You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂM, DİN İLE İLMİ KOPMAZ BAĞLARLA BAĞLAR,

İSLÂM, DİN İLE İLMİ KOPMAZ BAĞLARLA BAĞLAR,

Üye
İSLÂM, DİN İLE İLMİ KOPMAZ BAĞLARLA BAĞLAR,
Resûlüllah (s.a.v.)’ın ölmez hediyelerinden ve risâleti ile davetinin özelliklerinden biri de,
O’nun (s.a.v.) din ile ilmi, mukaddes ve kopmaz bağlarla bağlaması, birine ancak diğeri sayesinde
gidilebileceğini ilan etmesi, ilmin şanını layığı ile yüceltmesi ve ona en güzel şekilde teşvik
etmesidir. Bunun tabii neticesi olarak da, tarihte din veya semavî kitaplara inanan bir toplumda
bulunmayan bir şekilde ilim ve ilmî eserler sahasında bir hareket meydana geldi.
Bunun en büyük delili şudur ki: Kâinatın yaratıcısı, ilk vahiyle Resûlü (s.a.v.) vasıtasıyla
insanlığı ilme layık gördü ve ona ilim verdi. Allah (c.c.) vahyin bu bölümünde ilim ile ilmin
yayılacağı, ileride onun sayesinde kitaplar yazılacağı ve ilmî hareketlerin yapılacağı, ilmin
fertten ferde, ulustan ulusa, asırdan asıra, nesilden nesile ancak bu yolla ulaşacağını zikretti.
İlmin tüm dünyada yayılması, insanlığın faydasına olacak tüm fazilet ve manevi ihtiyaçların
her yerde yayılması, sayısız üniversite, medrese, kütüphane ve ilim merkezlerinin
kurulması… gibi tüm hizmetler yine bu vasıta ile gerçekleşmiştir.
Kıyas ve delillere dayanarak konuşursak, tüm aklî ve tarihi gerçekler ilk nazil olan
ayetlerde “Kalem”in zikredilmesini garip karşılar. Çünkü bu vahiy okuma yazma bilmeyen
bir Peygamber ve yine okuma yazma bilmeyen bir kavim ile geri kalmış bir beldeye nazil
oluyordu. Orası öyle bir cahiliye toplumu idi ki, orada kamıştan yapılan kalem kelimesine çok
yabancı idiler. Öyle ki Araplar için en fazla kullanılan tabir “Ümmiler” ismi idi…
“Ümmi kimseler arasından, kendilerine ayetleri okuyan, onları tezkiye eden, onlara
kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderen O’dur.” “Onlar şüphesiz apaçık bir
sapıklık içinde idiler.” (Cuma:2). Kur'an bizlere, Medine’de Araplara komşu olup, Arapları
sadece komşuluk münasebeti ile tanıyan Yahudilerin sözlerini nakleder: “Ümmilere karşı
üzerimizde bir sorumluluk yoktur.” (Âl-i İmran:75).
Ümmet içerisinde, tam manası ile ümmilik lakabı ile anılan vahiy sahibi Resûl-i Ekrem
(s.a.v.)’dir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “İşte sana da emrimizle Cebrail’i gönderdik. Sen kitap
nedir, iman nedir önceleri bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru
yola eriştirdiğimiz bir nûr kıldık. Şüphesiz Sen de insanlara Allah’ın doğru yolunu
göstermektesin.” (Şûra:52). “Sen daha önce bir kitaptan okumuş ve elinle de onu yazmış
değildin. Öyle olsaydı batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.” (Ankebut:48). Altı asırlık bir fetret
devrinden sonra, arz ile semayı daha doğrusu sema ile arzı birleştirecek olan ve ilk nazil olan
vahiy ayetleri, ne emir sayılan ibadet, ne marifetullah, ne itaat, ne Allah (c.c.)’a davet ile başlıyor.
Ne de yasaklanması gerekli meselelerden sayılan putları terk etme, cahiliyet usul ve adetlerini
yasaklama ile başlıyor. Evet tüm bunlarla başlamak yerine Allah (c.c.) vahyini “Oku” emri ile
başlattı…“Ey Muhammed! Yaradan, insanı pıhtılaşmış kandan yaratan Rabbinin adıyla oku.
Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin en büyük kerem sahibidir…” (Alâk:1-5).
Bu tarihçi ve mütefekkirleri (düşünürleri), düşünceye sevk edecek, yeni ufuklar açacak
ve tarihte eşi bulunmayan bir inkılâp (devrim) olacaktı.
Bu risalet sahibi ümmi Peygamberin gelecekte insanlık ve dinler tarihinde en geniş
manası ile okuma ile özellik bulacak, yeni bir çığır açacağına açık ve net bir işaret olduğu
gibi, din ile devleti birleştirecek, birbirine yardımcı kılacak, insanlığı potasında eritecek olan
yepyeni biri ilim çağının da başlangıcı idi. Fakat bu okuma ve ilim, insan ile kainatı yaratan
Rabb’ın adıyla ve risaletin kucağında olmalıydı ki, sahibi iman boyasına boyansın, irfan elde
2
etsin, bütün yolları bunun hidayeti sayesinde aydınlanmış olsun. Evet onun için de “Yaratan
Rabbinin adıyla oku” buyurdu. Ki insan, yaratılış ve hakikatini öğrensin, geçirmiş olduğu
devreleri bilsin. Teknoloji, ilim, sanat ve diğer alanlarda insanlığın bulduğu keşiflere aldanıp,
onları putlaştırmasın. Devamla “Allah (c.c.) kalem vasıtasıyla öğretti” buyurarak, kalemin
şeref ve kıymetini, insanlığa ilim, okuma, eğitim ve terbiye sahalarında verdiklerini bildirdi.
Bu kalemi Mekke veya Arap yarımadasında bulmak, gerçekten zor bir mesele idi. Kalemi
kullanabilenler parmakla sayılabilecek kadar azdı. Hatta bazı eserlere göre Kureyş’ten okuma
yazma bilenlerin sayısı on yedi idi. Arap yarımadasında okuma yazma bilenler “Kâtip” lakâbı
ile şöhret bulmuşlardı. Allah (c.c.) “İnsana bilmediğini öğretti” buyurmakla, İslâm dini,
kainatla ilgili sanat, buluş ve ilmî sahaların genişliği hususunda yeni ve sonradan oluşacak
ilimlere kabiliyetinin olacağına ve tüm bu ilimlerin kaynağında ilâhi eğitim olduğuna, insanın
bilinmeyen daha bir çok ilimleri aramaya ehil olduğuna işaret buyurmuştur.
Evet Resûlüllah (s.a.v.)’a nazil olan ilk vahiy ve onun anahtarı işte budur. Başlık ve
girişin davet, mektep ve ilimlerin tabiatını tayin etmekte ve sonradan gelecek bölümlerde
tesirleri büyük olur. Böylelikle İslâm, ilimle bir arada ve beraber olarak, eğitimde insanların
ihtiyaçlarına cevap verebilecek, iyi ve mükemmel bir medeniyet ve insan aklı için yeni
nesillerin karşılaşabilecekleri yeni problemleri çözebilecek bir olgunlukla geldi ve devam
edecektir. İslâm ne ilme hücum etmiş ve ne de aklın önüne geçmiştir.
Öte yandan hayatta kalmalarını ilmin yok olmasına bağlayan, galibiyet ve yükselmeyi
ilmin mağlubiyetinde arayan nice batıl dinler mevcuttur. Avrupa’da da kilise ile ilim arasında
olan savaş herkesçe bilinen bir gerçektir. Amerikalı yazar J. Davenport’un “İlim ve din
arasında savaş” isimli eseri, bu sahada yazılmış ve tarihi hakikatleri içinde bulunduran
vesikalardan sadece bir tanesidir. Orta çağda Avrupa’da kilise vahşeti ile engizisyon
mahkemelerinde öldürülenlerin sayısı on iki milyon iken, birinci cihan harbinde
öldürülenlerin sayısı sadece altı milyon dört yüz bindir. Kur'an, geçmiş hiçbir kaynakta
bulunmayan bir tarzda ilmin şerefini takdir etmiş ve alimlerin derecesini yüceltmiştir. İlim ve
ilim ehline öyle makamlar takdir etmiştir ki, bu makamlar Peygamberlerin makamından aşağı,
diğer insanların makamından üstündür. “Allah (c.c.) melekler ve adaleti yerine getiren ilim
sahipleri, O’ndan başka ilâh olmadığına şahitlik etmişlerdir. O’ndan başka ilâh yoktur. O
güçlüdür, hakimdir.” (Âl-i İmran:18). “Deki: Rabbim! ilmimi artır.” (Tahâ:114). “Ey Muhammed!
Deki: Bilenlerle bilmeyenler olur mu?” (Zümer:9).
“Allah (c.c.) içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle
yükseltir.” (Mücadele:11). Hadis-i şerifte: “Alimler Peygamberlerin varisleridir. Nebiler, ne
dinar, ne de dirhem bırakmışlardır. Onların mirası ilimdir. Kim bu ilmi elde edebilirse
büyük bir pay almıştır.” (Ebû Davud-Tirmizî). İşte bu teşvik ve takdir sayesindedir ki, İslâm
tarihinde ilmi çalışma, ilmi gayret ve ilim yolundaki gelişmeler çoğalmıştır.
Bu konuda, meşhur Fransız tarihçi ve araştırmacısı Dr. Goustoufloubon’un “İslam
medeniyeti” isimli eserinde yazdığı itirafları yeterlidir. Araştırmalarımda Müslümanlara
verdiğim önem karşısında insanlar hayrete düşebilir. Müslümanlara bu sahada ulaşanlar belki
olmuşsa da fakat onları geçen olmamıştır. Müslümanlar bir yeri fethettikleri zaman hemen
orada bir mescid ile bir medrese inşasına başlarlardı. Fethedilen bu yer büyük ise daha fazla
medrese inşa ederlerdi. Milâdi 1173 yılında vefat eden Bünyamin Tatebli’nin İskenderiye’de
gördüğü 20 medrese bunların cümlesindendir. Bunlar, Kurtuba, Taltala, Kahire ve Bağdat gibi
büyük merkezlerde kurulan laboratuar, rasathane, zengin kütüphane ve ilmi araştırmaya
yardımcı her araç gerece sahip üniversiteler dışındadır. Sadece İspanya’da, Müslümanlara ait
70 halk kütüphanesi mevcuttu. Müslüman tarihçilerin de belirttikleri gibi sadece Halife 2.
Hakem’in şahsi kütüphanesinde 600 bin kitap mevcuttu ki bunların 44 bin cildi çeşitli
konuların sadece indekslerinden oluşuyordu. Rivayete göre Fransa kralı Şarl, 400 yıllık
Fransa krallık kütüphanesinde 900 cilt kitaptan fazlasını toplayamamıştı. Üstelik bunların üçte
3
İSLÂM, DİN İLE İLMİ KOPMAZ BAĞLARLA BAĞLAR,
İLMİN ŞANINI YÜCELTİR -IIbirini
de, ilahiyat ilimleri oluşturuyordu. İslâm’ın, ilmi esası rayına oturtup faydalı, yapıcı ve
müspet hale getirip onu dehşet, şaşkınlık, şüphe ve çelişkilerden kurtarması, onu geliştirip
yaygın hale getirmesinden daha büyüktür. Çünkü çoğu kez, ilmi bir bütünlükten bahsetmek
şöyle dursun, ilim dalları arsında bir çelişki ve uyuşmazlık mevcuttu. Mesela: Tabiat ilmi dini
ilimlerle, felsefi ilimler de manevi ilimlerle savaş halindeydi. Öyle ki matematik ve tıbbi
ilimlerde uzmanlaşmış bazı kimseler, menfi ve inkarcı bazı neticelerle bu ilimlerden mezun
olurlardı. Felsefe ve matematik ilimlerinde, kendi zamanlarındaki insanlara liderlik eden
Yunanlılarda, bu ilimleri okuyan ya müşrik ya da dinsiz oluyorlardı. Yunan ilmi ve okulları
din için büyük bir sorun olup, insanlara dinsizlik hususunda rehberlik ediyordu.
İslâm’ın, insanlığa en büyük iyiliği, çeşitli ilimler arasında bir birlik sağlamış
olmasıdır. İslâm için böyle bir mesele kolaydı. Çünkü İslâm, ilim ve irfan sahasında açık ve
dürüst bir metotla işe koyuldu. İlim ve irfana “Yaradan Rabbinin adıyla oku” ayetinin gereği
olarak, Allah (c.c.)’a iman, O’na güven ve O’ndan yardım isteme prensipleriyle başladı.
Genellikle işlere, doğru ve sıhhatli başlamak bu işlerin hayırla neticelenmesine sebep olur.
Kur'an, iman ve marifetullah sayesinde ilmin çeşitli dalları arasında bir birlik ve beraberlik
meydana getirdi. Allah (c.c.) mü'min kullarını marifetullah ile methetmiştir. “Allah’ın mü'min
kulları, yer ve göklerin yaratılışını tefekkür eder ve Allah’ım Sen bunları boşuna yaratmadın.
Seni bundan tenzih ederiz. Allah’ım bizi cehennem azabından koru.” (Âl-i İmran:191)
derler. Yunanlılara göre kainatta mevcut olan değişik mahlukatın, görünüşü ile göstermiş
olduğu değişiklik ve meydana getirdiği hadiselerden dolayı, çeşitli ilimler arasında zıt ve
insanı dehşete düşürücü bazı çelişkiler oluşuyordu. Bu da onları, küfre, dinden çıkışa ve
kainatın yaratıcısı ve idarecisi olan Allah (c.c.)’ı inkara kadar götürebiliyordu. Fakat iman ve
Kur'an’dan kaynaklanan İslâmî ilim, kainatın çeşitli ilimlerini, Allah (c.c.)’ın güçlü iradesi
altında toplamış ve bir bütünlük oluşturmuştur.
Batılı büyük bilgin Alan Hıral Hafdine, ilmi bütünlük ve bunun insan hayatı ile ilim ve
ahlâk üzerindeki büyük tesirlerine şöyle değinir: “Her din, tevhid akidesi üzerine
kurulmuştur. Kainattaki bütün varlıkların var oluş sebebi birdir. Zorunlu olarak meydana
gelecek problemler dışında böyle bir akidenin, insanlık üzerinde pek çok faydalı ve önemli
tesiri vardır. Şöyle ki, bu akidenin bağlıları, teferruat ve bazı ufak tefek ihtilaflar bir tarafa
bırakılırsa, dünyada her şeyin tek bir esas ve nizama göre hareket edeceğine inanırlar. Çünkü
sebeplerin bir olması konunun da bir olmasını gerektirir. Ortaçağda büyük çapta revaçta
olan bu akidenin tesirleri yeşerdi. Ancak alt tabakadaki insanların bir çoğu, tabiat kuvvetinin
etkisiyle, bu vahdetin, birliğin dışında kalıp, çok tanrılı inançların bataklığına düşmüş ve
çoğunluğu bir araya getiren bu vahdetin, birliğin kozlarını elinden bırakmıştır.”
Bu tevhid akidesi ile ilim, faydalı, aranan ve Allah (c.c.)’a ulaştıran, her şeyi ile toplum,
insanlık ve medeniyetin faydası için gayret sarf eden bir vasıta olmuştu. Bu tevhid akidesinin,
insanlığa en büyük bağışı ise insanlığın geleceğini ve düşünce yapısını değiştirmiş olmasıdır.
Batılı düşünürler Kur'an’ın ilim ve düşünce üzerindeki olumlu tesirlerini kabul etmek zorunda
kalmışlardır. Yine batılı düşünürlerden ikisinin itiraflarını misal olarak vermekle yetinelim:
Bunlardan ilki İslâm düşmanlığı ile meşhur G. Margolioh’un J. N. Rodwell’in yaptığı bir
tercümenin önsözünde yazdıklarıdır. Şöyle diyor: “Araştırmacıların birleştikleri hususlardan
biri şudur ki, Kur'an semavi kitaplara arasında en son nazil olmasına rağmen, hepsinin
arasında mümtaz bir mevkiye sahiptir. İnsanların dikkatini üzerine çekmekte hepsini
geçmiştir. Kur'an yepyeni ve insan yaratılışına uygun bir düşünce nizamı getirmiş, üstün ve
4
insan tabiatına uygun bir üniversitenin temellerini atmıştır.” Hart Wighhirsehfel ise şunları
itiraf eder: “Kur'an’ın bahsettiği saha, insan hayatı, ticaret ve sanat gibi konular,
yorumcuları ve alimleri araştırmaya sevk etmiş ve onlar için araştırma konusu olmuştur.
Çünkü Kur'an, her ilmin kaynağı olmuştur. Bu konularla ilgili izahları tefsir ve diğer
eserlerine alan alimler, düşünce ve araştırmaların ilerlemesi için büyük ufuklar açmış ve
Müslümanların ilimde ilerlemelerine sebep olmuşlardır. Bunun tesiri yanız Müslümanlarda
görülmez. Yahudi filozofları, metafizik konularında Müslümanları takip etmek durumunda
kalmışlardır. Hıristiyanların ise, kelâm ilminden, Müslümanlardan istifade ettikleri de
kaçınılamaz bir hakikattir.”
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.