Bu dünya boştur, fanidir. Görüyoruz ki genç olan iki kişiden birisi damat, diğeri gelin oluyor, evleniyorlar. Bu dünyada biraz yaşayınca, kamburlaşıyor, ihtiyarlıyorlar. İhtiyarlığın perişanlığını yaşayınca da “Keşke Allah bize toprağı nasip etseydi de ölseydik” diyorlar.
Onların akrabaları da “Keşke bu ihtiyarlar ölse de onlardan kurtulsak” diyorlar. İşte, insan gençlikten o hale geliyor. Görüldüğü gibi dünya boştur. Onun için insan daima baki olan hayatını düşünmelidir.
Allah insanı öyle yaratmıştır ki insan dünyada olduğu için dünya göz önünde ve peşin olduğu için ona karşı hırslıdır.
Dikkat edersek, çocuk annesinden ilk doğduğu zaman elleri kapalıdır, dünyaya haristir, tutkundur. Çocuk hal diliyle, “Benim elimden bir şey çıkmaz, dünyaya harisim” demektedir. Öldüğü zaman da elleri, her tarafı açılır. Hal diliyle, dünyadan eli boş olarak ayrıldığını itiraf eder.
İşte, halimiz böyledir. Bunları düşünmemiz, tefekkür etmemiz lazımdır. Hakikaten insan eli boş olarak dünyadan ayrılmaktadır. Hiç kimse eli kapalı olarak, elinde bir şey götürmek suretiyle dünyadan ayrılmamıştır. Ölen insan elini açmakta, “Ben dünyadan eli boş olarak ayrılıyorum” diye itiraf etmekte, bize ibret dersi vermektedir.
Allahu Zülcelal’in rızasına talip olan kimsenin durumu bir şehirden, başka bir şehre giden bir yolcunun hali gibidir. Dünya bir şehirdir. Ahiret de başka bir şehirdir. Bir yolcu nasıl Konya şehrinden, Adana şehrine gidiyorsa biz de aynen dünya şehrinden, ahiret şehrine giden bir yolcu gibiyiz.
Bizim dünyadan ahirete gittiğimiz yolda da bu çeşit engeller, zorluklar vardır. Örneğin, namazın zorluğu yoldaki dağlara benzer. Orucun zorluğu, yokuşlara benzer. Zikrin zorluğu, kuraklığa benzer. Bunun gibi önümüzde birçok zorluk vardır. Ancak, bu zorluklardan yılıp engellenen kimse, maksadına ulaşamaz. Yani, Allah’ın rızasını ve cenneti kazanamaz.
O kişinin nefsi onu bu zorluklarla aldatmakta, “Bu ibadetler çok zor, zahmetli!” diye onu umutsuz etmektedir. Nefis ve şeytan, Allahu Zülcelal’in rızasına doğru giden ahiret yolunda bize engel olmaktadır. Bize zorluklar göstermekte, yolda kalan o yolcu gibi bizi maksadımıza ulaşmaktan alıkoymaya çalışmaktadır.
Bu kolaydır, bu zordur, bu rahattır, şu şöyledir bu böyledir demeksizin hiç durmadan gitmemiz, hiç dinlenmeden devamlı Allah’ın rızasına talip olmamız lazımdır.