’da sabit kılar.” (Muhammed:7).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

ALINTI DEĞİLDİR
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 25-10-2010, Saat:07:41 PM, Düzenleyen: ömer_29.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.