You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

İMAM RABBANİ (K.S)

İMAM RABBANİ (K.S)

Profesör
İMAM RABBANİ (K.S)
1563 senesinde Hindistan’ın Serhend şehrinde doğan ve zamanının müceddidi olan (dini bilgileri yenileyen, din ahlakına sonradan dahil edilmiş olan batıl inanış ve uygulamaları kaldıran) İmam Rabbani, yaşadığı devir ve sonrasında, Kuranın doğru anlaşılması için yazdığı eserlerle ve yaptığı sohbetlerle yüzyıllarca sürecek etki bırakmış çok önemli bir İslam alimidir. Küçük yaşta Kuran-ı Kerim’i ezberleyip hafız olmuştur. İlk olarak babası tarafından eğitilmiş ve daha sonra da yaşadığı dönemin büyük alimi Mevlana Kemaleddin Keşmiri, Kadı Behlul-i Bedahşani’den dersler almıştır.

İmam Rabbani, ilminin derinliği, feraseti, basireti ve üslubundaki samimiyeti ve hikmeti ile, materyalist felsefenin etkisiz hale getirilmesinde ve Allahın varlığı ve birliği konusunun geniş kitlelere anlatılmasında çok etkili olmuştur. Yaşadığı zamanda ittifaken İslam alimlerinin en büyüğü olarak kabul edilmiştir. Etkileri halen devam eden İmam Rabbani, Kutlu Peygamberimiz (sav)’den nakledilen hadisleri yorumlayarak aynı zamanda ahir zamana ışık tutmuştur.

Zamanının dinsizliğine, Hindistan bölgesindeki sapkın fikirlere, özellikle dönemin devlet adamlarının ehli sünnet düşmanlığına, Sihizm, Hindu milliyetçiliği, sahte mehdilik akımları neticesinde yaşanan ahlaki çöküntüye karşı Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetlerini savunmuş, din ahlakını hurafelerden arındırmak için büyük bir fikri mücadele vermiştir.

Ahlakı ve yaşantısıyla tüm müminlere örnek olmuş olan değerli İslam alimi İmam Rabbani, dönemin sultanının yanlış ve katı uygulamalarına karşı ayaklanmak isteyen halkı yatıştırmış, birlik ve beraberlik ortamının bozulmasını engellemiştir. Bu uğurda birçok kez hapishanede kalmış, bu ortamda dahi Kuran ahlakını anlatarak birçok tutuklunun Müslüman olmasına vesile olmuştur. Daha sonra fikirlerinin değeri anlaşılarak serbest bırakılan İmam Rabbani, hurafelerle örtülmeye çalışılan din ahlakını, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetleri doğrultusunda özüne döndürmeyi başarmıştır.

1624 yılında vefat edene kadar yetiştirdiği öğrencileri ve eserleriyle İslam dünyasının aydınlanmasına vesile olmuş, din ahlakına uygun olmayan akımların güçlenmesini engellemiş, günümüze dek gelen değerli fikir ve görüşleriyle İslam dinine en güzel şekilde hizmet etmiştir.


Eserleri:

Mektubat: üç cilt olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir.
Mektubat’taki mektupların birkaçı Arapça, geri kalanların hepsi Farsça’dır.
Redd-i Revafıd,
İsbatün-Nübüvve,
Mebde ve Me’ad,
Adab-ül-Müridin,
Ta’lkat-ül-Avaarif,
Risale-i Tehlßliyye,
şerh-i Rubaıyyat-ı Abd-il-Baaki,
Mearif-i Ledünniye,
Mükaşefat-ı Gaybiyye,
Cezbe ve Süluk Risalesi.
Allah’ın Emir ve Yasaklarına Uymak


“Ey oğul!
Varlıkların özü olan insanın yaratılmasındaki gaye, oyun ve oyuncakla eğlenmek, yemek ve içmek değildir. Onun yaratılmasındaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamlı bir şekilde Allah’a iltica ve niyazda bulunmaktır.

Dinin anlattığı ibadetlere gelince, bunların edasından gaye, kulların faydası ve onların yararıdır. Bunlardan hiçbirine Cenab-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.

Durum böyle olunca, onların edası memnuniyete sebep olmalıdır. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçınmak için koşmalı, çabalamalıdır.

Cenab-ı Hak sonsuz zenginliği ile kullarına emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemiştir. Bu durumda bize düşen, tam manasıyla bu nimetlere şükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktır.” (Mektubat, 73. mektup)

Mal ve Mülk Allah’ındır

“Ey oğul! Nefis kendi özünde cimridir. İlahi emirleri yerine getirmekten kaçar. İnsanlara dini anlatırken devamlı yumuşak konuşmalıdır. Mal ve mülk bütünüyle Allah’ındır, kula asıl layık olan zekatı tam bir memnuniyetle vermektir.

Yoksa nefsin arzularına uyarak ibadetin edasında tembellik edip ağırdan almak yakışmaz.”

Zikir Gafletin Kovulmasıdır

“Ey oğul!
Fırsat ganimettir. Sağlık ve boş zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamlı olarak Allah’ın zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alış veriş olsun.

Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onların hepsi zikir ola… Zikir, gafletin kovulmasından ibarettir. Bütün işlerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasakları bildiren Zata karşı gaflet esaretinden kurtuluş nasip olur. O Yüce Hakkın da devamlı zikri hasıl olur.”

Hayal Mertebesinde Dünya

“Hariçte ve hakikatte, Allah-u Teala’dan başka, mevcud (var olan) yoktur. Allah-u Teala, kudreti ile, kendi isimlerinin ve sıfatlarının kemalatını mümkünat suretlerinin perdesinde göstermiş (varmış gibi görünen resimsel görüntülerde göstermiş), yani eşyayı, kendi kemalatına uygun olarak, his ve vehim mertebesinde, icad etmiş, var etmiştir. Böylece, eşya, vehmde (sanalda) görünmekte, hayalde devam etmektedir. O halde eşya, hayalde göründüğü için vardır. Lakin Allah-u Teala, bu görünüşe devam verdiği, yok olmaktan koruduğu eşyanın yapısına sağlamlık verdiği ve ebedi muameleyi de bunlara bağlı kıldığı için, vehmdeki varlık ve hayaldeki devam da, hakiki varlık olmuştur.” (İmam-ı Rabbani, İkinci Cilt, 44. Mektup)

Gençlik çağı, Kazanç Zamanıdır…

“Biz kuluz. Sahibimizin emrindeyiz. Başıboş değiliz. Her istediğimizi yapmaya serbest değiliz. İyi düşünelim! Uzağı gören akıl sahibi olalım! Kıyamet günü utanmaktan, pişman olmaktan başka, ele bir şey geçmez. Gençlik çağı, kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, halsizlik zamanında, yarar iş yapılamaz.” (Mektubat. 73. mektup.)

Mehdilik Hakkında

İmam Rabbani yazdığı yazılarında ve yaptığı sohbetlerinde, ahir zamanı müjdelemiş, ahir zamanın o kutlu şahsını talebelerine anlatmıştır:

Mümkündür ki; bu iki asrın daha hayırlı oluşu, şu itibarla olur:Allah’ın veli kullarının çok zuhuru (ortaya çıkması), bid’at ehlinin (sünnetlere uygun olmayan davranışların sahipleri) azlığı, fısk ve masiyet erbabının nadirattan oluşu (Allahı hariç tutarak değerlendirme yapanların az oluşu). Böyle bir şeyin oluşu dahi, bu tabakadan bazı evliya ferdlerinin; o iki asırdaki evliya ferdlerinden hayırlı olmasına münafi (engel) değildir. Misal olarak Hazret-i Mehdi’yi söyleyebiliriz… (Mektubat, c.1, 209. Mektup, s. 441)


Kaynak: İlmi Mercek Dergisi
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İMAM RABBANİ (K.S)
Üstad Necip Fazıl’ın bu yazıda kaleme aldığı isim, “Veliler Velisi İmam-ı Rabbani” hazretleri… “İkinci Binin Yenileyicisi ,” yani ” Müceddidi Elfi Sani” diye vasıflandırılan yüce şahsiyet… Nakşi yolunun büyüklerinden…İslama sokulmaya çalışılan bid’atleri reddeden, İslamın özüne dönüşü ve ruhlarda yeniden dirilişi bayraklaştıran bir gönül adamı… “Maddi ve manevi her türlü saldırıya reaksiyoner bir tavırla göğüs geren ve etkisi yaşadığımız yüzyıla kadar ulaşan” büyük insan İmam-ı Rabbani… Üstad’ın ruh mimarlarından… Belki de en büyüğü… Bu yazıda hayatından kesitler, ince çizgilerle ve ruha nüfuz eden bir derinlikle veriliyor.
Veliler Velisi İmam-ı Rabbani

(1967 Büyük Doğuları, sayı; 2, sayfa; 4-5)

Başta, kanıyle olduğu kadar ruhuyla da babasının mirasçısı, Altın Silsile içinde mukaddes emanetin ilk defa baba elinden alıcısı Şeyh Muhammed Masum Hazretleri, hepsi yedi oğul…
Mürakabede kendilerine, Kaadiri nisbetini veren şeyh zuhur edip, omuzlarına Abdulkadir Geylani Hazretlerinin hırkasını koyuyor. Kadirilik feyzi içinde uçarlarken hatırlarına bir incelik geliyor:
-Ben Nakşi yoluna bağlıyım. Şimdi de beni Kadirilik bağının tecellileri sanmakta… Sakın bu hal Nakşi büyüklerini incitmesin?
-O zaman, üzerlerinde ne kadar bağ varsa hepsinin birden büyükleri tecelli edip bir ağızdan hitap ediyorlar:
–Şeyh Ahmed bizdendir!
Ana cadde Nakşilik… Her nisbetten de kendilerine birer yol…
“Bütün yollar Roma’ya çıkar” sözü madde ölçüsüne göre adi bir laftır; asıl bütün yollar ruh yolları, İmam-ı Rabbani’ye çıkar.
Şeyhin uzaktan cazibesine tutulanlardan biri, günlerce yol alıp Serhind’e geliyor. Kasabaya akşam üstü vardığı için şeyhi rahatsız etmek istemiyor ve bir tanıdığının evine misafir oluyor.
Gece, tanıdığıyla şeyhten konuşuyorlar. Meğer bu tanıdık, İmam-ı Rabbani’yi inkar edenlerdenmiş… Kötü konuşuyor.
Ertesi sabah uzakların yolcusu, huzurda… İmam-ı Rabbani Hazretleri, hiçbir söz açılmadan buyuruyorlar:
- Gece, evinde misafir kaldığın adam, sana bizim hakkımızda bir sürü yalan söyledi.
Kendilerine “İkinci Binin Yenileyicisi” ismini veren büyük zat da, başlangıçta inkar edenlerden… Rüyasında kendisine okutulan bir ayet, gözlerini ve ruhunu öyle açıyor ki, İmam-ı Rabbani Hazretlerinin delisi, divanesi oluyor…
Hastalandılar. Ceviz istediler. Bir kab içinde, yanıbaşlarına ceviz konuldu. Elleriyle kabı karıştırdılar ve ancak bir tanesini yediler ve buyurdular;
-Bu cevizleri alın! Hastalara verirsiniz…
Cevizden yiyen her hasta iyi oldu.
Seyyidlerden, Kainatın Efendisine bağlı mukaddes sülaleden birisi, Muaviye Hazretlerine düşmanlık edermiş… Bir gün bu seyyid, “Mektubat” ı okurken orada Muaviye’nin methedildiğini görür ve öfkeyle “Mektubat” ı yere atar.
Aynı günün gecesi, rüyasında İmam-ı Rabbani Hazretleri…Seyyidi kulağından tutmuş, haykırıyor:
-Cahil! Sözümüze ve ölçümüze güvenmiyorsun, öyle mi? Gel, seni ceddin ve Peygamber Evinin temsilcisi Hazreti Ali’ye götüreyim de işin gerçeğini ondan öğren!
-Huzura çıkıyorlar. Peygamber Evinin temsilcisi ve güya kendisine sevgi iddia edilerek köpürtülen Muaviye nefretinin vesilesi, Büyük İmam, buyuruyorlar:
- Sakın Allah Resulünün sahabilerine düşmanlık etme! Peygamber dostlarına çatan ve Şeyh Ahmed’in bu davadaki hak ölçüsünü dinlemeyen, felakettedir.
Peygamber Evinin temsilcisi büyük sahabi, ayrıca İmam-ı Rabbani’ye emir veriyorlar:
-Bu cahil, sözden anlamıyor. Göğsüne vurun da aklı başına gelsin ve tövbe etsin!..
Emir yüksekten geldiği için yerine getiriliyor. İmam-ı Rabbani Hazretleri, Seyyidin göğsüne vuruyor.
Seyyid uyanınca, göğsünde müthiş bir sızı… Açıp bakıyor: Şeyh Ahmed’in yumruk izi… Ve kalbinde derin bir nedamet, yeni bir anlayış ve tövbe isteği…
İmam-ı Rabbani’nin mübarek ellerinden öpmeğe koşan ve bir daha bu eli bırakmayan Seyyid…
İlk gençlik çağlarında yazdıkları üç risaleden sonra, tam olgunluk devirlerinde, yalnız mektup yazmakla, suallere cevap vermek ve hakikati tamimlendirmekle yetindiler.Sonradan bunlar toplanılıp “Mektubat” ı teşkil etti ve insan oğlunun en üstün eseri oldu.
Mektubat üç cilttir ve esası Farsça’dır. İçinde birkaç Arapça mektup da vardır. Bütün İslam dillerine tercüme edilmiştir.
İmam-ı Rabbani’nin anlatılmaz büyüklüğünü yine eseri anlatır.
“Mektubat” ın getirdiği, İkinci Binin Yenileyiciliği çapındaki yenilik “Vahdet-i Vücut” meselesini aklın son haddiyle tesbit etmesi; ve Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin yanlış anlaşılan ve eserle müessiri bir gösterdiği vehmine düşülen “Vahdet-i Vücut” davasını tam gerçeğe bağlamasıdır:
-Allah, ötekilerin ötesinde, ötekilerin ötesinde; ötekilerin ötesinde…
Yani,nerede onu buldum ve teşhis ettim sanırsın, onun da ötesinde, namütenahi ötesinde…
Meşhur düstur:
-Ne ki, o zannedersin; zannettiğin o şey, Allaha perdedir.
Böylece:
-”Heme ost” değil, “Heme ez ost”… “Her şey o” değil, “Her şey ondan”…
- “Mektubat” İkinci Bin Yıla girerken bin bir fesada bulanan İslam hakikatinin en mahrem inceliklerini, İkinci Bin Yılın Yenileyiciği haysiyetiyle billurlaştırmıştır; ve dağılışın, dağıtılışın, kayboluşun, kaybedilişin, son haddine kadar her şeyi merkezde toplamış ve kazandırmış, muazzam eser…
İlahi tecellilere; ve İmam-ı Rabbani Hazretlerinin büyüklüğüne ve derecesine ait bütün ölçüler Mektubat da:
-”Allah bana rahmetiyle tecelli etti; rahmetten başka hiçbir şey göremedim. Kahriyle tecelli etti; kahrından başka hiçbir şey görmedim”.
-Mürid, şeyhine şöyle bağlanmalıdır:
-”Gassal (Yıkayıcı) elindeki ölü gibi”…
-Mihnet ve ıstırap mı dediniz:
- “Mihnet ve ıstırap, aşkın levazımındandır. Çaresiz katlanılacak… Yoksulluk, dert ve gam… Bunlar lazımdır. Dost sevdiğini,kendisinden başka her şeyden kesilmiş ve sıyrılmış görmek ister. Bu makamda huzur, huzursuzlukta; karar, kararsızlıkta; rahat, rahatsızlıkta… Bu makamda nefse çare aramamak, kendisini mihnet ve ıstıraba bırakmaktır ki, devanın tâ kendisi. O zaman da insan, kendisini sevgiliye ısmarlamış ve bırakmış olur. Devlet bundandır. Devlet, ondan ne gelirse razı olup onu kabul etmektedir.”
Yakınlık, sadece yakınlık:
-”Bu yolun divaneleri, elde ettikleri hiçbir yakınlıkla teselli bulamazlar. Öyle bir yakınlık isterler ki, uzaklığa benzer; ve öyle bir visal dilerler ki gurbeti andırır olsun… Yoksa yakınlığa benzer ve visali andırır gurbetlerden ne fayda?”
Ve tek yol:
-”Şerif ve latif mektubunuz, zayıf ve nahif kölenize ulaştı. Sevenlerimiz bilsin ki, Allah ehlinin “Fena” diye isimlendirdiği ve tabii ölümden evvel gelen ölümle ölünmedikçe kuds alemine yükselmek mümkün değildir. Yoksa kalb, batıl dünya mabudları ve nefs putlarına tapmaktan kurtulamaz. İslamın hakikati ve imanın kemaline de eremez.”
En büyük mesele:
- “Vahdet-i Vücut ve Zati tecelli davasının belirttiği nisbetlerle Allah arasında hiçbir münasebet olmadığı, bizce, yakinin yakini halinde sabittir. Hak ehlince çoktanberi bilindiği gibi, ihata ve yakınlık ancak ilimdir; Ve Allah hiçbir şeyle ittihad halinde değildir. Vücudu vacib olanın vücudu mümkün olanla ittihadı muhaldir. Gariptir ki; Muhyiddin-i Arabi ve bağlıları, Allah’a “Mutlak meçhul” derler, onu hiçbir hükümle mahkum bilmezler de, böyleyken Zati ihata, yakınlık ve maiyet ispatına kalkarlar. Bu, büyük bir yanlıştır ve Allah’ın zatını teşhis yolunda yersiz bir cesarettir.”
Nihayet:
-Bu dava, bu fakire pek giran gelmekteydi. Bana en büyük ıstırabı veren bu türlü tevhid ifadesinin verasındaki son hakikati ve o hakikatin ulviliğini henüz kavrayabilmiş değildim. Allaha bütün kalbimle yönelerek yalvardım ki, bendeki ilmi ve şer’i inanış kaybolmasın; ve ben, en ileri keşif noktasından bu inanışı gerçekleştireyim… Duam kabul edildi. Önümde hiçbir hicab kalmadı, hakikat bana olduğu gibi göründü. Gördüm ki, alem, sıfati kemallerin aynalarından ibarettir ve ilahi isimlerin zuhuruna yerdir. Yoksa, “Vahdet-i Vücut” cuların vehmettiği gibi, “Zahir” ile “Mahzar”, “Gölge” ile “Vücut” birbirinin aynı değildir.

Deryadan daha ne göstereyim? Ha birkaç damla, ha dünyanın taşıyamayacağı kadar su…
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İMAM RABBANİ (K.S)
boyle bır allah dostunu ovmeye ne hacet.allah onu dunyada övmüş.övmüş ki bu kadar guzel seyler ortaya cıkmıs.bu kadar guzel seyler yazabılmıs.allahu teala bızlerede ımamı rabbanı gıbı bır kalbe sahıp olmayı nasıp etsın inşaallah.
tesekkur ederım payşasım için
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İMAM RABBANİ (K.S)
amin inşallah
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: İMAM RABBANİ (K.S)
SİZE BİR SORU SORABİLİRMİYİM?

ABDULKADİR CEYLANİ VE ŞAHI NAKŞİBENDİ ÖLDÜMÜ YOKSA HALA YAŞIYORMU?
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İMAM RABBANİ (K.S)
alimler ölmez

ne demek istediğimi anladın umarım
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: İMAM RABBANİ (K.S)
KELİME OYUNU YAPMIYORUZ CEVAP İSTİYORUM SADECE...SİZLER ALİMLERİ ÇOK İYİ TANIYOSUNUZ YA....TARIKATLARI VE TASAVVUFU COK İYİ BİLİYOSUNUZ YA.

SORUMU TEKRARLIYORUM
ABDULKADİR CEYLANİ VE ŞAHI NAKŞİBENDİ ÖLDÜMÜ YOKSA HALA YAŞIYORMU?
ACIKLAMALI YAZAYIM ÖLÜP TOPRAĞA GÖMÜLDÜLERMİ?
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İMAM RABBANİ (K.S)
birincisi şu diyim
ben tarikatları yada tasavvufu çok iyi bildiğimi iddia etmedim hiç bir zaman

ikincisi her fani gibi oda ahirete göç etmiştir

Evliyânın büyüklerinden ve müslümanların gözbebeği olan yüksek âlimlerden. Seyyid olup insanları Hakka dâvet eden, doğru yolu göstererek saâdete kavuşturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin on beşincisidir. Muhammed Bâbâ Semmâsî ile Emîr Külâl'in talebesidir. İsmi, Muhammed bin Muhammed'dir. Behâeddîn ve Şâh-ı Nakşibend gibi lakabları vardır. Allahü teâlânın sevgisini kalplere nakşettiği için, "Nakşibend" denilmiştir. 1318 (H.718) senesinde Buhârâ'ya beş kilometre kadar uzakta bulunan Kasr-ı Ârifân'da doğdu. 1389 (H.791)'da Kasr-ı Ârifân'da Rebî'ul-evvel ayının üçünde Pazartesi günü vefât etti. Kabri oradadır. İslâm âlimlerinin en meşhûrlarından olup, tasavvufta en yüksek derecelere ulaşmıştır. Zamânında ve kendinden sonraki asırlarda onun sebebi ile pekçok insan, hidâyete, doğru yola kavuşmuştur.
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: İMAM RABBANİ (K.S)
birgün hocanın biri camide cemaata teyemmümden bahsediyomuş

teyemmümün hangi zamanda yapılacağını hangi durumda teyemmüm bozulur bunları anlatırken daha iyi anlaşılsın diye bir hikaye anlatmış

hikaye şöyle

adamın biri eşeğiyle yolculuk yapıyomuş bir müddet gittikten sonra yorulmuş ve bir taşın yanında uzanı vermiş.uyandığında namaz vaktinin geçtiğini görmüş hemen abdest alıp namaz kılmak istemiş eşeğineyönelmiş çünkü su testisi eşeğin üzerindeymiş.ama gel gör ki eşek ortalıkta yokmuş sağa sola bakınmış ama yok etrafta suda yok namaz vaktide geçiyo en iyisi teyemmüm edeyim demiş tam namaza dururken eşek anırmış.eşek anırınca adamın teyemmüm abdesti bozulmuş neden çünkü su eşeğin sırtında olduğu için vede su olduğunda teyemmüm geçersiz olduğu için adamın abdesti bozulmuş

hikaye bu kadar

hoca bu hikayenin eşek anırdı abdest bozuldu bölümünü anlatırken camiye biri girmiş ve sadece bu bölümü duymuş ''eşşek anırdı abdest boozuldu''

sonra herkese demiş ki bugün hoca dediki eşşek anırınca abdest bozulur.

şimdi sizde aynı bunu yapıyosunuz hocanın ne dediğini bilmeden tarikatın ne demek tasavvufun ne demek olduğunu bilmeden tam manasıyla anlamadan yaygarayı koparıyosunuz sonrada biz cahil oluyoruz

sizin tarafınızdan cahil ilan edildiysek ne mutlu bize
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.