Bu örnekte iki kardeş, diyelim Peru'nun dağlarında büyümüşler. Bir yerlerden islamı ve kuranı öğrenip babalarına sormuşlar, babaları da bunun saçma bir inanç olduğunu söyleyip kendilerine kızmış. Neyse, bizim kardeşler de anne babalarından öğrendikleri dine (aynı sizin gibi) devam etmişler.
Birgün koyun otlatma sırası büyük kardeşteymiş. Ama bizim büyük kardeş biraz tembel, biraz da yalancı bir mizaca sahip olduğundan kardeşine bugün karnım ağrıyor koyunları sen otlatır mısın demiş. Küçük kardeş ise yardımsever, hiç art niyeti olmayan melek gibi bir çocukmuş. Ağabeyinin sözüne inanıp tabi götürürüm demiş ve sürüyü alıp çayıra yola koyulmuş. Ama o gün fırtına çıkmış ve düşen bir yıldırım sonucu küçük kardeş ölmüş. Diğer kardeş de üzüntüsünden evini terkedip kendini yollara vurmuş. Yıllar sonra kendisini Suudi Arabistan'da bulmuş. Derken müslüman olmaya karar vermiş. Kelime-i şahadet getirmiş, tövbe etmiş, bir daha yalan söylememiş. Namazdı, Niyazdı, Oruçtu, Haçtı derken son nefesinde Allah'ın birliğine şahadet ederek imanla ölmüş.
Ahiret kapısında kardeşini görmüş. Gençken Kuran'ı ve islamı duyduğu halde iman etmeden öldüğü için sonsuza kadar acı çekmek üzere cehenneme götürülüyormuş. Kendisi ise Cennette huzur dolu bir sonsuzluğun tadını çıkaracakmış.
O gün yalan söylemese bu imanı bulamayacağından kardeşinin yerine büyük olasılıkla kendisi cehenneme gidiyor olacaktı. Ne şanslıydı ki o bir yalancıydı ve bu sayede Cennet kapıları kendisine açılmış oldu.
Peki dürüst ve melek gibi olan küçük kardeş? N'apalım, o da inanacak kadar uzun yaşasaydı. Şimdi sonsuz cehennemde cayır cayır yansın kerata.
Bu hikayeden islamın adaletiyle ilgili sizce nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?
hikaye bir tartışma platformundan alıntıdır??
yukardaki hikayeyle anlatılmak istenen imansız amel boştur eleştirisene yorumlarını bekliyorum..