Bunca zamandır çekilen urgan kalındığındaki ip neredeyse adamın bulunduğu odayı doldurmuştu.Kıvrım kıvrım üstüne, ip yığını tavana değecek gibiydi.
Adam bir ara duraladı.
Etrafına bakındı.
Çektiği ip odada kıpırdayacak yer bırakmamıştı.
Az daha çekerse ipi koyacak yer kalmayacaktı.
Öteki odaya geçti, çekmeye devam etti.
Yemeyi-içmeyi unutmuştu.
Oda doldu, mutfak doldu, aralık doldu, ip her yanı kuşattı, ama hala ucu görünmüyordu.
Adam durdu-düşündü.
"Yöntem yanlış" diye düşündü.
İpi çekeceğine, ipi takip etse daha iyi olacaktı.
Kalktı, giyindi, bir iki lokma bişeyler yedi, çıktı evden.
İpin ucu pencereden sarkıyor, bahçeyi geçiyor, sokağa çıkıyor, yay kaldırmı boyunca uzanıyor, köşeyi dönüp kayboluyordu.
Adam ipe yapıştı.
Tuta tuta ipi takip etmeye başladı.nerey akdar gidiyordu acaba?
Nereye giderse gitsin, kararlıydı, bu ipin ucunu bulacaktı.İpin ucunu bulunca herşey aydınlanacak,sıkıntıların kaynağı meydana çıkacaktı elbet.sokaktakiler ipe tutunmuş giden adamı hayretle izliyodu.Bir ihtiyar:
-Nereye böyle, diye sordu.
-İpin ucunu bulmaya, diye cevap verdi adam.
-yorma kendini evladım, otur şuraya, çek ipi, sen gideceğine o gelsin, şeklinde nasihat etti.
Adam acıyala gülümsedi.
-O kadar kolay değil acma, çek-çek bitmiyor.
İhjtiyar:
-Allah çektirmesin, deyip yürüdü.
Onun ardından bir çocuk yanaştı.
-Bu ipin ucunda ne var?
Çok manalı bir soruydu.Adam kafasını kaşıdı:
-Bir bilsem, dedi.
iki bçıkın, çakırkeyf geldiler:
-Hocam hadi iyisin, ipi yakalamışsın.
-Evet yakaladık.
-Eee.. Ne geliyor oltaya, yırttın hadi.
-Yok canım, henüz görünürde bişey yok.
-Olur-olur, çekmeye devam.hadi marş.
Aklı başında gözlüklü okur-yazar biri:
-Tuhaf birşey senin uğraş, ucunda ne olduğunu bilmediğin bir yola gidiyorsun, ya boş çıkarsa?
-Nasip, dedi ona. Boynunu büküpipin peşi sıra yürümeye başladı.
Caddeleri, meydanları aştı;parktan geçti, otoyola çıktı.
İp gidiyor, adam gidiyor.
Niçin gidiyor?
Neden ipin ucu görünmüyor? Kim koymuş bu ipi bu yola? Ondan başkası niçin ilgilenmiyor ?
Sorulara boşverdi adam, engelleri aşmaya devam etti. Bir köprüden geçti, bir tünele girip çıktı,şehir dışına ulaştı.
İp tepeleri aşıyor, tepelerin ardında batan güneşe doğru uzanıyordu.
Adam yorulmuştu. Acıkmış ve susamıştı.
İçinde o eski şevk kalmamıştı. hatta ufaktan bir usanç baş göstermişti.
Silkindi, derin bir nefes aldı, ipe bir daha heyecanla sarıldı."Çözülmek yok" dedi içinden "yılgınlık yok".
Yürüdü tepelere ve batan güne doğru...
İp gidiyor, adam ipi takip ediyordu.
Zaman sonra alev alev yanan güneş ufukta küçülmeye başladı.
Gün battı, adam kayboldu.
Gece.
Adam deniz kenarında.İp gidiyor, o gidiyor.
Dalgaların hışırtısı, mehtap. İP bir yerden sonra yeniden şehre dönüyor.
Yine otoyol.
Gelip geçen arabalardan ipr tutunmuş giden adama merakla bakanlar...
Adam oralı değil, kendi aleminde.
Sonra.
Sonrası büyük şaşkınlık.
Gele Gele kendi evine geliyor.
İp uzuyor, bahçeden geçiyor, o bildik pencereden içeri giriyor.
Adam boncuk boncuk terlemektedir.
İpi bırakır. Eve gider, kapıyı açıp içeri girer, doğru salona yönelir.
Şok.
Adam bu defa salon kapısının önünde, ışığı açınca dehşetle sendeler.
İp tavana uzanmakta, avizenin demir halkasından sarkmaktadır.
Lakin bir idam halkası biçiminde.
Adam düşe kalka kendini bir koltuğa atar.
oradan idam halkasına bakmaya başlar.
Mustafa Kutlu
Huzursuz Bacak'tan alıntı.
Kor kaynar yüreğimde
Umutlar sevinç içinde
Kan dolan gözlerimde..