You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İnsanlar bir araya geldikçe,

İnsanlar bir araya geldikçe,

Yönetici
RE: İnsanlar bir araya geldikçe,
İstanbul'da sakinlik, huzur da var ama başka yerde Gülhane yok.

Sarıyer Kocaelide de var ama tutmaz burdakini. :D
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: İnsanlar bir araya geldikçe,
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.
Yönetici
RE: İnsanlar bir araya geldikçe,
Eyvallah...
Diğerleri iyi vatandaş, İslam iyi insan yetiştirmeyi amaçlar.


Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: İnsanlar bir araya geldikçe,
EY AHİ, ŞEHİR KAPİTALİZME KARŞIDIR

Kapitalizmin ulus- devletleri dahi aşan güçlere erişmesi, yeni toplum modelleri dayatmakta ve yerel kültürleri bozmaktadır. Eski kültürler “kent modernleşmesi” denilebilir bir etkinin altında yeni sosyal dokulara tahavvül ediliyor. Bu dönüşümü 1950’li yıllarda köyün tasfiyesi ile gecekonduların tezahüründe ve 2000’li yıllarda da Türkiye’de hep sosyal sorun halinde algılanan “gecekondu” kültürünün “Toplu konut yapılaşması ile” yıkılmasında yaşadık. Kentler, gecekonduların yıkılıp Toplu Konutların yapılmasıyla büyük cazibe merkezi haline getirildi. Türkiye de, kentleşme süreçlerinde modernleştiriliyor. Ancak Müslümanlar bu süreci henüz tartışmıyor.



Kapitalizm, “kent uygarlığı halinde” zuhur ettiğinden beridir önüne çıkan tüm yerel kültürleri de-formasyona uğrattı, ifsad etti. Diğer yerel kültürlerin kapitalizm ile baş edemeyecek denli zaafları nedeniyle modernleşmeye uğramaları anlaşılır bir şeydir. Ekonomik biçimlerin bir “kültür” haline geldiği uygarlıklar direnç gösteremedi. Avcılık kültürü ile kaim olan bir Kızılderililiği, av hayvanlarının tükenmesi nedeniyle uygarlık sahnesinden indirmek mümkündü. Kızılderili kavimler, çiftçiliğe geçemeyecek denli ekonomi temelli bir uygarlık sistemine dâhildiler. Bugünkü tekno- kapitalist dünyaya “avcılık temelli uygarlık” vizyonu ile müdahale edemezsiniz. Kapitalizm, Amerika yerlilerini (göçebeliği) dönüştürmede ve Avrupa feodalizmini yıkıp “kent yapılaşmasına” uğratmada kendini dönüştürücü (devrimci) bir ideoloji halinde sunuyor. Buraya kadar iddiasını yanlışlayabilecek bir farklı perspektif gelişmiş değil. Ancak kapitalizm, tarihi “yapma” iddiasıyla ileri sürdüğü “uygarlaştırma” ideolojisi ve göçebeliği- feodalizmi tasfiye eden pratiği ile şimdi başka hedeflere yönelmiş görünmektedir. Bu noktada İslam ile çatışması kaçınılmazdır.

Kapitalizmin İslam ile çatışması, İslam’ın tarihin hiçbir devrinde tamamen kır/ göçebe/ çöl ekonomisi teklif etmemesi nedeniyle ortaya çıkıyor. İslam, Batılı paradigmanın anlamakta zorlandığı bir şehir medeniyetidir. Kapitalizm İslam şehrini, kendi ürettiği “kent” yapılaşmasının içinde tanımlamak istiyor. İddia ettiği şudur: İslam şehirleri de tarih boyunca hayat bulmuş tüm kentler gibi feodal sınıf egemenlerinin hükümranlıklarını yansıtmaktaydı. Bu şehirler Batıdaki kentlerin bir benzeri idi. Tek farkları: İslam şehirlerinde Cami’lerin Kiliseler gibi feodalleşmiş beylerin “şato”larına dönüşmemesiydi. Ancak yine de askerî güçlerin kontrolünde müesses bir “kır toplumu” vardı. Batı’ya göre “Kent yapılaşması” ile dinin ticari ve endüstriyel hayat üzerindeki köle- kul tasavvuru sona erdirilmişti. Osmanlı’nın beledî sürecini böyle okuyan Batı toplumu, “İslam şehrini” kendi yaşadığı tarihsel toplum aşamalarının içinde sayarak, “zaman”ı manipüle etmekteydi. Yani “başka bir tarih veya uygarlık süreci yoktur, bizim yaşadığımız aşamaları siz de yaşayacaksınız” demekteydi. İşin tuhafı, Müslüman düşünürlerin/ aydınların da bu tarihe eklemlenmeye razı olmalarıydı. Müslümanların Batı modernliği ile mücadelede kendi şehirlerini müdafaa aracı olarak ileri sürmeyip kapitalist mantığın ürettiği endüstriyelleşmeyi öne çıkarmaları bu “rıza” halini tahkim etmiştir.



Bize ait şehir tarihleri gösteriyor ki, İslam şehirlerini kuran iki saik vardır. Bunlardan birisinin din ve ötekisinin de esnaf olduğunu ifade edebilirim. Osmanlı şehrinde mahalleler merkezdeki Cami ve Bedesten (Çarşı)’ya göre biçimlenmişti. Çok eski devirlerden beri İslam şehirlerinin Ahi teşkilatları tarafından hem inşa edildiği ve hem de yönetildiği söylenebilir. Ahilik orta çağlarda Anadolu’nun sosyal hayatının düzenlenmesinde büyük rol oynamıştır. XIII. yy’ın ortalarından başlayarak, Türk gençlerini aylaklıktan ve sergerde bir eylem/ heyecan arayışından kurtarmak, ahiliğin Türk toplumunu sosyo-ekonomik bakımdan düzenlemedeki etkisini gösterir. Ahi ustaları çıraklarının patronu değil mürşidi, abisi, öğretmeni, hamisi idi. Şehir halkının çoğunluğunu esnaf ve sanatkârlardan oluşan meslek grupları meydana getirmekteydi. Esnaf- sanatkârların arasındaki dayanışma ve yardımlaşma dini inanç ve değerlerde birleştiği için, bu şehirlerin dini sınıfları ile ticaret kesimleri arasında bir ayrışma yoktu. Hiçbir ahi ticaretle “burjuva” olamayacağı için mesleğe dahil olanı kardeş bilmekteydi. Bir çırak da ustasını patron gibi göremeyeceği için ahi teşkilatı Batı toplumlarında görüleceği üzere sendika savaşımına ihtiyaç bırakmıyordu. Bu manada Batı’da Kilise ile burjuva arasında ortaya çıkan çatışma Osmanlı esnafının dini niteliği nedeniyle hiçbir şekilde görülmeyecek bir olgudur. Esnaf yani Ahi kültürü, toplumun çeşitli kesimleri içerisinde kin ve düşmanlık olmasına fırsat vermiyordu. Ahilik örgütünün tesis ettiği mesleki ve ahlaki düzen, aralarındaki neredeyse sosyalist ruhlu dayanışma ve yardım, şehrin kültürünü de kurmaları sonucunu doğurmuştur. Mahallesini kurmayan bir ahilik fikrinden bahsedilemez. Ahiler varsa, mutlaka Bacılar da var demektir.



Osmanlı ülkesindeki sanatkâr ve meslek sahipleri, Ahilerin yetki verdiği kişilerden aldıkları yeterlik ve izin belgeleriyle iş görür duruma gelmişlerdir. Ahilik gerek mahalleyi ve gerekse ticari hayatı belirleyen, kontrol eden, hakları ve standartları koruyan bir müessese idi. Bu müessesenin (Ahiliğin) şehir mantığını ve sosyal hayatı belirlemeye matuf dinamiği; günümüz ticari ve sınaî hayatında ortaya çıkmış Esnaf Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları vasıtasıyla karşılanamaz. Modern ticaret ve sanayi kesiminin Ahilik haftaları vesilesiyle düzenlediği kutlama ve anma programları, meseleden uzaklaşmaktan başka bir anlam taşımıyor. Modern yüzyılda esnafa, dirilmek için yeni bir ruh üflemek gerekiyor. Bu ruh eskiye bakmamak için kapısını kapattığımız mazidedir.



Esnaf birlikleri, Ahilerin ham­madde ve işgücünün sağlanışı, emtiaların fiyatları ve pazarda tüketime sunumları bakımından çok geniş bir örgüte ve yetkiye sahip olmuşlardır. Ahi birlikleri, bütün esnafı yardımlaşma sandığına gir­meye ve mali aidatları vermeye icbar etmişlerdir. Devletçe ya da devletin öncü­lüğü ile kurulup teşkilatlanmış bir yapı arzetmezler. Bir tür tekke kültüründen, yani dini asabiyetlerden kaynaklanan karşılıklı dayanışma anlayışından doğmuştur. Halvet der Encümen (halk içinde Hakla) anlayışının bir tezahürüdürler. Yani dışı halkla ve içi Hakla medar-ı maişet etmenin ehlidirler. Bu nedenle “eli işde gözü oynaşta= eli ekmek tutar gönlü Allah’a münibandır” mesleğinin süluk ehlidirler.



Modern yüzyılda Anadolu’ya has bir esnaf ve mahalle kültürü doğacaksa bu, esnaf ve zanaatkârların bu mesleğe parası olanı almaktan vazgeçmeyi yol edinmesiyle olacaktır. Apartmanlardan, kente dair rant beklentilerinden vaz geçmekle huzura gelecektir. Türkiye’nin kapitalistleşmesinin de, şehirlerini yeniden ihya etmesinin de uğrayacağı durak, ahlâki değerleri iktisadî yapıya taşımaktan başkası değil. Günümüz tüccarı kendine damat edineceği adamı çırak etmedikçe meslek yükselmez. Nitekim Musa (as) da yanında çalıştığı adamın damadı olmamış mıydı? Aynı mesleği yapan adamların bir birini batıracak kadar rekabetçi bir ticareti sürdürüyor olması günümüz esnaf teşkilatlarının ayıbı değil midir? Esnaf tıpkı geçmişte olduğu üzere Cami ve Bedesten inşa eden bir değerle şehirlerini imar etmelidir. Mahallesinde Bacıyan-ı Rum ayarında bir hanımefendi yetiştirmeye adanmış kültürden bahsediyorum. Turşu ve reçel yapmasını bilen, halı dokuyan maharetli ve hamarat Müslüman kadından. Üzerimize al ye, al tüket diyerek mal bombalayan kapitalizme direnmekten. Firavun yüzyılının kuleleri misali yükselen apartman kent zihniyeti asla “İslam Şehri” olmayacaktır. Tüketimi pompalayan, uluslararası sermayenin mamüllerini dayatarak, Hatçe anamın, Fadime gelinimin el emeğini boşa çıkaran, kapitalizmin acentesi işyerlerine mahkum olmayan mahalleler kurmak zorundayız. Müslümanlar modern yüzyıllardaki mahalleyi, esnafı ve bunları inşa eden ahlâki değerlerini yeniden düşünmeye başlamalıdırlar. İslam, kültürel bir değerle imar etmediği bir beldenin ne zaman amiri olmuştur? Hey gidi Ahi.

l, bergen
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.