Hemen her İslâmî bölgede kafir kuruluşları veya buna ilişkin ciddi çabalar vardır.
İnsana bunların boyutunu düşünmek bile çok güç gelmektedir. Biz bunlardan pek azını
bilebilmekteyiz.
Bu konuya ilişkin gazeteler ve kitaplar yayın yapmaktadır. Nitekim Abdusselâm Arif,
“Eyli Kahn min cedid” adlı kitabında, İngiltere adına casusluk yapan Iraklıların sayılarının 33
bine ulaştığını yazmaktadır. Arif Abdusselâm, Irak’ın başında bulunduğu dönem için bunları
yazmaktadır. Bağdat’ta bulunan İngiltere elçilik binasının yakılması sonucu bu belgeler ele
geçirilmiştir. Nitekim araştırmacılar buna benzer bir çok dolapların, Ortadoğu ülkelerinde de,
Amerikan casusluk teşkilatına bağlı olarak çevrildiğini göstermektedir.
Bütün şer güçlerin İslâm ülkelerinde yer altı teşkilatları vardır. Bir de mason, Lions ve
benzeri kulüpleri de gözden uzak tutmamak lazımdır. Bu kulüplerin gizli faaliyetleri ve çalışmaları
çok korkunç bir safhadadır ve bunlar her türlü devlet imkanlarından faydalanmaktadırlar.
Bir de yabancıların iyi dostluk adı altında kurdukları okullar, teşkilatlar ve güya
aydınlatma hizmetlerini yansıtan kuruluşlar da bu casusluk ve misyonerlik faaliyetlerinin bir
başka uzantısıdır. Hele eğitim ve öğretim faaliyetlerine bakarsak, bunların arkasında yatan
gayenin dinsizlikten başka bir şey olmadığını görürüz. Tüm kültürel faaliyetler bunun için
yürütülmektedir. Bir de İslâm ülkelerinde yaşayan gayri Müslimleri unutmamak lazımdır.
Bunlar Müslümanlar namına en büyük tehlikeyi oluşturmaktadırlar. Televizyonların,
gazetelerin, yayın organlarının büyük çoğunluğu bunların elindedir. Bunların yaymış
oldukları küfür tohumları çoktan meyvesini vermeye başlamıştır. Halkı Müslüman olan
ülkelerde, Müslümanların evlatları kafirler adına ortaya çıkıyorlar ve her türlü dinsizliği
mubah sayıyorlar. İslâm ülkelerinde yerleşmiş bulunan azınlıklar, İslâm ve Müslümanlarla
alay ediyorlar. Müslümanları, ülkelerinde adeta köle, kendilerini de efendi rolünde görüyorlar.
Kendilerinden olanları aydın, kültürlü kimseler olarak tanıtıyor, vatan evlatlarını hor ve hakir
gösteriyorlar. Bunların bu anlamdaki propagandalarının etkisinde kalanlar hemen her yönden
bunlara teslim olmaktadırlar.
Bir de bunlardan daha tehlikeli ve daha iğrenç olan bir toplum geliyor. Bunlar da
dünya Siyonistleridir. Bunlara bağlı olarak çalışan ve her yerdeki Yahudileri koruyup
kollayan, destekleyen güçler…Bu güçlerin kökleri dışarıda bulunmaktadır.
İslâm dünyasının bu kafirler eliyle bu hale getirildikten sonraki manzarası şudur: Tüm
güç ve kuvvet merkezleri bunların ellerinde kalmış yada bunlara bağlı veya bunların
yardımcıları durumundakilerin ellerine geçmiştir. Yada pek az olarak, müfsid, bozguncu ve
fasık olan Müslümanların elinde idare edilir olmuşlardır. Durum nasıl olursa olsun, özellikle
güç unsurlarını belli bir İslâm düşmanının eline verdiler. Bununla da kalmayıp devlet idaresini
de tümüyle İslâm’a ve Müslümanlara düşman olan bir guruba teslim ettiler. Gerçi her ne
kadar İslâm ülkeleri bağımsızlıklarını kazanmış ise de, bağımsızlıktan sonra kurulan
teşkilatlara ait güçler idareyi ele almışlardır. Mesela her ülkenin bir ordusu vardır. Fakat bu
ordunun tüm özellikleri ve çalışmaları bu düşmanların elindedir. Bu bakımdan onların emri
olmadan hiçbir vakit kendi iradeleri ile hareket edemezler.
Şayet İslâm ülkelerinden herhangi birinin ordusunu şöyle bir araştırmaya tabi tutarsan,
karşına çıkan manzara şu olacaktır: Üst düzeydeki idareci ya Müslüman olmayan biridir, ya
beyni yıkanmış bir hain, ya sarhoş veya kadın düşkünü biridir. İyi birisini bulmak ise pek az
rastlanan bir olaydır. Özellikle subay sınıfı en bozuk sınıf haline gelmiştir. Bilhassa bunların
2
başlarına atanan kimseler, generaller maksatlı olarak getirilmişlerdir. Bundan dolayı da bu
kimseler subay seçimini yaparlarken, alınacak kimselerde, uzaktan veya yakından bir İslâmî
düşüncenin olmamasına özen gösterirler. Bozuk inanç sahibi kimselerin böylesi yerlere
alınmasına öncelik tanırlar. Ancak içlerinde bazen iyi kimseler olmakla birlikte, bunlar da
azın azıdırlar. Orduya subay alınma ölçüsü, cahilî ölçüler ve maddî esaslardır. Değerler hep
cahilî eğitim değerlerine göredir.
İşin kötü yanı şudur: İslâm ülkeleri topraklarını dış düşmanlardan kurtardılar, sözde
bağımsızlıklarını kazandılar, fakat içteki düşmanlarını hiç hesaba katmadılar. Böylece de
gücün yine bunlar elinde kalmasına sebep oldular. İşbaşına gelenlerin seçiminde ve seçim
tarzında büyük hatalar yaptılar. Tüm güç merkezlerini İslâm düşmanlarının ellerinde
bıraktılar. Gerçi bunlara teslim olmayan bağımsız ülkeler de bu defa bir başka yönden
bunların esaretine girdiler. Örneğin eleman yetiştirmek, askerî uzman temin etmek,
ekonomide, tıpta ve diğer dallarda uzmanlaşması için evlatlarını onlara teslim ettiler. Neticede
bunlar yurtlarına beyinleri yıkanmış olarak döndüler. Ve daha nice hatalar…
Hatta bundan daha kötüsü, dış güçler İslâm beldelerini her bakımdan bağımlı
kılmışlardır. Her ülkede bulundurdukları bir çok kollar aracılığı ile etkinliklerini ve
sömürülerini sürdürmektedirler. Tüm yetkiler azınlıkların ve azınlık teşkil eden gurupların
ellerine verilmiştir. İslâm birliğini bozmak için içte ve dışta bu ajanlar aracılığı ile her türlü
faaliyeti gösteriyorlar. İşte böylece İslâm dünyasının kalbinde, onlarca, yüzlerce problem
bulunmaktadır. Bütün bu problemler, Müslümanları yollarından saptırmakta veya Müslümanları
güç durumda bırakmaktadır. Bir de İslâmî siyasî hareketin artık uygulanamaz olduğunu
Müslümanlara kabul ettirmek için çalışmaktadırlar. Netice itibariyle bütün bu hareket ve
faaliyetler, İslâm’ın hakim olmaması ve Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırmak içindir.
Bu hain güçler, Müslümanları parçalama operasyonlarını durmadan sürdürdüler. İslâm
dünyasında birbirine yakın devletçikler meydana getirdiler. Sözde bunlara bağımsızlık kazandırdılar.
Fakat bunları düşünce ve yapı bakımından birbirlerine düşman ülkeler haline getirdiler.
Kavmiyetçilik, ırkçılık, bölgecilik düşüncelerini soktular. Kimisini kapitalizme, kimisini
sosyalizme köle ettiler. Bir taraftan kapitalizm düzeni savunulurken, bir taraftan sosyalizme,
komünizme meylettiler. Bir taraftan demokrasi derken, bir taraftan da diktatörlüğe göz
yumdular. Bütün bunları yaparken de sanki bizim en yakın dostumuzmuş gibi göründüler.
Kısaca diyebiliriz ki, artık İslâm dünyası, günümüzde emperyalistlerin hakimiyetine
girmiş bulunmaktadır.
Tüm bu çekişmelerin, ihtilafların sonunda İslâm ülkeleri arasında gerçekten korkunç
duvarlar örülmüş bulunmaktadır. Hepsi de düşman kardeşler olmuşlardır.
Kafir güçler Müslümanları değişik şekillerde kuşatmışlardır. Bunun en önemlisi de
ekonomik bakımdan kuşatmadır. Bu ise Müslümanların her bakımdan ilerlemelerine,
kalkınmalarına engel olmaktadır. Hemen hemen her vasıtayı kullanarak bu engel çemberini
gittikçe sıkıştırıyorlar. Nitekim silah ve benzeri tüm savaş araç ve gereçlerini onlardan almak
zorunda bırakılmışız. Onların sanayî ürünlerini bizler tüketmekteyiz. Verdikleri silahları, araç
ve gereçleri kullanmak için onlardan izin almak zorunda bırakılıyoruz. Bir bölgenin zayıf ve
güçsüz kalmasını mı istiyorlar? bunu hemen sağlıyorlar. Yada bir komşu ülkeyi diğerinin
başına musallat etmek istiyorlarsa bunu da hemen yapıyorlar. Artık Müslümanlar, onlarsız bir
şey yapamaz hale gelmişlerdir. Maddî güç sahibi ülkeler, İslâm ülkelerini aralarında
paylaşmışlar bu ülkelerin başlarına da, kendilerine son derece bağlı işbirlikçileri getirmişlerdir.
Bunlar sayesinde İslâm ülkelerinin yer altı ve yer üstü bütün zenginliklerini kendi
ülkelerine taşıyorlar. Adeta İslâm ülkelerinin nefeslerini, can damarlarını kesmişlerdir. İşte
İslâm dünyası üzerinde dönen dolapların bazıları bunlardır. Peki bundan kurtulmanın çaresi
ne olabilir?
3
İSLÂM ÂLEMİNDE DÖNEN DOLAPLAR -IIBunun
için yegane çare ve kurtuluş yolu, İslâm devlet sistemini isteyenlerin harekete
geçmeleri, küfre karşı koymaları, Kur’an’ı ve sünneti rehber edinmeleridir. Bundan başka
kurtuluş çaresi de yoktur.
Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de kendi nizamının taraftarlarının mutlak üstün geleceklerini
kesinlikle bildirmektedir. İslâm dünyasındaki bütün bu olumsuzlukları önleyecek olan tek
çare Allah taraftarlarının, İslâm bağlılarının, İslâm’ı uygulayıcıların harekete geçmesi,
daldıkları derin uykudan uyanması ile mümkündür. İşte bunlar harekete geçtikleri gün,
Allah’ın izniyle önlerinde hiçbir güç ve kuvvet duramayacaktır. İşte Rabbimizin müjdesi:
“Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar. Hiç şüphesiz biz Sâlih amelde
bulunanların ecrini kaybetmeyiz.” (A’raf:170).
“Kim Allah’ı, Resûlünü ve Mü’minleri veli-dost edinirse hakikatte üstün gelecek
olanlar Hizbullah (Allah taraftarı)tır.” (Mâide:56).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.