You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İSLÂMÎ TOPLUMUN DOĞUŞUNUN ZORUNLULUĞU

İSLÂMÎ TOPLUMUN DOĞUŞUNUN ZORUNLULUĞU

Üye
İSLÂMÎ TOPLUMUN DOĞUŞUNUN ZORUNLULUĞU
Gerçek şu ki; İslâmî hareketin doğuşu hakikî bir zorunluluktur. Yine İslâmî hareketi
gözle görülebilir bir şekilde ortaya koyacak olan İslâmî bir topluluğun doğuşu, aynı şekilde
hakikî bir zorunluluktur.
Yeryüzünün dört bir yanını fesat kaplamış bulunuyor. Tasavvur ve değerlerde fesat,
mevzuat ve müesseselerde fesat, düşünce ve ilkelerde fesat, gelenek ve göreneklerde fesat söz
konusudur. Öyle ki, artık bu fesat Yüce Allah (c.c.)’ın şu mealdeki buyruğunun, bugünkü
hadiselerde açıkça görünür hale gelmiştir: “İnsanların elleriyle kazandıkları (günahlar)
yüzünden karada ve denizde fesat baş gösterdi. Belki dönerler diye (Allah böylece) onlara
yaptıklarının bir kısmını tattırıyor.” (Rum:41).
İnsanlık tümüyle Resûlullah (s.a.v.) döneminde egemen olan cahiliyyeyi andıran bir ortama
dönmüş bulunuyor. Bugünkü cahiliyye ile arasında görünüş itibari ile farklılık görünse bile, esasta
bir farklılık söz konusu bile değildir. Bugün insanlık uçurumun kenarına gelmiş bulunuyor.
İnsanlığın bu uçurumun kenarında oluşu, onun insan hayatını sağlıklı bir şekilde geliştirebilecek
ve yine sağlıklı bir şekilde ilerlemesini sağlayacak değerler dünyasındaki iflası dolayısı iledir. Bu
durum ise artık insanlığa verebilecek hiçbir değeri kalmamış bulunan batı dünyasında apaçık bir
şekilde görülebiliyor. Hatta batı dünyasının vicdanında, varolmaya hak kazandığına dair kendisini
ikna edebilecek bir değer kalmış bile değildir. Yavaş yavaş doğu bloğu düzenlerinden iğreti bir
takım kurumlar almakta, bir takım kurumları kendine aktarmaktadır.
Özellikle de sosyal devletçilik adı altında ekonomik düzenlemelerde bunu yapmaktadır.
Halbuki doğu bloğu da aynı durumdadır. Başlangıç dönemlerinde çok sayıda kimseyi kendine
çeken Marksizm başta olmak üzere, bütün toplumsal teoriler artık ideoloji açısından açık bir
gerileme göstermiş bulunuyor. Bu ideoloji genel olarak insan yaratılışına ve onun gereklerine
karşı zıttır. Onun gelişmesi, ancak paramparça edilmiş bir ortamda yahut da uzun dönemden
beri diktatörlük düzenine alışagelmiş bir ortam içinde mümkün olabilir. Hatta bu gibi ortamlarda
bile artık maddî, ekonomik başarısızlığı ortaya çıkmış bulunuyor. Bu ideolojinin temsilcisi
Rusya’da tahıl ürünleri gittikçe eksilmektedir. Halbuki Çarlar döneminde ihtiyacını karşılayabiliyor
ve de artırıyordu. Artık bugün Rusya, buğday ve öbür gıda maddelerini dışarıdan alma
noktasına gelmiştir. Elinde bulunan altını, yemek elde etmek amacıyla satmaktadır.
O halde insanlık için yeni bir liderliğe ihtiyaç vardır. Bu kaçınılmazdır. Batı insanının,
insanlığa liderlik yapma dönemi artık son bulmak üzeredir. Bu batı uygarlığının maddî
bakımından iflas etmesi veya ekonomik ve askerî gücünün zayıf olması dolayısıyla değil, batı
düzeninin artık rolünün son bulması dolayısı iledir. Çünkü bu düzen lider yapmaya elverişli
değerler birikimine sahip değildir artık. İşte bu değerlere ve böyle yönteme sahip olan
yalnızca İslâm’dır. Sıra İslâm’dadır. İnsanlığın aradığı İslâm’dadır. Fakat bu musibetlere
uğramış insanlığa kurtarıcı olan bu din, nasıl sunulabilecektir ve bu kurtarıcı din, kurtarma
rolünü nasıl uygulayacaktır? Bu dini sunmak, onu akîde ve düzen olarak açıklayan kitaplar
yoluyla mı olacaktır? Yoksa bu din “Sen sözünü söyle ve yoluna devam et” ilkesini esas
alarak vaaz ve irşad yoluyla mı sunulacaktır? Yoksa İslâmî heyetleri batıya ve doğuya
göndermek yoluyla mı gerçekleşecektir?
İslâm’ın rolünü ifade edebilmesi ancak bir toplum halinde, İslâm’ı görünür bir şekilde
yaşaması ile mümkündür. Çünkü insanlık özellikle günümüzde bir akîdeye kulak asmamakta,
bu akîdenin gözle görülür bir şekilde yaşanmasına göre tavır almaktadır. Gerçek şu ki
insanlık, normal olarak okunan yahut dinlenen bir düzeni kabul etmemektedir. İnsanlık canlı,
hareket halinde, görünen bir gurup insan topluluğu tarafından temsil edilen, gözün gördüğü,
elin dokunabildiği, bir gerçek olarak yorumlanan, akıllar tarafından etkisi kabul edilebilen bir
yöntemi kabul edebilir durumdadır.
2
İslâm bir toplum içinde açıkça yaşanmadıkça, bu toplum da İslâm için yaşamadıkça ve
bu İslâm düzeninin bütün özellik ve meziyetleri bu toplumda ortaya çıkmadıkça, okunan yada
dinlenen bu düzeni kabul etmek elbette zor olacaktır. İslâm hakkında yazılmış binlerce kitap,
mescitlerde, salonlarda veya meydanlarda yapılan binlerce konuşma, binlerce heyet… evet
bütün bunların hepsi, yeryüzünün herhangi bir parçası üzerinde, İslâm’a göre ve İslâm için
yaşayan, bu dini özelliklerini görünür hale getiren ve İslâmî hayat şeklini ortaya koyan küçük
bir İslâm toplumunun vereceğini asla veremez.
Uluslar arası Siyonist, haçlı ve emperyalist İslâm düşmanları bu gerçeği çok iyi
bilirler. Bunu, bu gerçeği derinlemesine bildiklerinden dolayı, onlar bazen belirli sınırlar
çerçevesinde İslâm ile ilgili kitapların yayınlanmasında, yine belirli sınırlar çerçevesinde
İslâm ile ilgili konuşmaların yapılmasında ve nadir olarak da İslâm’a dair filmlerin
sunulmasında, kontrolleri altında olmak şartı ile İslâmî heyetlerin herhangi bir yere
gitmesinde bir sakınca görmezler. Fakat hiçbir zaman ellerindeki gizli ve açık muazzam
uluslar arası yetkileri kullanarak çok küçük de olsa, okyanustaki bir ada üzerinde bile olsa,
yeryüzünün herhangi bir tarafında İslâmî bir toplumun oluşmasına ve kurulmasına asla izin
vermezler. Çünkü onlar, İslâm’ın varlığının ortaya çıkmasının biricik yolunun bu olduğunu
çok iyi biliyorlar. Onlar İslâm’ın varlığından çokça sıkıntı çekmişlerdir. Onların İslâm
toprakları ve İslâm toplumu üzerindeki emperyalist ve sömürücü hedeflerini engelleyen İslâm
olmuştur. Ancak onlar düşündükleri gibi bu muazzam düşmanlarını tesirsiz hale getirdiklerini,
işini bitirdiklerini sanmakla yanılıyorlar. Fakat onlar, İslâm’ın, İslâmî toplumun gölgesinden
bile korkuyorlar. Bunun için de İslâm ve İslâm toplumunun herhangi bir şekilde fiilen
varolmasını asla istemezler.
Buna göre İslâm ümmeti, insanlığın İslâm’a kabul edilmesinin ve kurtarıcı rolünü
yerine getirebilmesi için, İslâm’ın yaşanmasının, uygulanmasının en sağlıklı yol olduğunun
bilinci içinde olması lazımdır. Halbuki sayısı bir buçuk milyarı geçen İslâm ümmeti nerede?
İslâm toplumu, İslâm ümmeti, hayatları, tasavvurları, kurumları, şartları, değerleri, ölçülerinin
tümü ile İslâmî düzende yaşayan bir topluluktur. İşte bu nitelikleri ile bu ümmetin varlığı,
bütün yeryüzünün, neden Allah (c.c.)’ın dininin hükmünün son olduğu andan itibaren son
bulmuştur.
İslâm’ın, yeniden beklenen insanlığın liderliği rolünü ifa edebilmesi için bu ümmetin
yeniden varolması kaçınılmaz bir şeydir. İslâm ile hiçbir ilgisi bulunmayan nesillerin,
düşüncelerin, şart ve kurumların oluşturduğu insan yığınlarının gizlediği, görmezlikten geldiği
bu ümmetin yeniden dirilmesi kaçınılmazdır. Her ne kadar bu ümmetin hâlâ İslâm dünyası adı
verilen yerlerde varolduğu sanılmakta ise de bu böyledir. Peki, bu niteliklere sahip Müslüman
kitlenin yeniden dirilişinin yolu nedir? Bu yol ilk andan itibaren dinamik ve organik bir
toplulukla İslâmî akîdenin apaçık olarak toplumda yaşanmasıdır. Müslüman bir ümmetin
varlığı, pratikte cahilî bir ümmetin varlığının ortadan kaldırılması anlamına gelir. Cahiliye
soyut bir nazariye ile ifadesini bulmadığından, aksine bu şekilde bir organik ve dinamik bir
topluluğun ifadelendiği bir şey olduğuna göre, bu cahiliyeyi ortadan kaldırmak ve insanları
tekrar Allah (c.c.)’a geri çevirmek için soyut bir takım nazariyelerle ortaya çıkmak asla doğru
olmaz, hiçbir fayda vermez. Çünkü o takdirde fiilen mevcut olan ve dinamik ve organik bir
toplulukta görünen açık, yaşanan cahiliyeye denk bir güçle ortaya çıkmamış olacaktır. Diğer
taraftan fiilen ayakta duran bir varlığı ortadan kaldırmak için girişilecek çabada istenilen şey,
bunu ortadan kaldırmak durumunda olanın daha üstün olması gerekir ki, tabiatında,
yönetiminde, büyük ve küçük bütün hususlarında temelden ondan ayrı ve farklı bir varlık
ortaya koyabilsin. Hatta bu yeni çabanın teorik ve düzenleyici temellerinde, bağlarında,
ilişkilerinde, fiilen mevcut bulunan cahilî toplumdan daha bir güçlü, dinamik ve organik bir
topluluk olması gerekir.
3
İSLÂMÎ TOPLUMUN DOĞUŞUNUN ZORUNLULUĞU -IIDiğer
taraftan akîde ve ibadetleriyle İslâm’a bağlı bir takım kimselerin, organik bir
toplulukla kaynaşmaksızın bir toplum içerisinde kalmaları, önemli iki işin ifadesidir:
1- Her şeyden önce İslâmî toplumun fiilen varlığı henüz başlamamış demektir. Bunun
gerçekleşmesi, yani organik bir topluluğun ortaya çıkması, Müslüman’ın İslâm’a getirdiği ilk
anda ve “Lâilahe illallah Muhammedün Resûlüllah” şehadetini yaptığı andan itibaren
gerçekleşmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Çünkü Müslüman toplum bu olmadan gerçekleşemez.
Çünkü Müslüman her ne kadar sayı bakımından çok olursa olsun, eğer birbirleriyle uyumlu,
dayanışma halinde, bağımsız ve kendi kendine varolan, üyeleri canlı bir varlığın organları gibi
organik olarak varlığını daha bir kökleştirmek için çalışmıyorlar ise, kalplerde yalnızca teori
olarak temellerin konulmuş olmasıyla gerçekleşmez.
2- Yine onların tek başlarına fertler olarak kalmalarının anlamı, pratik olarak cahilî
durumun gereklerine boyun eğmeleri ve bu topluma ister istemez hizmette bulunmaları
demektir. İslâm’ın soyut ve nazarî (teorik) bir şekilde bilinmesine ve öylece kalmasına imkan
yoktur. Yani isteyen kimselerin onu itikad olarak kabul edip, ibadet olarak da yerine
getirmekle birlikte, bundan sonra da fiilen varolan cahilî dinamik topluluğun organik
bünyesinde sıradan fertler halinde kalmaları, İslâm açısından mümkün değildir. Sayıları ne
kadar çok olursa olsun, onların bu şekilde varolmalarının, İslâm’ın fiilen varlığına götürmesi
imkansızdır.
Çünkü “Teorik Müslüman Fertler” cahilî toplumun organik terkibi içinde
bulunmaları halinde, kesinlikle bu organik toplumun ihtiyaçlarını karşılamak zorunda
kalmaya devam edecekler, isteyerek, istemeyerek, şuurlu ve şuursuz olarak bu toplumun
varlığının zorunlu bir takım gereklerini ve hayatın temel ihtiyaçlarını karşılamak için harekete
geçecekler, bu toplumun yapısını savunmak zorunda kalacaklar. Onun varlığını tehdit eden
etkenlere karşı savunmaya geçeceklerdir. Çünkü organik bir yapı, istesinler yada istemesinler,
bütün üyeleri ile birlikte böyle bir görevi yerine getirir. Yani teorik Müslüman fertler (fikrî ve
itikadî bakımdan Müslüman olduğunu söyleyen kimseler), ortadan kaldırmaya çalıştıkları
cahilî toplumu fiilen güçlendirmeye devam edecekler ve bu toplumun hayatta kalma ve
varlığını sürdürme unsurlarını destekleyen hücreler olarak varlığını sürdürecekler,
mücadelelerini, bilgilerini, çalışmalarını da ona bağışlayacaklar ve böylelikle onların
hareketleri, İslâm toplumunu kurmak için, cahilî toplumu yıkmak hedefine yönelik olacak
yerde, bu toplumu güçlendirecektir.
İşte bundan dolayı, İslâm’ın teorik temelinin, yani akîdenin, ilk andan itibaren
dinamik, organik bir topluluk içerisinde eylemci özelliğin, şartlara göre yaşanması ve
yaşatılması lazımdır.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.