''Zaten dönüş O'na değil mi? Hayatın kanunu bu değil mi? Biz zaten O'na ait değil miyiz? Kendimizi ebedî kalacakmış gibi, her şeyi kendi bilek gücümüzle kazanıyormuşuz gibi farzetmenin bir anlamı var mı? Kendini yeniden formatla, yeniden ilk oluş safhasına dön ve ''hiçbir şeyken bir şey haline geldiği''ni, bir damlacık suyun içinde beynin, kalbin, ellerin, ayakların, damarların, sinirlerin, gözlerin kulakların, dilin damağın, sindirim - solunum sistemlerinin, eklemlerin, kemiklerin oluştuğunu ve bunun da ''Kün - Ol'' gibi bir ilahi fermana bağlı olduğunu, içinde ruh diye yaşayan şeyin ilahi bir nefha olduğunu, o çekip alındığında ortada sadece bir kadavra kalacağını hatırla.''
Neticede hiçbir şeydik, bir şey olduk lütfu ilâhi sayesinde.
Şu kendi bünyemizdeki insicama bir baksak yeter, işlerken varlığının farkında olmadığımız uzuvların, işlemediğinde ne kadar hayati değer taşıdığına...
Eklemlerimiz olmasaydı mesela...
Gözlerimiz bir yere saplanıp kalsaydı sonra...
Suyu yutamasaydık...
Ayaklarımızdaki, ellerimizdeki parmaklar olmasaydı.
Kaşlarımız, kirpiklerimiz olmasaydı.
Kalbimiz dura kalka çalışıyor olsaydı.
Hafıza denen şeyden mahrum olsaydık, bilgiyi saklayamasaydık.
Annemizden doğup annemizi tanımasaydık, ya da doğurduğumuz çocuğu unutsaydık...
İsimleri, yüzleri karıştırsaydık...
N'apardık kim bilir...?
O yüzden çok şükür, bin şükür bizi bize verene ve bize ''Biz Allah'a aitiz'' dedirtene...
SELAHADDİN KOCAASLAN