Hz. İmam Bâkır (a.s) da: "İman, sevgi ve buğzdan ibarettir." diye buyurmuştur. (Bihar-ül Envar, c.78, s.175)
Fuzeyl İbn-i Yesar, kendisinden nakledilen bir rivayette şöyle diyor: "Ben Hz. İmam Sadık'a: Sevgi ve buğz imandan mıdır? diye sorduğumda şöyle buyurdular: "İman, sevgi ve buğzdan başka bir şey midir?!" (Usul-i Kafi, c.2, s. 125)
Hz. İmam Sadık (a.s): "Din sevgiden başka bir şey midir? Allah-u Teala şöyle buyuruyor: "De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun da Allah sizi sevsin." diye buyurmuştur.” (Bihar-ül Envar, c.69, s.237)
Hz. İmam Muhammed Bâkır (a.s) da şöyle buyurmuşlardır: "Din sevgiden ibarettir, sevgi de dinden ibarettir." (Nur-üs Sakaleyn, c.5, s.285)
SEVGİNİN TADI
İbadet; aşk, sevgi ve özlemle olursa, hiç bir lezzet ve tat ondan daha üstün olamaz.
İlahi sevgi ve zikrin lezzetini tadanların en parlak siması İmam Zeyn-ül Abdin (a.s) Allah'a yalvarıp yakarırken şöyle diyor: "Senin sevginin tadı ne de güzledir; ve sana yakın olmanın şerbeti ne de tatlıdır." (Bihar-ül Envar, c.98, s. 26)
Bu tat ve lezzet Allah'ın velilerinin kalplerinde yerleşmiş olan bir tat ve lezzettir. Bazen var olup bazen yok olan geçici bir tat ve lezzet değildir. Allah sevgisinin lezzeti bir kulun kalbinde yerleşti mi, artık o kalp Allah aşkıyla aşina olur. Allah-u Teala, kendi sevgisiyle aşina kıldığı ve kendi sevgisinin lezzetini yerleştirdiği kalbi ise azaplandırmaz.
Emir-ül Müminin Ali (a.s) bir münacatında şöyle diyor: "İlahi, and olsun senin izzet ve celaline seni öyle bir aşkla seviyorum ki, onun tadı artık kalbimde yerleşmiştir; vahdaniyyetine inananların gönülleri, seni sevenlerin senin tarafından sevilmediklerine nasıl inanabilir?" (Münacat-ı Ehl-i Beyt, s.96-97)
Hz. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) da bir duasında bu tür kökleşmiş sabit ilahi aşkı şu şekilde dile getiriyor: "Ey Efendim! senin izzetine yemin ederim ki, beni kovsan da senin kapından ayrılmam ve sana yalvarmaktan vazgeçmem; ben senin cömert ve kerem sahibi olduğunu biliyorum." (Bihar-ül Envar, c.98, s.89)
Hz. İmam Zeyn-ül Abidin'in (a.s) bu sözleri, kalpteki ilahi aşkın derinlik ve sabitliğini belirten en açık tabirlerdendir. Öyle bir ilahi aşk ki, mevlası (Allah-u Teala) onu kendi katından kovup uzaklaştırsa da bu aşk kulunun kalbinden zail olmaz.
İnsan, Allah aşkının tadını anlayıp Allah'la hemdem, hemsohbet olmanın tadını alınca, artık hiç bir şeyi Allah'a tercih etmez. Hz. İmam Zeyn-ül Abidin bir duasında şöyle diyor: "Kimdir, senin aşkının lezzetini tattıktan sonra senden başkasını arayan?! Ve kimdir seninle hemsohbet olduktan sonra senden yüz çevirmek isteyen?!" (Bihar-ül Envar, c.94, s.145)
İnsanlar çeşitli grup ve mezheplere bölünüp değişik yollara gidiyorlarsa, bu onların Allah sevgisinin tadından mahrum kaldıkları içindir. Ama Allah sevgisinin lezzetini tadan kimseler, artık hayatlarında ondan başka bir şey aramazlar.
Hz. İmam Hüseyn (a.s) Arafat çölünde okuduğu Arefe duasında şöyle diyor:
"Allah'ım! Seni kaybeden ne bulmuş ve seni bulan ne kaybetmiş?" (Bihar-ül Envar, c.98, s.226)
İşte bunun içindir ki, Hz. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) Allah sevgisinden doğan lezzetten başka her türlü lezzetten, Allah'ın zikrinden başka her türlü meşguliyetten ve Allah'a yakın olmak sevincinden başka her türlü sevinçten dolayı, Allah'tan af dilemektedir. Bu af dilemek, Allah-u Teala'nın bunları kullarına haram kıldığından dolayı değildir. Hayır, sadece şunun içindir ki, kalbi bu tür meşguliyetlerle meşgul etmek kısa bir süre için bile olsa, kalbin Allah'tan gayrisine yönelmesine sebep olur. Allah'ın sevgisinin lezzetini tadan ve tanıyan bir kalp ise Allah'tan gayrisine yönelmek istemez.
Evliyaullah'ın (Allah'ın velilerinin) hayatında olan her şey ve her türlü çaba ancak Allah sevgisi, Allah'ın zikri ve Allah'ın itaati doğrultusundadır. Bunun dışında her şey, Allah'tan gayrisine yönelmektir ve Allah'ın velisi ondan dolayı Allah'tan bağış diler. Hz. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) şu şekilde dua ediyor:
"Allah'ım! zikrinden gayri her türlü lezzetten, ünsünden başka her türlü rahatlıktan, yakınlığın dışında her türlü sevinçten ve itaatinden başka her türlü meşguliyetten dolayı senden af dilerim." (Bihar-ül Envar, c.94, s.151)
SEVGİ, AMELİN EKSİKLİĞİNİ TELAFİ EDER
Sevgi amelden ayrılmaz. Sevenin sevgisinin delil ve belirtisi, onun amel, hareket ve çabasıdır. Fakat sevgi amelin eksikliğini telafi eder ve amel sahibinin ameli eksik olduğunda, ona şefaatte bulunur (yardımcı olur). Zira sevgi, Allah katında şefaati kabul olunan bir şefaatçıdir.
En güzel dualardan biri, Ebu Hamza-i Sümalî'nin Hz. İmam Zeyn-ül Abidin'den (a.s) naklettiği Seher duasıdır . İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) o duada Allah'la şöyle münacat ediyor: "Ey Mevlam! Sana olan marifetim, Sana ulaştıran rehberimdir.; sana olan sevgim, senin yanında şefaatçimdir. Fakat ben, kendi delilimden (kılavuzluğumdan) daha çok, senin kılavuzluğuna ve şefaatçimden daha, çok senin şefaatine güvenim vardır." (Bihar-ül Envar, c.98, s.82)
Marifet ve sevgi ne de güzel delil (kılavuz) ve şefaatçidir. Kulun Allah'a yönelmek için kılavuzu «marifet» olursa yolundan sapmaz; ve Allah nezdinde şefaatçisi "sevgi" olursa amacına varmaktan geri kalmaz.
Yine Hz. İmam zeyn-ül Abidin (a.s) şöyle dua ediyor:
"İlahî sen biliyorsun ki, sana olan itaatim kesintisiz ve sürekli olmamışsa da, sana sevgim ve itaatine olan azmim sabit ve sürekli olmuştur."
Bazen insanın ameli kusurlu olur ve insan Allah'a olan itaatlerine güvenmeyebilir. Fakat Allah aşkı kalplerinde yerleşenlerin, Allah'a kesin inanç ve yakinlerinde ve Allah'a olan sevgi ve itaatlerindeki azimlerinde, hiç bir tereddüt meydana gelmez ve kalbinde Allah sevgisini hisseden bir kul, artık bunda şüpheye düşmez. Hatta bazen böyle bir kul, bir itaat konusunda kusurlu davranır ve Allah'ın sevmediği bir ameli de yapabilir, ama itaat konusunda kusurlu olup günaha düşen bu kulun Allah'a itaat etmekten hoşlanmayıp isyan etmeği sevmesi mümkün değildir. Zira bazen insanın organları günahlara meyleder ve netice de şeytan, heva ve heves, onları günaha da sürükleyebilir. Bazen de insanın organları Allah'a itaat etmekte kusurlu davranabilir. Ama Allah'ın salih kulları itaatte kusur etse ve günaha düşseler de onların itaati sevmeyip günahı sevmeleri mümkün değildir.
Bir duada şu tabirler yer almıştır: "İlahi! İtaatinde kusur yapmış olsam da yine itaatini seviyorum, günaha duçar olsam da onu sevmiyorum. O halde kendi fazlın ile cennetini bana nasip eyle." (Bihar-ül Envar c.94, s.101)
Kalp ile organlar arasındaki fark işte burada ortaya çıkıyor. Zira organlar bazen kalbin ulaştığı aşamaya ulaşmaktan aciz kalırlar; ama kalp, tek başına tam manasıyla ilahî aşkın emrinde kalmaya çalışır. Fakat şu da bilinmelidir ki, kalp, halis olup temizlenince organlar, ona itaat edip boyun eğmek ve kalbin onlardan istediği şeyleri kabul etmek zorunda kalırlar. Böylece de kalbin halis olması sonucu kalp ile organlar arasındaki bu ayrılık yok olup gider.
SEVGİ İNSANI AZAPTAN KORUR
Eğer günahlar insanı Allah'ın gözünden düşürür ve İlahi azaba uğramasına sebep olursa, ilahi aşk insanı Allah'ın azabından korur.
Hz. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) bir duasında şöyle münacatta bulunuyor:
"İlahi! Günahlarım beni korkutuyor, sana olan sevgim ise bana ümit veriyor." (Bihar-ül Envar, c.94, s.99)
SEVGİNİN DERECELERİ VE AŞAMALARI
İnsanların kalplerinde zuhur eden sevginin bir takım derece ve aşamaları vardır.
Bazı sevgiler vardır ki, sahibinin bile hissetmeyeceği kadar yüzeysel ve zayıftır.
Bazı sevgiler de vardır ki, kulun kalbini tamamıyla doldurmakta ve insanları Allah zikrinden alıkoyan şeyler için boş bir yer bırakmamaktadır.
Bir kısım sevgiler de vardır ki, bir kulun kalbine yerleşti mi kul, Allah'ın zikrinden ve O'nun huzurunda olup O'na münacat etmekten doymaz ve her ne kadar çok uzun sürse bile, Allah'ı zikretmekten, dua etmekten ve O'nun yolunda namaz ve diğer hayır amelleri yapmaktan asla usanmaz ve kalbinin ateşi sönmez.